İmanımız, inancımız ve İslamımız” Kadın’a kutsiyet izafe etmiştir. Kadın bir insandır. İnsan ise “Eşrefi mahlûkat”tır. Yani yaratılanların en şereflisidir. Allah; önce erkeği yani “Âdem” Aleyhisselamı, ondan sonra da kadını yani “Havva” validemizi yaratmıştır. Dinimizde kadın erkegin mutemmimi (yani tamamlayıcısı) erkek de kadının mütemmimidir. Nitekim Yüce Allah erkeklere hitaben” Onlar sizin için birer elbise, sizde onlar için birer elbise gibisiniz.” buyurmaktadır. Yani erkek kadına ne kadar lazımsa, kadın da madden ve manen erkeğe o kadar lazımdır. Kadın erkeğe ne kadar muhtaçsa, erkek de kadına o kadar muhtaçtır.

İslam dininin güneşi dünya ufkuna doğmadan önce kur’anın nuru insanlığın ufkunu aydınlatmadan evvel, dünyada kadının hali perim perişandı Ogünün dünyasında kadına insan gözüyle bakılmaz kadın hor ve hakir görülürdü. kadının horlanıp aşağılandığı, aşağılık bir mahlûk gibi görüldüğü o devirde;

-“Eski Yunan” da kadın “ Şeytanın amelinden meydana gelmiş adi bir varlık”tır.

-“Eski Çin” de kadın “İnsan sayılmaz” ona isim bile takılmaz 1–2–3–4–5 diye rakamlarla çağrılırdı.

-“Eski Roma” da kadın “Haysiyeti olmayan necis bir varlık” tır.

-“İngiltere” de on birinci yüz yıla kadar kocalar kadınlarını sata bilirlerdi kadın “Murdar-Pis” bir varlık olarak kabul edildiğinden ”İncil”e el sürmesi yasaktı. Kadın vatandaş olarak kabul edilmez, ona mülkiyet hakkı bile tanınmazdı.

-“Hıristiyan Hukuku”nda kadın” Şeytanın Kapısı, İblisin Silahı, Fitnenin en büyük sebebi “dir.

-“Arabistan”da kız çocuğu yüz karası olarak kabul edilir, kız çocuğu olanlar utancından toplum içine çıkamazlar, kızlarını çoğu zaman bu utançtan kurtulmak için diri diri toprağa gömerlerdi. Nitekim Kur’an-ı Kerimde bu konuda mealen şöyle buyrulmaktadır.”Onlardan biri kız ile müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kap kara kesilir, kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir, o kız çocuğunu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutacak yoksa toprağa mı gömecek (diye düşünüp durur) bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür.

Dinimiz İslam; kadına ilk defa “insan” olarak değer vermiş, kadına

“Mülkiyet”,“Miras”, ‘Eşitlik”, “Öğrenme” ve “Yaşam Hakkı” tanınmıştır. İnsani ve tabii haklardan istifade etme konusunda kadın- erkek ayrımı yapılmamıştır. “Mülkiyet”, “Sorumluluk”, “Suç İşleme”, “Suç” ve “Saldırılara karşı korunmada” tam bir eşitlik getirilmiştir.

İslam dininde kadın utanılacak, arlanılacak bir varlık değil, bil hassa yaratılanların en şereflisi olmaya namzet bir varlıktır. Hatta Peygamberimizin tebliğine ilk inanan eşi Hz. Hatice bir kadın Allah yolunda canını feda ederek ilk defa şehit olan Nesibe hatunda bir kadındır. Kur’anı kerimin 114 suresinden iki büyük sure olan Nisa ve Meryem sureleride kadın isimleriyle isimlendirilmişlerdir.

İslam inkılâbıyla kadın, istenildiği gibi tasaruf edilen, namusuna el uzatılan, lanetlenen bir “meta” olmaktan kurtulmuş “anne” olmuş, kutsallaşmış “eş” olmuş eşitlik ve değer kazanmıştır.

Her milletin, her insanın kutsalları vardır. Milletler kutsallarıyla ayak da dururlar. Zaten insan cemiyetleriyle hayvan topluluklarını ayıranda işte bu kutsiyetler ve bu yüceliklerdir.

İnsanlık “Aile”, “ırz” ve “namus” denilen ortak değerlere yüz yılların, bin yılların tecrübeleri ile gelebilmiştir. Genç kızı “bacı” kadını “ana” anayı baş tacı, gönül ilacı namusumuzun bekçisi, çocuklarımızın ilk öğretmeni yapanda işte bu müşterek manevi değerlerdir.

Kadın insanlık tarihiyle yaşıttır. Âdemle beraber yaratılmıştır. Tarih boyunca krallara kraliçe, Padişahlara sultan olmuştur. Peygamberimiz cenneti onun ayağının altına koymuştur. Kızlarını iffetli ve namuslu olarak yetiştiren anne, baba cennetle müjdelenmiştir.

Müslüman- Türk geleneğinde bir “ana” imajı var. “Vatan,” “yurt,”, ”oba”, “otağ” ve “soy” gibi yücelerden, uzaklardan, derinlerden gelen bir imaj bu. “ana”da bir kutsiyet, bir mana, bir ulviyet var. Onun için “Ana gibi yar vatan gibi diyar olmaz” denmiştir.

Kadın; “namus” abidesi “İstiklal harbinde “cepheye ve cephane taşıyan “kahramanlık” timsali, çocukları için saçını süpürge eden, yemeyen yediren, giymeyen giydiren, “fedakârlık” numunesidir, İslami Türk geleneğinde.

İslam’ın kadına ve kadın haklarına bakışı böyle olduğu halde, acaba, günümüzün güya medeni dünyasının insanlığı kadına ve kadın haklarına bakışı neden yozlaşmıştır. Bir yandan kadına hak arayışları sürdürülürken, bir yandan da kadının İslam’dan önceki haksızlıklara itilmeye çalışıldığı fark edilmiyor mu?

İslam “cennet” denilen ebedi mükâfatın kadının elinin altında, rızasının altında görürken anayı, ağzı dualı, eli öpülesi, dili bereketli bir varlık olarak tarif ederken, bu gün filmlerde, TV dizilerinde alkolik ‘analar”, çocuklarının gözünün önünde evine yabancı erkekler alan, yatak odalarında onlarla sabahlayan dişiler olarak tasvir ve teşhir ediliyor. Kadın her türlü reklâma alet edilmekte, soyulmakta, bir şehvet aleti olarak görülmektedir maalesef.

Evet, inanç ve geleneklerimiz “KADIN” a kutsiyet izafe etmiş, “Ana gibi yar vatan gibi diyar olmaz” demişiz. Vatanımız İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. Milletimiz bu işgale o “Kutsal ana” ya el uzanıncaya kadar tahammül etmiştir. Kutsal anaya el uzatıldığı anda ise “yeter artık” diye ayağa fırlamıştır. İmanımızdan bir parçaymış gibi sevdiğimiz vatanımıza onun adını “Ana_dolu” adını vermişiz. Çünkü vatanımızın adını “Analarla dolu” anlamında “ana- dolu” diye söylersek daha çok sevilir, korunmaya layık olur demek istemişizdir.

Bu gün millet olarak kendilerinden olmaya çok özendiğimiz Avrupa’da “KADIN” bir şehvet, bir zevk vasıtasıdır. Avrupa’ da kadın fiziki güzelliği var olduğu müddetçe kıymetlidir. Çapdan düştüğü zaman ise bir kenara atılır, bunalımlara düşer. “YAŞLANMAK VE ÇAPDAN DÜŞMEK” ise işe yaramaz olmak Avrupalı kadının kâbusudur.

Müslüman Türk geleneğinde ise kadın, genç kızken de, yaşlılığında da aynı derecede kıymetlidir. Hatta yaşlandıkça daha da kıymetlenir. Evimizin başköşesinde ihtimamla baktığınız “DUA AĞACI” mız, baş tacımızdır. Eli öpülmeden, duası alınmadan dışarı çıkılmayandır. Yanında yüksek sesle konuşulmayan, odasının önünden ayakuçlarına basılarak geçilendir. Yaşlı analar, nur yüzlü nineler, sadece evimizin değil, mahallemizin, çevremizin bereketidir. Genc;i “ana_ baba bir bacı” “dünya ahiret kardeşi” Yaşlısı ise Peygamberler, Veliler, Komutanlar yetiştiren mübarek analardır. Onlar ırzımız, namusumuz ve mukaddesimizdir.

Ankara’dan Selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol