28.11.2014, 00:13 330

İSLAMDA İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE ÖĞRETMENİN ÖNEMİ-1

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yüce Allah; Alemlerin Rabbi, mevcudatın mucidi ve mahlukatın da Halikidir. O’nun halk ettiği yaratılmışların en şereflisi, en mükemmeli ve en mükerremi de, şüphesiz ki insandır. Çünkü insan; en güzel şekil ve surette yaratılmış, akıl, izan, irade ve şuur gibi üstün meziyetlerle donatılmıştır.
Allah tarafından okumaya, yazmaya, öğrenmeye, öğretmeye, eğitmeye ve eğitilmeye kabiliyetli olarak yaratılan insan; düşünen, düşündüğünü sözle ifade eden, konuştuğunu yazan ve yazdığını da okuyabilen bir varlıktır.
Bu özellikleriyle insan; eğitim ve öğretime en uygun ve en kabiliyetli bir varlıktır. Amma eğitimi en zor ve en uzun süren canlı da, yine insandır. Onun için atalarımızın; “ İnsan yetiştirme sanatı” diye tarif ettikleri öğretmenliğin, çok zor bir meslek olduğu da aşikardır.
İslam’da bu zor mesleğin ilk temsilcisi, şüphesiz ki sevgili peygamberimiz, Muhammet Mustafa sallallahü aleyh-i ve sellemdir. O’na bu görev, bizzat Allah tarafından Kur’an’ı kerimin alak suresinin ilk inen ayetlerinde; “ ( Ey Muhammed) Yaratan Rabbinin adıyla oku! O,insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini öğreten, kalemle (yazmayı) belleten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” buyrularak verilmiştir.
Bu ayetlerin emri, sevgili peygamberimizedir. Ancak, O’na verilen emir ve görev, aynı zamanda bizim için de geçerli olan emir ve görevdir. Sevgili Peygamberimiz de; “ Ben öğretmen olarak gönderildim”(1) buyurarak, bu mesleği benimsemiş ve kutsallaştırmıştır.
Peygamber efendimiz bu göreve, kendisine vahyolunan ayetleri bizzat ezberleyerek, vahiy hafızlarına ezberleterek, vahiy katiplerine yazdırarak ve okutarak başlamıştır. Efendimizin, daha vahyin ilk yıllarında Mekke’de sahabeden Erkam’ın evinde açtığı okulda Müslümanlara Kur’an okumayı ve yazmayı öğretmeye başlaması, Medine’ye hicretinden önce, sahabeden Musab bin Umeyr’i, Oradaki Müslümanları okutması için öğretmen olarak göndermesi, hicretten sonra Mescidi Nebevide sürekli eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütüleceği bir bölüm açmış olması ve savaş esirlerinden okuma yazma bilenleri, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara, okuma yazma öğretmeleri şartıyla serbest bırakma yüceliğini göstermesi, O’nun eğitim ve öğretime vermiş olduğu önemi gösteren, insanlık tarihinin şeref tabloları arasında yerini almıştır.
Milletlerin oluşmasında, medeniyetlerin meydana gelmesinde ve devamında eğitim ve öğretimin önemi hepimizce bilinen bir gerçektir. Keza fertlerin ve toplumların madden ve manen yükselmesini ve ilerlemesini sağlayan faktörlerin başında da, ilim gelmektedir. Bu sebepledir ki, evrensel ilkeleriyle mükemmellik arz eden ve her zaman insanca bir yaşamı hedefleyen yüce dinimiz İslam; hikmeti, bilgiyi ve bilgiliyi daima ön planda tutmuş; ilme, alime, öğretmene, öğretmeye öğrenmeye, yazmaya ve okumaya büyük önem vermiştir. Öyle ki, İmam-ı Gazali’ye göre Kur’anı kerimin 763 ayetinde ilimden ve ilim adamından bahsedilmektedir.
Nitekim; “ De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar”(2), “ “Yüce Allah, sizden iman edenler ile, ilme nail olanların derecelerini yükseltir”(3), “ Kulların içinde Allah’tan ancak alimler gereği gibi korkarlar”(4), “ Sakın cahillerden olma”(5), “ Cahillerden yüz çevir”(6) mealinde ki ayetler ve daha niceleri, şerefli dinimizin konuya bakışını ne güzel ifade ediyorlar değil mi?
Sevgili Peygamberimiz de, öğrenmeye, öğretmeye ve ilme verdiği önemi uygulamalarıyla öne çıkarıp örnek olduğu gibi, birçok hadisi şerifiyle de, insanları bu yola teşvik etmiştir.
Nitekim; “ Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah onu cennete giden yollardan birine sevk eder. Şüphesiz melekler ilim arayışında olan öğrencilerin üzerine kanatların gerer. Göklerde ve yerde olan her şey, hatta suyun içindeki küçük bir balık bile, ilim ehli için istiğfar eder. İlim öğrenenin ibadet edene üstünlüğü; dolunay gecesindeki ayın yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz alimler, peygamberlerin varisleridirler. Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar. Onlar sadece ilim bırakırlar. Mirastan pay olarak ilim alanlar, çok büyük pay almış olurlar.”(7), “ Beşikten mezara kadar ilim talep edin.”(8), “ İlmi, Çin’de de olsa alın.”(9), “ İlim müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır.”(10), “ İlim öğrenmek hem kadın, hem de erkek müminlere farzdır.”(11), “ İlmin fazileti ibadetin faziletinden üstündür. Az ilim, çok ibadetten hayırlıdır.”(12), “ Bir alim şeytana karşı, bin abitden çetindir.” (13), “ Ya alim, ya öğrenci, ya dinleyici veya (bu kimseleri) sevici olmaya bak. Beşincileri olma helak olursun.”(14) anlamlarındaki hadisi şerifleri ve daha niceleri bunlardan bazılarıdır.
Her türlü kötülüğün, fitne ve fesadın, terör ve anarşinin, batıl inanç ve sapık düşüncenin hatta şirkin ve küfrün gerçek sebebi cehalettir. Küfrü ortadan kaldıran, sapıklığı yok eden ve cehlin karanlığını yırtarak Hak yolunu aydınlatan ışık ise ilimdir.
Hak batıldan, hayır şerden, iyi kötüden, doğru yanlıştan, faydalı zararlıdan ve güzel çirkinden hep ilimle seçilir. İlim bir servettir, hem de ilim serveti mal servetinden üstündür. Çünkü mal serveti harcadıkça azalır, ilim serveti ise harcadıkça çoğalır.
Peygamber Efendimize, “ Ya Rasülallah! amellerin en üstünü hangisidir.” diye soruldu. Efendimiz cevaben; “ Allah’ı bilmektir. Çünkü az amel ilimle beraber faydalıdır. Fakat cehaletle beraber çok amel fayda vermez.” buyurdu.(15) Bu sebepledir ki, hadisi şerifte; “ Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahreti isteyen ilme sarılsın, her ikisini isteyen yine ilme sarılsın.”(16) buyrulmuştur. Onun için dinimizde iki kişiye haset derecesinde imrenilir, bunlardan birisi malını Allah yolunda harcayan kimse, diğeri de Allah’ın verdiği ilmi insanlara öğreten kişi.(17)
Her işin olduğu gibi ilim tahsilinin de, bir usulü ve adabı vardır. Her şeyden önce, ilmin bir nimet olduğu bilinmeli ve ilim insanlığa faydalı olmak için öğrenilmeli ve öğretilmelidir. Böylesine yüce bir değer insanlığın zararı doğrultusunda kullanılırsa, sahibi için bir nimet değil bir külfet olur. Bir hadisi şerifte; “ Kim ilim adamlarına karşı münazaa yürütmek için ve cahilleri şek ve şüpheye düşürmek için ve halkın yüzlerini kendisine çevirmek için, (yani taraftar toplamak için) ilim öğrenmek isterse, yüce Allah onu ateşe atar.” buyrulmuştur. Hz. Mevlana da bu anlamda olmak üzere; “ Kötü niyetliye ilim öğretmek, eşkiyaya silah vermek gibidir.” demiştir. (SÜRECEK)
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
16°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 21 Eylül 2020
İmsak 04:54
Güneş 06:19
Öğle 12:39
İkindi 16:05
Akşam 18:48
Yatsı 20:08

Gelişmelerden Haberdar Olun

@