“Ahlak sözlükte, “huy, seciye, tabiat, mizaç, karakter” gibi manalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Bir terim olarak ise, “insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan manevi vasıfları, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlarının tümüne” verilen addır. Ayrıca bu konuları inceleyen bilim dalına da ahlak denir.(Dini kavramlar sözlüğü, s. 13-14)

İslam ahlakının kaynağı Kuran ve sünnettir. Yüce Allah (c.c.) Peygamber Efendimize hitaben, “Muhakkak ki sen, büyük ve muazzam bir ahlak üzeresin” buyurmuştur. Hz. Aişe validemiz (r.a) da, kendisine gelerek, Peygamber Efendimiz ve ahlakı hakkında bilgi almak isteyenlere, Hz. Peygamberin ahlakının Kur’an ahlakı olduğunu söylemiştir. (Müslim Müsafirin, 139). Resulullah (s.a.v.) hadislerinde de, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.

İnsan ahlaki bakımdan çift kutuplu bir varlık özeliği taşımaktadır. Madalyonun iki tarafı gibi, bir tarafı iyilik,öbür tarafı kötülük, bir tarafı itaat öbür tarafı isyan. Allah insan nefsine “kötülüğünü de, takvasını da” ilham etmiş, yani iyilik de kötülük de yapmaya yatkın bir kabiliyet ve istidatla yaratmıştır. (Şems 91/9-10)” Önemli olan insanın nefsini kötülüklerde değil, iyiliklerde kullanmasıdır. Her zaman iyilik yapan kazanmış, kötülük yapan da kaybetmiştir. Kur’an-ı Kerimde bu duruma işaret edilerek, “İyiler muhakkak cennete, kötüler de cehennemdedirler” buyrulmuştur.(İnfitar, 13-14)

Kerim kitabımız İslam ahlakının özünü, yani hülasasını üç ayette toplamıştır. Bu ayetlerden birincisinde insanın, önce Allah’ın bağışlamasına, sonra da cennetine talip olması emredilmiş, bu amaca ulaşmak için de bazı davranışları gaye edinmesi gerektiği bildirilmiştir. İşte bu davranışlar “takva” sahiplerinin davranışlarıdır ki, İslam ahlakının özünü de bunlar oluşturmaktadır. Bu amaçla;

Önce Al-i İmran suresinin 133. Ayetinde, “ Rab'binizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” buyrulmaktadır. Allah’ın cennetine ancak günah ve manevi kirlerden arınmış olarak girilebileceğinden, ayette önce tevbe ve istiğfarla Allah’ın bağışına koşun deniliyor. Böylece Allah’ın affına mazhar olarak cennete girmeye elverişli hale geldikten sonra da, o saadet evine girmeye gayret edilmesi ve koşulması isteniyor. Ayrıca ayette evsafı belirtilen cennetin, “takva sahipleri” için hazırlanmış olduğuna dikkat çekiliyor. O halde takva sahipleri kimlerdir, onların özellikler nelerdir?” Bu sorun cevabı da bundan sonraki iki ayette verilmektedir.

Nitekim anılan surenin 134. Ayetinde, “ O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları af ederler. Allah da güzel davranışlarda bulunanları sever” buyrulmaktadır. Ayette, Allah yolunda bollukta da darlıkta da harcamak, öfkelendiğinde öfkesini yutmak ve insanları af etmek gibi davranışlar, güzel davranışlar olarak nitelendirilmektedir. İşte bu güzel davranışlar, İslam ahlakının ta kendileridirler. Bunlara ahlaki davranışlar, bu vasıfları taşıyanlara da ahlaklı (müttaki) insanlar denilmektedir. Görülüyor ki, Allah’ın sevdiği kullardan olmak için, bu davranışları ilke edinmek gerekmektedir.

İnsan bollukta verdiği gibi darlıkta da vermelidir. Bollukta fazla verildiği gibi, darlıkta da az verilebilir. Atalarımızın, “çok veren maldan az veren candan” dedikleri gibi, Peygamber Efendimiz de, “Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunun” buyurmak suretiyle infakın azının, çoğunun olmayacağını, önemli olanın ihlas ve samimiyet olduğunu vurgulamıştır.

Ayette ayrıca takva sahiplerinin öfkelendiği zaman öfkesini yutan kişiler olduğuna da işaret edilmiştir. Hakikaten sinirlendiği zaman sinirine hakim olmak ve öfkelendiği zaman öfkesini yenmek de her kişinin karı değildir. Peygamber Efendimiz bir defasında sahabelerine, “En güçlü pehlivan kimdir, biliyor musunuz” buyurur. Oradakiler, Allah ve Resulü bilir dediler. Resulullah Efendimiz, “Öfkelendiği zaman, öfkesini yenen kişidir” diye cevap vermiştir. Öfkeyi yutmak, kendine hakim olmak, sakin olmak, sinirini yenmek demektir. Bu da sabırlı olmayı gerektirir ki, “Allah’ta sabredenlerle beraberdir”(Bakar, 153) Çünkü sabır ile namaz nefsin kötü arzularına karşı en büyük silahıdır.

133. ayette birde insanları affederler, denilmektedir. Affetmek büyüklüktür, Allah’a yakışır ve günahları da ancak Allah affeder. Affetmek, büyüklük göstermek, hoş görülü olmak da, olgun ve kamil insanların meziyetlerindendir. Nitekim örneğimiz ve önderimiz olan Peygamberimiz (s.a.v.), amcası Hz. Hamza’nın katilleri olan Vahşi ve Hind’i bile affetmiştir. Elinde onlara her türlü muameleyi yapmaya yetki, güç ve kudreti olduğu halde, onları affetmiş ve bağışlamıştır.

Zikredilen surenin 135. Ayeti kerimesinde de, “ Yine onlar ki bir kötülük yaptıklarında ya da, kendilerine zulüm ettiklerinde, Allah'ı hatırlayıp, günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülükler de bile bile ısrar etmezler” buyrulmaktadır. Zaten insanın hatasından dönmesi ve kötülüğüne son vermesi, en büyük erdemliliktir.

Mademki insan, hem iyi hem de kötü kabiliyetlere sahiptir, asıl olan iyilik yapmak olduğu halde, ola ki bir kötülük yaparsa, yapacağı iş bellidir. Hemen Allah’a sığınıp, günahlarından dolayı tevbe ve istiğfar ederek, Allah'tan özür dileyip af edilmesini ve bağışlanmasını talep etmesidir. İnsan başkalarına karşı kötülük yaptığı gibi, bazen de kendi nefsine karşı kötülük yapar, yani zulüm edebilir. Ayeti kerimeye göre bu takdirde yapılacak iş de aynıdır, Allah'a sığınıp affını dilemektir.

Aklı selim sahibi bir insan, yaptığı bir kötülükten pişman olur, onu ve benzerlerini bir daha işlememeye gayret eder, bile bile yanlış, hata ve kötülükte ısrar etmez. İşte bir kötülük yaptığında hemen Allah’a sığınıp tevbe etmek, nefsine zulmettiği vakit vicdani rahatsızlık duyarak hemen Allah’a yönelerek hatasından dolayı tevbe- istiğfar etmek ve bir suç, hata ve günah işlediğinde ondan vazgeçip ısrar etmeme de “takva” sahiplerine has güzel iş ve hareketlerdir ki, bunlar da ahlaki davranışlardır.

Demek oluyor ki; bollukta da darlıkta da infak etmek, öfkeyi yutmak, insanları affetmek, bir kötülük yapıldığında veya kendi nefsine zulüm edildiğinde hemen Allah’ı hatırlayarak tevbe edip ondan af dilemek, yapılan yanlışlıkta bile bile ısrar etmemek ve hatasını görerek vazgeçmek gibi davranışlar, İslam ahlakının özünü teşkil eden davranışlardır. Bu güzel hareketler aynı zamanda takva sahiplerinin güzel davranışlarıdır.

Bu davranışlar ancak, ihtirasları ve bencil duyguları karşısında hürriyetine kavuşmuş, üstün ruhlu insanların fazilet ve meziyetleridir. Bu ahlak örneği insanlar, bakın kuranda nasıl anlatılmaktadır: “O kullar, şiddeti her yere yayılmış bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula ve esire yedirirler. “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” “ Biz çetin ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız” derler. (insan 7-10)

Yukarıda kaydedilen güzel davranışların sahiplerini Allah sever. Allah sevdiklerini de ödüllendirir. Nitekim aynı surenin müteakip 136. Ayetinde, “ İşte onların mükafatı, Rableri katından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir” buyrulmaktadır.

Yoksul, fakir, muhtaç ve hayır- hasenata gece gündüz, açıktan ve gizli olarak, Allah rızası için infak edenlere de, Allah’ın mükafatı vardır. Mümin bu yolla Allah’ın has kullarından ve sevdiklerinden olur. İşte bunların ödülleri de Allah katındandır, onlar için üzüntü ve keder yoktur. Nitekim Kuran-ı mübinde, “Mallarını gece ve gündüz, açıktan veya gizli olarak hayır ve hasenata sarf edenler varya! İşte o kimselerin ödülleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzüntü ve sıkıntı da çekmezler” buyrulmaktadır. Allah’ın dostlarına, ne ölürken, ne kabirde yalnızken ve ne de mahşerde Allah’ın huzurunda korku, üzüntü ve keder yoktur. Onlar ne gidecekleri yerde ne olacak diye korkarla ve ne de geride bırakacaklarım ne olacak diye üzüntü ve keder duymazlar. Onlar Allah’a inanmış ve tevekkül etmiş insanlardır.

Netice olarak bütün ahlaki davranışların gayesi; Rabbimizin bağışına ve gökler ve yer kadar geniş olan cennetine kavuşmaktır. İyiliği bir takım dünyevi menfaatler kaygısıyla değil, takva gayesiyle ve uhrevi saadet uğruna yapmaktır.

Nihayet müttaki insanların temel ahlaki nitelikleri de; her durumda ve her halde cömert olmak, öfkelenince öfkesini yutmak, insanları af etmek, hatasını görerek vazgeçmek ve bile bile hatada ısrar etmemektir.

Allah bizleri bu has kullarının şefaatlerine nail eylesin ve bizlere de onlar gibi olmayı nasip ve müyesser eylesin.

Umre’den selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol