29.12.2017, 00:01 2698

İSLAMÎ OLMAYAN ÂDETLER

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Müslümanların ve İslam dininin özel şahsiyeti vardır. Bu şahsiyet Kur’ an ve Sünnet ile tespit edilmiştir. Bu nedenle batıl dinlere ait birtakım ilkeleri, İslam dininin kurallarıymış gibi görüp göstererek İslam dinin safiyetini bozmak caiz değildir.

Öte yandan batıl dinlere ait birtakım uygulamalara sahip çıkılarak, birçok bidat ve hurafeyi İslam’a mal ederek, Müslüman'ın şahsiyetini yozlaştırmakta dinen doğru görülmemiştir.

Bu sebeple Peygamber Efendimiz her konuda gayrimüslimlere muhalefet etmiş ve ettirmiştir. Mesela, ezan konusunda, Yahudi ve Hıristiyanlara benzememiştir. Mezarda onlara benzememek için mezara özel “lahit” yaptırmış, mezarları kıbleye karşı kazdırmıştır. Keza Yahudilerin Hz. Musa'nın Kızıldeniz’i geçtiği ve Firavun’un burada boğulduğu gün olan 10. Muharrem günü oruç tutmalarına karşın, Peygamberimiz de, “Ben Hz. Musa’yı severim ben de 10. Muharrem günü oruç tutarım, ancak onlara muhalefet etmek için yalnız 10. Muharrem günü değil, 9-10 veya 10-11 Muharrem günlerinde oruç tutarım” buyurmuştur.

Müslüman’ın izzeti, şerefi, şahsiyeti ve zaferi Allah'ın yolunda olmakta, Hz. Peygamberin sünnetine uymakta ve Kur’an’ın öğrettiklerine göre yaşamaktadır. İzzet, şeref ve zaferin başka yerlerde, başka yollarda aranması doğru değildir. Nitekim Nisâ Suresi’nin 139. ayetinde Cenab-ı Hak mealen, “O münafıklar ki müminleri bırakıp kafirleri dost ediniyorlar. İzzet, şeref, şahsiyet ve zaferi onların yanında mı arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet, şeref, kudret ve zafer Allah'ın yanındadır” buyurmaktadır.

Yüce Allah, Müminlerin birbiri ile ve gayrimüslimlerle olabilecek münasebetlerine de işaret ederek Fetih Suresi’nin 29. ayetinde mealen, “Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onun beraberindeki Müminler de kafirlere karşı şiddetli (şahsiyetli, izzetli, vakarlı) olup, kendi aralarında (yumuşak ve merhametli) şefkatlidirler” buyurmaktadır.

Gayrimüslimleri memnun etmek için Müslümanların imanından, örfünden, âdetinden taviz vermesinin de pek iyi netice vermeyeceği, taviz verdikçe yeni tavizlerin isteneceği, onlar gibi inanıp, onlar gibi düşünüp onlar gibi yaşamadıkça gayrimüslimlere yaranılamayacağına işaret edilen Bakara Suresi’nin 120. ayetinde de mealen, “ Ne Yahudi ve ne de Hıristiyanlar, sen onların dinlerine tâbi olmadıkça asla senden razı olmazlar” buyrulmuştur.

Bütün bunlara rağmen Müslümanların ilerleyen zamanlarda Yahudi ve Hıristiyanların inanç, örf, âdet ve geleneklerine imrenerek onları taklit edeceklerini bunun doğru olmadığını, 1400 sene evvelinden haber veren ve bizleri uyaran Peygamber Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde mealen, “Sizler kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine (örf, âdet, gelenek, ve göreneklerine) kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık keler deliğine girseler, bunda bir hikmet vardır diye, oraya siz de gireceksiniz.” Oradakiler, “Ey Allah'ın Resulü! Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mıdır?” diye sormaları üzerine Efendimiz de, “Ya kimler olacaktı?” buyurmuş ve böyle hareket edenlerin akıbetlerinin ne olacağını da, “Kim bizden başkasına benzemeye çalışırsa, (özenirse) o bizden değildir. Sakın ha! Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyin, yani onların inanç, örf ve âdetlerini benimsemeye gayret edip heveslenmeyin” buyurarak, haber vermiştir. “Kişi hangi kavme, hangi millete benzemeye çalışırsa o da, o kavimdendir” sözü de Peygamber Efendimize aittir.

