Hamd alemlerin Rabbine, salavat O’nun son Resulüne olsun.

Yüce Yaratan tarafından yaratılan sayısız varlık vardır. Çünkü O, tüm varlık aleminin sahibidir, çünkü O, hem dünya ve hem de ahiret aleminin Rabbidir. Allah (c.c.), yarattığı her şeyi bir gaye için yaratmıştır. O; gayesiz, amaçsız ve boş yere hiç bir varlık yaratmamıştır.

Şüphesiz ki, Allah’ın yarattığı en mükemmel ve en mükerrem varlık, insandır. Allah insanı, bizzat kudret eliyle yaratmıştır. Nitekim sad suresinin 75. Ayetinde insan için, “ Ellerimle yarattığıma” ifadesine yer verilmiştir.

İnsan aynı zamanda yaratılanların en güzelidir. Çükü Allah (c.c.) insanı, en güzel şekil ve surette yaratmıştır. Gerçekten de tin suresini 4. Ayetinde Allah (c.c.), “ Biz gerçekten insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmaktadır.

Mevla Ademi balçık halindeki kuru çamurdan yaratmış, O insana bizzat ruhundan üflemiş, insanı saygın bir varlık yapmıştır. Allah, meleklere ve şeytana insana secde et emrini vererek insanın üstün bir varlık olduğuna dikkat çekmiştir. Hakikaten yüce Allah (c.c.), bakara suresinin 34. ayetinde Hani meleklere, “ Adem için saygı ile eğilin” demiştik ve sad suresinin 75. Ayetinde de şeytana, “ Ey iblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu?” ayetlerinde hem melekler ve hem de şeytan Adem’e secde etmeye davet edilmiştir. Bütün meleklerin Ademe secde ettiği, sadece İblisin (şeytanın) secde etmediği, onun kibirlenip büyüklük tasladığı için kafirlerden olduğu da Kuranda haber verilmiştir.(Bakara s.a.34)

İnsan yeryüzüne, halife olarak yaratılmıştır. Bu durum Kelamullah’ın Bakara suresinin 30. yetinde, hani Rabbin meleklere, “ Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti ve fatır suresinin 39. Ayetinde de, “ O sizi yeryüzünde halifeler kılandır” şeklinde ifade buyrulmuştur.

Yüce Allah yerde, göklerde ve ikisi arasında sayısız nimetler yaratmış ve insanın emrine amade kılmıştır. İnsan karada, havada ve denizde bu nimetlerden her zaman ve her durumda istifade etmiştir ve etmektedir. Yüce Allah bu konuyu, lokman suresinin 20. ayetinde,“ Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut da gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmedin mi? ve casiye suresinin 13. ayetinde de, “ Allah göklerdeki ve yerdeki her şeyi katından bir nimet olarak sizin hizmetinize verendir” ifadeleri ile beyan etmektedir. Allah’ın insanoğluna ihsan ettiği nimetler namütenahidir, sayılmakla bitmez. Gerçekten de Kerim Kitabımızın bir ayetinde bu duruma, “ Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız ( o kadar çoktur ki) sayamazsınız” ifadesiyle işaret edilmiştir.

Şüphesiz ki, nimetlere şükür gerekir. Nimetlere şükür Yaratana ibadet ve itaat etmekle olur. Zaten insanın yaratılış gayesi de budur. Cenab-i Hak zariyat suresinin 56. Ayetinde, “Ben cinleri ve insanları, bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım” buyurmak suretiyle, insanın yaratılıştaki gayesini açıklamıştır.

Yüce Allah (c.c), “ Öyleyse yalnız beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin” buyurmaktadır Bakara suresinin 152. Ayetinde. Kulun Allah’ı anması, O’na ibadet ve itaat etmesiyle, Allah’ın kulu anması ise; rahmeti, şefkati, merhameti, nimeti, ihsanı ve ikramı ile olur. Bu ibadet ve itaat aynı zamanda nimetlere şükretmek demektir de. O halde insan, Rabbinin nimetlerinden istifade etiği müddetçe, ibadet ve itaate devam etmelidir. Kelam-ı Kadim’in hicr suresinin 99. ayetinde, Allah’a yapılacak ibadet ve itaat süresinin, ölünceye kadar olduğu da, “Sana ölüm gelinceye kadar, Rabbine ibadet et” şeklinde haber verilmiştir.

İNSAN BAŞIBOŞ YARATILMAMIŞTIR.

Ademoğlu gayesiz yaratılmadığı gibi, başıboş da yaratılmış değildir. Bu durum Kıyame suresinin 36. ayetinde, “ İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”şeklinde beyan edilmiştir. Hakikaten insan, yaşamı boyunca istifade ettiği ve faydalandığı her nimetten ahirette sorguya çekilecektir. İnsanın hayatı boyunca yapıp ettikleri, söyleyip kelam ettikleri hep kayıt altına alınmak için, İlahi katipler tarafından yazılmakta ve İlahi kameramanlar tarafından da görüntülü şekilde kaydı yapılmaktadır. Bu durumlar Mushaf-ı Şerif’in ayetlerinde bir bir haber verilmiştir.

Nitekim Yaratanımız, kaf suresinin 16-18 ayetlerinde bakın bu durumlara nasıl işaret buyurmaktadır. “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Üstelik biri insanın sağ yanında, biri sol yanında oturmuş iki alıcı melek de, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki, onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın.”

Yine Yüce Mevla kerim kitabımızın infitar suresinin 9-16. Ayetlerinde de, insanın hayatı boyunca gözetim ve denetim altında olduğundan, iyilerin mükafatından ve mükafat mahallinden, kötülerin de cezalarından ve ceza çekecekleri yerden haber vermek için, “ Hayır hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz. Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler ve değerli yazıcılar vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler. Şüphesiz iyiler Naim cennetindedirler. Şüphesiz günahkarlar da cehennemdedirler. Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir. Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir.”buyrulmuştur. Demek ki insanoğlu başıboş yaratılmış değildir.

İNSAN SORUMLU BİR VARLIKTIR.

Tekasür suresinin 8. Ayetinde, “ Nihayet o gün, dünyada faydalandığınız her şeyden, (bütün nimetlerden) elbette sorguya (Hesaba) çekileceksiniz.” buyrulmaktadır. Ayette geçen “Naim” kelimesi lezzet aldığınız her şey demektir. O halde insan, bir şeyin kendisinden, görüntüsünden, güzelliğinden, kokusundan ve tadından hoşlanarak istifade etmiş ise, ondan sorguya çekilecektir. Bu insanın hayatı, sağlığı, yediği bir meyve ve içtiği bir bardak soğuk su da olabilir. Demek ki insanın evrensel anlamda bir takım görev ve sorumlulukları vardır. Yani insan; doğar, yaşar, ölür, yeniden dirilir ve hayatında yapıp ettiklerinin hesabını verir. Bunun kaçışı ve kurtuluşu kesinlikle yoktur. Nitekim bütün bunları yapacak olan yüce Allah (c.c.) müminun suresinin 115. Ayetinde, “ Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız” buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz Muhammet Mustafa (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurarak, konuya açıklık getirmiştir. “ Kıyamet gününde hiçbir kimse; ömrünü nerede tükettiğinden, bilgisi ile ne iş yaptığından, nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından, hesaba çekilmeden sorgusu bitmeyecektir.” Evet, her konuda bizim örnek ve önderimiz olan Efendimiz, her şeyden önce bir kul olarak bu sorgu ve mükellefiyeti tabiri caiz ise, iliklerine kadar hissetmiş ve daha dünyadayken bunun tedbirini alırcasına veda hutbesinde kendisini dinleyenlere, “ İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? Orada bulunanlar: Allah’ın elçiliğini ifa ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve öğütte bulundun diyeceğiz” dediler. Peygamberimiz bunun üzerine üç defa, “Şahit ol ya Rab” buyurdu.

İnsanın sosyal statüsü ne olursa olsun, yaptığından, ettiğinden ve söylediklerinden sorumluluğu vardır. Anne- Babalar olarak çocuklarından, öğretmenler olarak öğrencilerinden, yöneticiler olarak da yönetimleri altında bulunanlardan sorumlulukları vardır.

İnsanın Allah’a, kendi nefsine, Ailesine, Komşularına, topluma ve diğer varlıklara karşı bir takım sorumlulukları vardır. Ancak Allah (c.c.) hiç kimseye gücünü aşan sorumluluk yüklememiştir. Bu durum bakara suresinin 286. Ayetinde, “ Allah kişiyi ancak gücünün yettiği ölçüde sorumlu kılar. Herkesin kazandığı hayır kendine, işlediği günah da kendi aleyhinedir” buyrulmak suretiyle haber verilmiştir. Mesela deli ve çocuklar yaptıklarından sorumlu değillerdir. Fakirler hac ve zekat ibadetlerinden, yolcu ve hasta olanlar da oruç tutmazlar.

SORUMLULUK BİREYSELDİR

İslam dininde sorumluluk şahsidir, (bireyseldir) kimse kimsenin cezasını çekmez. Bazı insanlar kötülüklerine, başkalarını da alet etmek için, “ Sen benim yolumdan git, benim yaptığım gibi yap, günahı varsa ben çekerim veya günahı bana olsun” derler. Halbuki kimse kimsenin günahını yüklenerek, onu temize çıkaramaz. Hatta bir insan bir insanın günah işlemesine sebep olursa, günah işleyenin günahı kadar günah da, günah işlenmesine sebep olana yüklenir. İsra suresinin 15. ayetinde, “ Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkar, başkasının günahını çekmez. Biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir kavmi cezalandırmayız “ buyrularak suçun ve sorumluluğun bireysel olduğuna işaret edilmiştir.

Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol