İslam’da namuslu ve iffetli bir kadına, iftira etmek de büyük günahtır ve suçtur. Bu konuda Nur suresinin 4. Ayetinde,” Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere, seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkarlardır ” buyrularak, iffetli ve namuslu kadınlara yapılacak iftiralardan, iftiracıları caydırmak için caza müeyyidesi getirilmiştir. İslam’da karı kocasına veya koca karısına zina isnat ederse, dört şahit getirmek mecburiyetindedirler. Eğer getiremezlerse hakim önünde “lian” uygulanır, iki tarafta cezadan kurtulur ve boşanmış olurlar. Bütün bunlar iffet ve namusun korunması için alınan caydırıcı tedbirlerdir.( Nur sures 6,7,8 ve 9. Ayetler)

MAL VE MÜLKİYET HAKKININ KORUNMASI:

Peygamber Efendimiz veda hutbesinde, “ Ey insanlar! Mallarınız da, mukaddestir ve her türlü tecavüzden korunmuştur” buyurmuştur.

Bu ilkeye göre; kişinin mal ve mülkiyet hakkının olduğu, bu hakkın da kutsal ve her türlü saldırıdan korunmuş olduğu, kişinin izni ve rızası olmadan gasp edilmesinin mümkün olmayacağı ifade ve tespit edilmiştir.

Malların ve mülklerin korunması ile ilgili bazı Kuran ayetleri şöyledir.

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyiniz. ..” (Bakara 188),

“Allah size mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi emreder…” (Nisa 58)

“Allah alım-satımı ( yani ticareti) helal, faizi haram kılmıştır….” (Bakara 175)

“Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin.” (Maide 38)

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide 90)

“Yetimlerin mallarını verin, temizi pis olanla değiştirmeyin. Onların mallarını kendi malınıza katarak (Kendi malınız gibi) yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır.”(Nisa 2)

Mal ve mülkün her türlü tecavüzden korunmuş olması ile ilgi olarak Peygamberimizin bazı hadisleri de şöyledir.

“Bizi aldatan, bize hile yapan ve bize silah çeken bizden değildir.” ,

“Rüşveti alanda verende cehennemdedir.”,

Bu ayet ve hadislerde görüldüğü gibi, (daha birçok ayet ve hadiste de görüleceği gibi) İslam dini, mal ve mülkiyet hakkını kutsal saymış, onlara tecavüzü suç kabul etmiş ve bu suçların işlenmesini önlemek için de, caydırıcı tedbirler almış ve müeyyideler koymuştur.

Peygamberimiz (sav) Veda hutbesinde, “ Ey insanlar cahiliye devri adeti olan faizi kaldırıyorum. Faiz ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de amcamın oğlu Abbasın faizidir” buyurarak, cahiliye döneminde alabildiğine uygulanan ve insanların birbirini (Bil hassa zenginlerin fakirleri) sömürmesine sebep olan faizi kaldırmıştır. (Faizle ilgili olarak Bakara suresinin 275-279. ayetleri ve dip notlarına a.g.e. den bakılabilir. D.K.)

Ancak alınan bu caydırıcı İslami tedbirleri ilkel bularak eleştirenlerin olduğu da bilinen bir gerçektir.

Mesela, İslamın hırsızlık suçuna karşı koyduğu ceza üzerinde söz edilmekte, el kesme cezasının ağır ve ilkel olduğu iddia edilmektedir. Fakat başka sistemlerin hırsızlık suçuna karşı verdiği cezaların da, caydırıcı olmadığı için hiçbir fayda vermediği, hatta cezaevlerinde sanatın inceliklerini öğrenen hırsızların, çıktıktan sonra da aynı işe devam ettikleri görülmektedir.

Kaldı ki, yukarıda da ifade edildiği gibi, İslam’da insanlar önce, haktan hukuktan anlayan, bunlara tecavüzün suç olduğunu, bu suçu işleyenlerin dünyevi ve uhrevi cezalara çarptırılacağını bilen kişiler olarak eğitilir. Sonra buna rağmen mesela hırsızlık suçunu işleyen kişiye bakılır, ya açlık zarureti olduğu için bu suçu işlemiştir veya böyle bir zaruret olmadığı halde bunu yapmıştır. Birinci durumda el kesme cezası bahis mevzu değildir. İkinci halde ise durum mahkemeye intikal etmeden; hırsızın tevbe ederek çaldığı malı iade etmesi, ceza hükmünden önce hırsızın çaldığı mala meşru bir yoldan malik olması gibi sebeplerle ceza (had) düşmektedir. Bütün bunlardan sonra el kesme cezası uygulanır ki, o da çok nadir olacaktır. Fakat bu muhtemel el kesme cezası, hırsızların ensesinde bekleyen bir kılıç gibi, suçun işlenmesine engel olacaktır. (Kuran-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı meali, Kral Fehd Mushaf-ı Şerif basım kurumu. 2003, sayfa 113 teki 39. Ayetin dip notundan istifade edilmiştir)

NESİLLERİN VE KADIN HAKLARININ KORUNMASI:

İslami kurallar çerçevesinde evlenme her insanın hakkıdır. Aile yuvası kurmanın, çocuk sahibi olmanın ve nefsi iffet içerisinde muhafaza etmenin tek yolu evlenmektir. Veda Hutbesinde Efendimiz,

“Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve kadınların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınların üzerinde, onların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin haklarınız, kadınların aile şerefini korumaları, evlerinizi hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları ve yatağınızı çiğnetmemeleridir. Onların sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir” buyurmuştur.

Bilindiği gibi İslam, insan neslinin türemesini, bir erkekle bir kadının meşru nikahla evlenmelerine bağlamıştır. Böyle bir evlilikten doğan nesiller korunmuş nesillerdir. Nesillerin korunması için İslam dini, bir kadınla bir erkeğin nikahsız birleşmeleri demek olan zinayı yasaklamış, bu yasağı ihlal edenlere caydırıcı cezai müeyyideler getirmiştir. Nitekim İsra suresini 32. Ayetinde,

SÜRECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155