“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır, ve çok kötü bir yoldur.” buyrulmaktadır.

Bu ayette zina etmeyin denmeyip de, zinaya yaklaşmayın denilmesinin sebebi, kişiye yalnız zina değil, onu zinaya sevk eden yollarında yasaklanmış olmasındandır. Kişiye önce, onu cinsel birleşme zinasına sürükleyecek olan el zinası, göz zinası, söz zinası ve halvet zinası vs gibi zinalar yasaklanmıştır. Çünkü küçük ve önemsiz gibi görünen bu sayılan zina yollarına müptela olanların, kendilerini cinsel zinadan korumaları ve bu konuda nefislerine hakim olabilmeleri oldukça zordur. İnsanın bu psikolojik zaafını dikkate alan Kuranı Kerim, prensip olarak insanı kötülüklere sevk edici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bu duruma “Sedd-i Zeria” prensibi denilmektedir.

Nesillerin ifsadına sebep olan cinsel zina suçunu işleyenlere caydırıcı cezalar getirmiştir İslam din. Bu konuda Nur suresini 2. ayetinde,

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine, yüz sopa vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde ( Hükümleri uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.” buyrulmaktadır. Bu cezaya “Had” cezası denir. Bu ceza başından nikah geçmemiş bekarların zina suçuna verilen cezadır. Başından nikah geçenlerin, yani evlilik yapmış kadın ve erkeklerin zina suçunun cezası ise “recm” dir.

Bu caydırıcı cezaların uygulanmaması halinde, toplumda babası belli olmayan nesiller çoğalır, bu da cemiyette bir takım dini, sosyal ve psikolojik sorunlara sebep olur. Günümüz dünyasında bir takım yuvaların yıkılmasının, aile ocağının dağılmasının, öldürmelerin olmasının, ayrılıkların çoğalmasının, çocukların yetim veya annesiz yahut da babasız büyümelerinin sebebi de budur. ( Kadın hakları ile ilgili olarak ,Nisa suresinin 19-21, 25 ve 32. Ayetlerine bakılabilir)

İNSANLARIN EŞİTLİK HAKKININ KORUNMASI:

Peygamberimiz (s.a.v.) de veda hutbesinde, “ Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ınız birdir, babanız da birdir, hepiniz Adem’den siniz ve Adem de topraktandır. Arap olanın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana üstünlüğü yoktur. Kırmızının siyaha, siyahın da kırmızıya üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva yönündendir.” buyurmuştur.

Öte yandan İslam Dininin; insanların menşe-i, yaratılışı ve eşref-i mahlukat olan insan neslinin korunması ile ilgili getirmiş olduğu prensipler, hem toplumsal huzurun ve hem de milletler arası barışın yerleşip korunması için büyük önem taşımaktadır. Dinimiz bu huzur ve barış ortamını, insanların aynı anne ve aynı babadan türediğini, bu anlamda bütün insanlığın kardeş ve eşit olduğunu kabul ve ilan ederek sağlamıştır.

Nitekim konu ile ilgili olarak Kuran ayetlerinde:

“Ey insanlar! Sizi bir nefisten (Adem ‘a s’ dan) yaratan ve ondan da eşini (Havva validemizi) yaratan ve her ikisinden bir çok kadın ve erkekler yaratarak (üreterek) yayan Rab'binizden korkun.”,(Nisa s. a 1)

Hucurat suresinin 13. Ayetinde de,

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmak için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” ,

Hucurat suresinin 11. ayetinde de,“Müminler ancak kardeştirler” buyrulmaktadır.

Efendimiz de bir hadislerinde, “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir” buyurmuştur.

Evet, İslama göre insanlar; yaratanları ve anne - babaları bir olan varlıklardır. İnsanların birbirine dini, dili, ırkı, rengi, şu veya bu coğrafyada yaşamaları, makam ve mevkileri, kadın ve erkek olmaları, zengin ve fakir olmaları yönünden birbirine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır, yani Allah’ın emirlerini uygulama ve yasaklarından da sakınma konusunda özen gösterme yönündendir.

Öte yandan insanlar, yaratılıştan eşit haklara sahiptirler. Bu hakların ihlal edilmesi dinen günah, hukuken suç ve ahlaken de çok çirkindir. İslama göre, yaratılıştan sahip olunan bu insan hakları kutsaldır ve her türlü tecavüzden korunmuştur. Bu haklara tecavüzü önlemek için İslam dini, caydırıcı tedbirler almış, tarafsız ve adil bir şekilde uygulamıştır. Nitekim bu konuda Peygamber Efendimiz, “Suçlu kızım Fatıma da olsa gerekli ceza-i müeyyide uygulanacaktır. Sizden önceki ümmetler, kanunları zayıflara ve güçsüzlere uygulayıp, güçlü ve nüfuzlu insanlara uygulamadıkları için helak olmuşlardır” buyurmuştur.

PEYGAMBERİN (sav) İNSANLIĞA BIRAKTIĞI İKİ EMANET.

Bilindiği gibi Peygamberler miras bırakmazlar. Ancak Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği son ve cihan şümul peygamberi olan Hz. Muhammed (sav) insanlığa iki miras bırakmıştır. Bunlar; Allah’ın kitabı olup hükmü kıyamete kadar geçerli olan Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetidir. Nitekim Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde mealen; “ Size iki şey bırakıyorum. Onlar Kuran ve Sünnettir.

Kurana inanan ve onu kendine rehber edinen insanlar, hem dünyada ve hem de ahirette mutlu ve bahtiyar olurlar. Nitekim Kuran ayetlerinde bu konuda;

“Şüphesiz ki bu Kuran (sizi) en doğru yola iletir. İyi davranışta bulunan müminlere kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdele” (İsra / 9)

Müminler kurandan faydalanmayı ve feyiz almasını bildikleri ve bu amaçla okudukları için, Kuran ayetleri kendileri için hem şifa ve hem de rahmet kaynağıdır. Kurandan nasibini almayan zalimlerin ise, hüsranlarını artmasına sebep olur. Nitekim ayette,

SÜRECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol