30.01.2015, 00:42 527

İSLAM AHLAKININ ÖZÜ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Allah insanı hiç yoktan eşref-i mahlukat olarak yaratmış, akıl, izan, irade ve şuur gibi hasletlerle donatmıştır. İnsana Hakkı batılı, hidayeti dalaleti, imanı küfrü, iyiyi kötüyü, günahı sevabı, hayrı şerri, faydalıyı zararlıyı, emirlerini ve yasaklarını da Peygamberleri aracılığı ile bildirmiştir. İnsanlardan iradesini; hak, hidayet, iman, iyi, sevap, hayır, faydalı ve emirleri tutmak gibi müspetler istikametinde kullananları mükafatlandıracağını ve diğer menfiler yönünde kullananları da cezalandıracağını bildirmiştir.
Yüce Allah, uhrevi hayatta ceza ve mükafat yeri olarak Cenneti ve Cehennemi yaratmıştır. Cennet iyilerin safa süreceği, cehennem de kötülerin cefa çekeceği bir yerdir. İnsanın yaptığı iyilik ve kötülükleri “ Kiramen Katibin Melekleri” tarafından “amel defteri” denilen bir deftere yazılır. İradesini kötü yönde kullanan insanların amel defterlerine yaptığı her kötülük için bir ceza yazılır, iradesini iyi istikamette kullananların defterine ise yaptığı her iyilik için on sevap yazılır.
Yüce yaratıcı günah işleyenlerden yaptığına pişman olarak kendisine dönenleri affetmek için tevbe kapısını açmıştır. Bu kapı gündüz günah işleyenlerin tevbe etmeleri için sabahtan akşama, gece günah işleyenler için de akşamdan sabaha kadar açıktır. Onun için insan iradesi elinde ve canı tenindeyken işlediği günahlar için bir daha o günahı işlememek üzere tevbe ederse, Allah dilerse o kulunu affeder. Tevbe kapısı güneş batıdan doğuncaya ve insanın canı boğazına gelinceye( sekerat-ül mevte) kadar açıktır. Ancak bu alametler belirdi mi? artık iman da tevbe de kabul edilmez. Çünkü yeis halinde bunlar muteber değildir. Allah kendisine ortak koşmak (yani şirk) hariç dilerse bütün günahları affeder.
Cennetin genişliği gökler ve yer kadardır.(3/133) Cennet, yaptığı her iyi işi sadece Allah rızası için yapanların, riyaya sapmayanların gideceği yerdir. Buraya gitmeye iki engel vardır. Birisi şirk yani küfür, öteki de günahtır. Günahına tevbe edenler hiç günah işlememiş gibidirler. Demek ki günah işleyerek cennetin kapısını kendisine kendisi kapatan kul, samimi bir tevbe ile bu kapıyı yine kendisi kendinse açar. Kul ile Allah arasında aracı yoktur. Kul her maruzatını sadece aracısız olarak doğrudan Allah’a arz etmelidir.
Bu ayetten anlıyoruz ki, Cennete girecek insanlar, takva sahibi olmalıdırlar. Takva sahibi olmak için de; bollukta da darlıkta da Allah rızası için fakir fukara ve muhtaçlara infak etmeli, öfkelenildiği zaman öfkeyi yenmeli, kendisine karşı hata edenleri affetmeli, bir kötülük yapıldığında veya kendi kendine zulmedildiğinde Allah’ı hatırlayarak tevbe ve istiğfar etmeli, işlenilen kötülüklerde bile bile israr edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, Allah güzeldir güzellikleri ve güzel davrananları sever, onların tevbelerini kabul eder, onları af ve mağfiret eder.
İşte bu sayılan sıfat ve meziyetler, İslam ahlakının özünü ve temelini oluşturmaktadır. İslamda ideal ahlak tipi olan ve müttaki insanın temel özelliklerini teşkil eden;
Her halükarda, yani bollukta da darlıkta da cömert olmak.
Öfkelendiği zaman sabredip öfkesini yenmek.
Affedici olup, suçlu ve kabahatli insanları bağışlamak.
Bir kötülük yaptığında veya kendine zulmettiğinde hemen Allah’ı hatırlayarak günahlardan dolayı tevbe ve istiğfar etmek.
Olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmak. Özü sözüne sözü de özüne uygun olmak.
Kendisine gelen iyilikleri Allah’tan, başına gelen kötülükleri de kendi nefsinden bilmek.(4/79)
Daima hüsnü zan sahibi olmak, kimsenin suç ve kusurunu aramamak, gıybet etmemek (49/12)ve
İşlediği kötülükleri bile bile israr etmemek gibi sıfat ve özellikler “ İslam ahlakının özü”nü teşkil etmektedirler.
İnsanın kendi hatasını anlayarak kabul etmek ve ondan vazgeçmek gibi vasıflar, sadece ihtiraslarını ve bencil duygularını yenerek gerçek hürriyet ve özgürlüğe kavuşan insanların fazilet ve meziyetleridir. O halde Müslüman iyiliği, şu veya bu dünyevi kazanımlar kaygısıyla değil, sadece Allah’a saygı ve sevgi demek olan takva maksadı ile ve yalnız ahret mutluluğunu kazanmak uğruna yapmalıdır.
Bu yüce sıfatlara sahip olan ve yaptığı her şeyi sırf Allah rızası için yapan mutlu insanların mükafatını, ancak sonsuz güç ve kudret sahibi olan yüceler yücesi Allah verir. Bununla ilgili olarak Yaratan, “ İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları Cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir.” buyurmaktadır. (3/136) Mümin, güçlü bir imana sahip olmanın azim ve kararlılığı sayesinde bu güzel mükafatlara ve daha nice güzelliklere ulaşabilir.
Dünya insanlar için bir imtihan yeridir. İnsanlar da bir takım görevlerle sorumludurlar. O halde bunun muhakeme ve muhasebesi için de ikinci bir hayat olmalıdır. İşte bu hayat, sonsuz olan ahiret hayatıdır. Muhakkak geleceği haber verilen ve geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününe bazı insanlar inanmazlar.(40/59) Müminlerin geleceğine yakinen inandıkları kıyamet gününün, din gününün, yani ceza gününün maliki de Allah’tır. (1/4)
Allah’ın tayin ettiği bir gün gelecek ve kıyamet kopacaktır. Kendisine, “ Ya Resulallah kıyamet ne zaman kopacak” diye sorana Efendimiz, “ Kim ölürse o gün onun kıyameti kopmuştur” diye cevap vermiştir. (Buhari) O halde insan kıyametin kopmasından ziyade, kendi ölümünü daima hatırlamalı, onu aklından çıkarmamalı ve ona hazırlanmalıdır ki, ölümü kolay olsun.
Evet ölümün kolayı da vardır. Allah’a inanıp, Allah rızası için yaptığı doğru davranış, iyi ve güzel amellerle mutlu sona ulaşanlara, ölüm anında cennet, cennette sefa sürenlerin hali ve mutlulukları, huriler, gılmanlar ve cennetin diğer nimet ve güzellikleri gösterilir. (Buhari-Müslim) Onlar ölürken üzerlerine melekler, “ Korkmayınız üzülmeyiniz, size va’dolunan cennetle sevininiz diyerek inerler” (41/30)
Bu müjde ve saadete ulaşmak ancak; özü sözü doğru olmakla, dosdoğru yolda yürümekle, söz ve davranışlarda düzgün olmakla, münafıklıga sapmamakla, bütün amellerde ihlaslı olmakla ve bütün farzları eksiksiz eda etmekle mümkündür.
Meleklerin korkmayınız müjdesi, ölüm sonrası ve geçmiş amellerle, üzülmeyiniz müjdesi de geride bırakılan evladı iyal ve mal mülk içindir. Bu melekler ölüm anındaki bu Allah dostu insanlara, “ Biz dünya hayatında da ahrette de sizin dostlarınızız. Gafur ve Rahim olan Allah’ın ikramı olarak orada sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey de orada hemen sizin için hazırlanır” derler.
Kuşkusuz ben Müslümanım diyenler, iman edip Allaha karşı gelmeyenler, Salih amel işleyenler, insanları Allah yoluna çağıranlar, iyilikle kötülüğün bir olmadığını bilenler, her türlü kötülüğü iyilik ve güzellikle savanlar, düşmanlarını dost yapmayı bilenler ve şeytani vesveseler karşısında Allah'a sığınanlar Allah'ın dostu ve has kuludurlar. Allahın dostu olan insanlar için ne dünyada yaşarken, ne ölüm anında ve ne de öldükten sonra korku ve üzüntü yoktur.
Önemli olan insanın İslamı bütünü ile yaşaması, İslami kaide ve kuralları pratik hayatına yansıtması, tüm arzu ve isteğinin Allah rızası olması ve hayatını İslam ahlakı ile güzelleştirmesi, dünyada ve ahrette itibar kazanmasına en büyük vesile olacaktır.
Allah bizleri; İslam güneşi ile aydınlanan, Kuran nuru ile nurlanan, aşk-ı Muhammedi ile yanıp tutuşan, İslam ahlakı ile ahlaklanan ve Rıza-i Bariye ulaşanlardan eylesin.(amin)
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@