İnsan, ruh ve bedenden meydana gelen akıl sahibi, Allah-ü Teâlâ’nın en güzel surette yarattığı, en üstün varlıktır. Nitekim Tin Suresi’nin 4. ayetinde, “Biz insanı en güzel şekil ve surette yarattık” buyrulmak suretiyle insanın en güzel yaratıldığına ve Bakara Suresi’nin 34. ayetinde de, “Bir zamanlar biz, meleklere (ve cinlere), Âdeme secde ediniz dedik. İblis hariç hepsi de secde ettiler” buyrulmak suretiyle de insanın üstün varlık olduğuna işaret edilmiştir. Yüce Allah, tabiri caiz ise güllerden bir buket yapmış, üzerine insan yazmıştır. İnsan zübde-i âlemdir, yani âlemin özüdür.

Allah (c.c) yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere insanı yaratmış, orada ilahî hükümranlığı gerçekleştirme görevini de ona vermiştir. Nitekim Yüce Allah Bakara Suresi’nin 30. ayetinde mealen, “Hatırla ki Rabbin meleklere, ‘ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ dedi” buyurmaktadır. Bilindiği gibi halife, vekil ve temsilci demektir.

Allah insanı aynı zamanda yeryüzünün maddî ve manevî imarı için de yaratmıştır. Nitekim bir ayette mealen, “İnsana yeryüzünü imar etme kudreti verdik ve yeryüzünün imarını da, insana emrettik” buyrulmaktadır.

Hz. Ali (r.a)’nin dediği gibi “İnsan, bir çuval et ve kemikten meydana gelmiş basit bir varlık değildir. İnsan, bütün sırların kendisinde toplandığı komplike bir varlıktır.”

Allah melekleri nurdan, cinleri dumanlı ateşten ve insanları da balçık halindeki çamurdan yaratmıştır. İnsanın neden ve nasıl yaratıldığına Yüce Allah Müminun Suresi’nin 12, 13 ve14 ayetlerinde işaret buyurarak mealen “Biz insanı (Âdem’i) muhakkak ki çamurun özünden yarattık. Sonra Âdemin neslini sağlam bir yerde (rahimde) döllenmiş yumurta yaptık. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra da kan pıhtısını bir parça et yaptık. O et parçasını da kemikler haline çevirdik. Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik. Bak ki şekil verenlerin en güzeli olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir” demektedir. Başka bir ayette de insanın bu yaratılış evrelerinden bahsedildikten sonra, “Biz onu insan olarak yeryüzüne çıkardık” buyrulmaktadır.

Şüphesiz ki akıl, izan, irade ve şuur gibi hiçbir varlıkta olmayan hassalarla donatılarak yaratılmış olan insan, gayesiz ve başıboş yaratılmamıştır. İnsan bilhassa, yüce gayeler için yaratılmıştır. Nitekim Yüce Allah, Zariyat Suresi’nin 56. ayetinde mealen “Ben insanları ve cinleri, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyurmaktadır. Bu kulluğun (ibadet ve itaat etmenin) müddetini, yani ne zamana kadar olduğunu beyan etmek için de Hicr Suresi’nin 99. ayetinde; “Sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk (ibadet) et” buyurmuştur.

Hadis-i şerifte beyan edildiği üzere, “İnsanın en hayırlısı haramlardan sakınan, akrabayı ziyaret eden ve Allah-ü Teâlâ’nın emir ve yasaklarını yayandır.”

Demek ki insanın yaratılmasından maksat; etli, sütlü, yağlı ve lezzetli yemekleri yesin, kutnu kumaştan güzel ve nefis elbiseler giysin, mal mülk edinsin, çoluk çocuk ve eş sahibi olsun, oynasın, eğlensin, kısaca her türlü zevk ve sefayı sürsün, sonra da bir hayvan gibi ölüp gitsin değildir.

İnsanın yaratılmasından maksat; Allah’ı bilmesi, O’na inanması, O’na karşı gönlü kırık, boynu bükük olarak yalvarmak suretiyle kulluk yapması, O’nun vermiş olduğu maddî ve manevî nimetlerinden dolayı O’na şükretmesi, kısaca Allah’a karşı ibadet ve itaatte kusur etmemesidir.

Şüphesiz ki insana iyilikten ne ulaşırsa, o yüceler yücesi Allah’tandır. Kötülük ve fenalıktan ne isabet ederse, o da insanın kendi nefsinin kazancındandır. Kul, nefsinin kazandığı kötülük ve günahlarına tövbe ederse, Allah Teâlâ dilerse onu affeder.

Dinin kurallarına uyarak yaşayan iman ve salih amel sahibi olarak ölen insanlara yüce Rabbimiz ebedi hayatta cennetin nimetlerini ihsan edecek ve orada onu ebediyen sonsuz nimetlerin içinde yaşatacaktır. İnanan için ölmek, ölüp yok olmak değil, bilakis dünyasını değiştirmektir. Burada önemli olan ahirete iman, salih amel ve sevabı fazla olarak gitmektir. Mühim olan “Rabbim Allah’tır deyip yani iman edip dosdoğru olarak” yaşamaktır. Bakın Kuran’da bu husular nasıl anlatılmaktadır.

“Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vaat olunan cennetle sevinin!”, “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız.Gafur ve rahim olan Allah’ın ikramı olarak orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey sizin için orada hazırdır.” (Fussiletl suresi, ayet 30-32)

“Allah, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz.” “Ve O, sizi yer yüzünde yaratıp türetendir. Sırf O’nun huzurunda toplanacaksınız.”, “ Ve O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun eseridir. Hala aklınızı kullanmaz mısınız?” (Müminun suresi. Ayat 78-80)

üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır, bir birlerini de arayıp sormazlar.”, “ Artık kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa ve mutluluğa erenlerdir.”, “ Kiminde tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir. (çünkü onlar) ebedi cehennemdedirler. Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.” (Müminun suresi, ayetler. 101-104)

İnsan medeni bir varlıktır, tek başına yaşayamaz. Yerleşme ve yaşamada diğer insanlara muhtaçtır.

İnsanın tek ve şaşmaz gayesi insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak olmalıdır. İnsan-ı kâmil; kemale ermiş olgun insan demektir. O, İslam’ın emrettiği bütün emirleri yapan, dinî yasaklardan sakınan, peygamber ahlakı ile ahlaklanan, hareketleri ve sözleri hep Allah’ın ilhamı ile olan, üstün insan demektir. Öyle ki, bütün varlıklar ve imkânlar insanın emrine amade olarak yaratıldığı 45. Sure için de bulunan 13. ayette haber verilerek “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden bir lütuf olarak size amade kıldı. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır.”denilmiştir. Hatta Kur’an-ı Kerim’in 114 suresinden birisi “insan” ismini taşımaktadır.

İnsan dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmak için yaratılmıştır. Din bu mutluluğa ulaşmanın yol ve kurallarını gösterir. İslam dininde dünya için ahiret, ahiret için de dünya ihmal edilmez. Dinimizde dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını ihmal eden insan makbul değildir. Bilakis dünya ve ahiret işlerini atbaşı götüren, dünyası için ahiretini ve ahireti için de dünyasını ihmal etmeyen kişi makbuldür. Bu bağlamda Müslüman. hiç ölmeyecek gibi dünyası için, yarın ölecekmiş gibi de ahireti için çalışan insandır.

Ahireti için dünyasını ihmal eden dünyada sefil, dünyası için ahiretini ihmal eden ise ahirette rezil olur. İnsan kuş misalidir. Kuş ayakları ile karada yürür, kanatları ile göğün enginliklerinde uçar. Kuşun kanadını kırarsanız onu karaya mahkum edersiniz ve birdaha semanın enginlilerinde uçamaz olur. Tıpkı bunun gibi insan da bedeni ile dünya, ruhu ile de ahiret varlığıdır. Ruhi yönünü ihmal eben insan, ahiretin nimetlerinden istifade edemez.

Gerçek Müslüman, iki günü eşit olan insanın zararda olduğunu bilen insandır. İşte bu insan yaratılışın maddî ve manevî gayesine uygun yaşayan insandır. İşte bu insan, dünya ve ahirette mutluluğa ulaşan insandır.

Allah bizleri, dünyası için ahiretini ve ahireti için de dünyasını ihmal etmeyenlerden eylesin.

Ankara’dan selam,sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner303

banner155