Başka ümmet ve din mensuplarını taklit etme ve onlara benzemeye çalışmanın doğru olmayacağına dair bunca ayet ve hadis yani dinî emir varken, yabancıları taklit hastalığı Osmanlı Devleti’nin duraklama devrinde başlamış, gerileme ve dağılma dönemlerinde de devam etmiştir.

O dönemlerde yabancılardan ve bilhassa Rönesans ve Reform hareketlerini başaran Avrupalıdan devrin ilim, teknik ve teknolojik gelişmelerini alarak Osmanlıya getirmek istenmiştir. Onları taklit ederek Avrupalıdan geri kalmamak gayesi güdülmüştür. Ne yazık, tarihî bir gerçektir ki; ilim, teknik, teknolojik ve sınaî gelişmeleri almak ve öğrenmek yerine; Avrupalının, Müslüman Türk’ün inanç, örf, âdet ve geleneklerine uymayan, hatta onlarla taban tabana zıt olan değerler Osmanlı’ya taşınmıştır. Bilhassa aydın kesimin bir kısmının dejenerasyonuna sebep olmuştur.

Son dönemlerde de her ne kadar yabancılardan insanlığın ortak malı olan değerlerin (ilmin, tekniğini, teknolojinin, sanayinin vs.) alınmasına daha fazla gayret gösterilmekte ise de, gerçek yine değişmemiş; Avrupalının ve yabancı gelişmiş ülkelerin gelişen haberleşme ve iletişim araçlarını da kullanarak ihraç etmekte oldukları yabancı kültürlerin adeta istilasına uğramış bulunmaktayız.

Mesela, ülkemizde yirminci asrın son yarısında giderek yoğunlaşarak kutlanan ve bazı çevrelerde bu kutlamalar, Hıristiyanların kutlamalarından daha görkemli hale gelmiş bulunan “Noel Baba ve Yılbaşı kutlamaları” da bu özenti ve etkileşimin eserlerinden birisidir.

İslamiyet’te ve Müslüman'ın hayatında bugünkü anlamda yılbaşı olmadığı gibi Noel Baba da yoktur.

Bugün, özel kıyafetler, eğlence partileri, hindi dolmaları, çam katliamları, çam süslemeleri, içki, kumar ve diğer İslamî olmayan etkinlik, azgınlık ve taşkınlıklarla kutlanan yılbaşı ve Noel, İslamî değildir.

O halde, bazı çevrelerde adeta Müslüman Türk’ün olmazsa olmaz tutkusuymuş gibi lanse edilmeye çalışılan Noel (Yılbaşı) ve Yılbaşı hediyesi nedir ve nereden gelmektedir?

Her yılın sonunda millî benliğimizi azgın bir ahtapot gibi her taraftan saran ve giderek toplumumuzda kronikleşen yılbaşı nereden gelmektedir?

Yılbaşı, daha önce putperest olup, milattan sonra 313 yılında Hıristiyan olan Bizans İmparatoru Konstantin’in Hıristiyanlığı kabul ettiği günün yıldönümüdür.(Yeni Rehber Ansiklopedisi, Cilt 13, s. 8148)

Noel ise Hıristiyanların, Hz. İsa'nın doğum günü olarak (Katolik ve Protestanların) 25 Aralıkta; Ortodoksların ise 5 Ocakta kutladıkları gündür.( Hayat Ansiklopedisi, Cilt. 5, S. 2467)

Çam Ağacı Süsleme

Ömrün uzayacağına inanılarak ışık ve süslerle donatılan, Noel’den birkaç gün sonra çöpe atılan “çam ağacı süsleme” âdeti de putperest Ermenilerin “AMANOR” isimli putlarının şerefine 20 Aralık-10 Ocak tarihleri arasında düzenledikleri kutlama törenlerinden kalma bir âdettir. Değil Müslümanlar için, Hıristiyanlar için dahi batıl olan putperest Ermeni âdetlerinden biridir.

Noel Hediyesi

Noel hediyesi de, Yahudilerin putperest dönemlerinden kalma, Baal adı verilen putun bayramı dolayısıyla birbirleriyle hediyeleşme âdetidir. Bu âdet, hak dinlerin gelmesinden sonra da devam etmiş ve Hz. İsa'nın doğum günü vesile edilerek, babaların annelerin ve velilerin aldıkları hediyeleri Noel Baba diye yutturdukları mahallin papazına vererek ve Noel (Yılbaşı) Gecesi, “Noel Baba size sevdiğiniz hediyeleri getirecek” diyerek çocukları ve gençleri Noel Baba’nın yılbaşında getireceği hediyelerle, Noel Baba’nın şahsında Hıristiyanlığa ısındırma senaryoları düzenlenmektedir. (Hayat Ansiklopedisi)

Hz. İsa’nın Doğum Tarihi Nedir?

Yukarıda da kaydedildiği gibi Hz. İsa’nın doğum günü, Hıristiyanlığın Katolik ve Protestan mezheplerine göre 25 Aralık, Ortodoks mezhebine göre ise 5 Ocak tarihidir.

Tüm Hıristiyanlık âlemi, Hz. İsa’nın doğum tarihini 25 Aralık olarak kabul etmektedirler.

Onun içinde Hıristiyanlar tarafından, bu tarih Hz. İsa’nın doğum günü olarak kutlanmaktadır. (Hayat Ansiklopedisi Cilt. 3, S. 1689)

Bugün kullanılan miladî takvimin başlangıç günü Hz. İsa'nın doğum günü olarak kabul ediliyor. Halbuki Batı tarihçilerinin bir kısmı Hz. İsa’nın milattan 4-6 yıl önce doğduğunu kabul ediyorlar.( Hayat Ansiklopedisi, Cilt 3, S. 1689) Bazıları da Yunan filozofu Eflatun ile (ölümü M.Ö. 347) aynı dönemde yaşadığını ileri sürüyorlar.(Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, Cilt. 5, 520)

İslam âlimlerine göre ise Hz. İsa’nın doğumu ile Hz. Muhammed'in (s.a.v.) doğumu arasında 1000 sene zaman farkı vardır (Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 5, S. 21).

Bu fikirden hareket ederek Hz. İsa’nın milattan 300 yıl önce doğduğu ileri sürülmektedir.

Hz. İsa'nın doğum tarihi üzerinde hem Batı, hem de İslam âlimlerince şüpheye düşüldüğüne göre, doğum günü üzerinde şüpheye düşülmesi doğaldır. Bu durumda Hz. İsa’nın doğum günü de 1 Ocak değildir. Bu 1 Ocak tarihi yukarıda da işaret edildiği gibi Bizans İmparator’u Konstantin’in, Hıristiyanlığa girdiği günün yıl dönümüdür.

Hıristiyan âlemi tarafından kutlanan ve bizim de Avrupalılaşma özentisinden ve onlara benzemek için dinî ve millî bütünlüğümüzü zedelercesine her şeyi olduğu gibi kabul etmemizden dolayıdır ki, maalesef “PUTPEREST ERMENİ VE YAHUDİ ADETLERİNİ YAŞATMA UĞRUNA” 1 Ocak tarihini, yılbaşı olarak kutluyoruz.

Görüldüğü gibi yılbaşı, Noel, Noel hediyesi ve çam süsleme âdet ve gelenekleri İslamî olmadığı gibi, gerçekten 1 Ocak tarihi de Hz. İsa’nın doğum günü değildir. Halkının en az yüzde doksan beşi Müslüman olan üIkemizde, necip milletimizin evlatlarından bir kısmının, dinî ve millî örf, âdet ve geleneklerimize taban tabana zıt olan yılbaşı ve Noel baba kutlamaları, çam süslemeleri ve Noel baba hediyesi safsatalarına bilmeden, körü körüne alet olmaları, çok üzücüdür. Kendi dinî ve millî o kadar çok ve güzel örf, âdet ve geleneklerimiz vardır ki, bunları yaşayıp, yaşattığımız zaman başka kültürlerde mutluluk aramamıza ihtiyacımız kalmayacaktır.

Netice olarak; bütün şan, şeref, şahsiyet, başarı ve zafer Allah’ın yanında ve İslam’dadır. İslamı; inanç, ibadet, ahlak, örf ve âdetleri ile yaşamaktadır. Onun için de “KURTULUŞ İSLAMDADIR” vesselam.

Alaca’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
25°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 13 Ağustos 2020
İmsak 04:05
Güneş 05:42
Öğle 12:50
İkindi 16:39
Akşam 19:48
Yatsı 21:18

Gelişmelerden Haberdar Olun

@