İktidar partisinin, 15 yıldır uygulamaktan bıkmadığı ‘algı yaratma ve yayma operasyonları’, kabak tadı vermeye başladı artık.

Yaptıkları her yanlışın ardından, zeytinyağı gibi su üstüne çıkmayı, marifet sayar oldular.

Nasıl olsa, okumayan / okumayı sevmeyen, her söylenene inanan seçmen(!) kitleleri var.

Nasıl olsa, kendilerine ne söylenirse söylensin; ona alkış tutan makarnacı, nohutçu, kömürcü bir güruhları var.

Böyle bir ortamda, böyle bir düzende, neylersen eyle.

Her şey mubah!

Kır, dök, zırvala, saçmala, aldan, aldat, aldatıl, yanıl, yanılt, çal, çırp… hiç ama hiç önemli değil!

Yaz bir ‘algı senaryosu’, koy yürürlüğe; bürün “sütten çıkmış ak kaşık” rolüne; yaptığın tüm hataları, sonuçlarıyla birlikte sağa, sola, muhalefete, tarih ötesine yükle, bitir işi!

… …

Böyle bir şey olabilir mi?

Olur.

Oluyor da.

Hem de o kadar sık oluyor ki, üzülüyor insan.

Üzülmekten öte kahroluyor.

Kendisi için değil, salak yerine koydukları AKP seçmeni (!) için üzülüyor.

Düşünebiliyor musunuz, bir salak çıktı, “İsmet İnönü, asker kaçağıdır” dedi.

Bir başka salak çıktı, “Çanakkale’de Mustafa Kemal değil, evliyalar savaşmıştır.” dedi.  Bir başka geri zekalı, “İstanbul hiç işgal edilmemiştir. Yunanlılarla hiç savaşılmamıştır, Kurtuluş Savaşı diye bir savaş olmamıştır.” dedi..

Yapılan araştırmalarda, bu aptal söylemlere inanan, milyonların olduğu ortaya çıktı..

Bütün bunların farkında olan AKP İktidarı; o nedenle bu insanlarla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.

Algı operasyonlarıyla yatırıyor insanları, algı operasyonlarıyla kaldırıyor…

*      *      *

Bu ‘algı yaratma ve yayma operasyonunun’,  son örneğini, 19 Ocak 2017 tarihli Meclis oturumunda yaşadık.

Ankara Bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka, başkanlık sistemi ısrarını protesto için sol elini, kürsüdeki mikrofona kelepçeledi.

Vay sen misin bunu yapan?

AKP’nin kadın vekilleri, (bir erkek vekilin verdiği taktiksel direktiflerle) Nazlıaka’nın etrafını anında çevreleyip, kelepçeyi, hunharca sökmeye çalıştı.

Derken itiş kakış başladı..

Saraya şirin görünmek isteyen bazı kadın vekiller, itiş kakışlarını abartıp, olayı, kenar mahalle kadınlarının kavgalarına dönüştürdüler.

Saç baş çekmelere, yerlerde sürümelere, süründürmelere tanık olundu.

Bu kavganın (TV görüntülerine göre) en baskın ve en haşin kavgacısı,  Kimse Yok mu Derneği’nin yöneticisi ve Antalya Milletvekili Gökçen Özdoğan Enç’ti.

Sayın Enç, kadın vekillere yumruk salladı, tekme attı, engelli Vekil Şafak Pavey’i itip düşürerek ayak ve kol protezlerini kırdı.

Bu arada kendisini olay mahallinden uzaklaştırmak isteyen erkek vekillerin elinden kurtulup, yumruk ve tekme atmaya devam etmek için çırpınan Enç Hatun, “Bırakın beni, bırakın!...” diye çırpınıp durdu.

Sonra bir baktık; o hoplayan, zıplayan Enç Hatun, mağdur bir vaziyette, boğazında boyunluk, altında tekerlekli sandalye, meclisi terk ediyor.

Yani?

Yani yine yaptılar yapacaklarını; anında yazdıkları ‘yeni bir algı operasyonuyla’, mazlum, mağdur rolüne büründüler.

Ne diyeyim, ne yazayım, bilmiyorum ki…

Artık midem bulanıyor.

İğreniyorum…

*     *     *

Geçenlerde  (20 Ocak 2017 tarihinde) YENİ ALANYA’ da, MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’nin genç kuşak isimlerinden Hacı Mevlüt Zavlak’ın, AKP’nin çok sık başvurduğu “algı yaratma operasyonları” ile ilgili bir demeci vardı.

Karmaşık duygularla okudum.

Sayın Zavlak’la tanışmayız; hiç karşılaşmadık, hiç görüşmedik.

Zaman zaman gazetemizde çıkan demeçlerini okurum.

Kendisini, gazetelerde okuduğum demeçleri kadarıyla, aklı başında, yurtsever bir genç olarak, bilir, tanır ve takdir ederim.

Sayın Zavlak da aynı konuya (AKP’nin, artık kabak tadı veren algı operasyonlarına) değinmiş.

Şöyle diyor Sayın Zavlak;

“…. Malum medya, her fırsatta CHP'yi, PKK ile ortak hareket etmekle suçluyor, bu konuda epeyce de başarılı oluyor. Bu durumdan, MHP seçmeni de etkileniyor…” diyor ve devam ediyor;

“… Habur rezaletini, CHP yaşatmadı arkadaşlar…

Oslo'da, PKK ile yapılan pazarlık masasında, CHP basılmadı…

Apo ile görüşenleri, CHP göndermedi İmralı’ya…

Apo’nun mektuplarıyla  Kandil’e giden HDP'lileri, CHP göndermedi Kandil’e….

Doğu ve Güneydoğu'daki yerleşim merkezlerimiz silah deposu haline gelirken; emniyet güçlerine, 'sakın dokunmayın' talimatlarını, CHP vermedi…

Açılım zırvalığını, CHP  icat etmedi…

Kobani'deki direnişe selamı CHP göndermedi; orada savaşan PKK'lılara yardım için giden Peşmerge'nin, topraklarımızdan törenle geçmesini, CHP sağlamadı…

Apo’ya 'Sayın Öcalan' denilmesini ve 'Apo posteri asmayı suç olmaktan çıkardık' diyerek ekranlarda sırıtan zat, CHP Genel Başkan Yardımcısı değildi.

Dolmabahçe Sarayı'nda, PKK uzantısı HDP'lilerle kameraların karşısına geçip, PKK ile mutabakat metni imzalayan da CHP değildi.

Akil adam soytarılarını sokağa salıp, 'PKK o kadar da kötü değil' dedirten de CHP değildi….”

*       *        *

İşte budur, yurtseverlik.

Budur, delikanlılık.

Budur dürüstlük.

Budur dürüst siyaset.

Bir yurtsever olarak teşekkür ederim sana Mevlüt kardeşim.

Artık her ana, senin gibi yiğit(ler) doğurmuyor.

Bu vesileyle annene, babana, seni yetiştiren öğretmenlerine teşekkür etmek, onları kutlamak isterim.

Hep böyle dürüst ol, dürüst siyaset yap ve de dürüst kal kardeşim…

Bu ülkenin dürüst gençlere, dürüst siyasetçilere ihtiyacı var.