5- “ Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilmek üzere bir diyet vermesi gerekir.. Eğer ölünün ailesi bu diyeti bağışlarsa, o zaman bu diyeti vermez. Şayet öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise, mümin bir köle azat etmek lazımdır. Eğer kendileri ile aranızda antlaşma olan bir toplumdan ise, ailesine teslim edilmek üzere bir diyet vermek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay peş peşe oruç tutması lazımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisa /92)

Buradaki diyet yüz devedir. Ölenin tarafları isterlerse, kısası da diyeti de affederler. Bu durumda devletin katili daha hafif bir ceza ile cezalandırma yetkisi vardır.

Veda hutbesinde Peygamber (sav), “ Ey insanlar! Vücut bütünlüğünüz de, Rabbinize kavuşuncaya kadar mukaddes ve dokunulmazdır” buyurmuştur. Bu demektir ki, insanın organları da ayrı arı kutsal ve dokunulmazdır. Bu konuda Kerim Kitabımızın maide suresinin 45. ayetinde,

“Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: “ Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır. ( Her yaralama misli ile cezalandırılır.) Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o kefaret olur. Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir” buyrulmuştur.

Evet, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler; bunu inanmadığı için yapıyorlarsa kafirdirler. Allah’ın hükmü adalet, onun zıddı olan zulmü yapanlar “zalimdirler.” Allah’ın emri üzere hareket etmeyenler, Allah’ın emrinden çıkmış olduğu için “Fasıktırlar.”

IRZVE NAMUS HAKKININ KORUNMASI:

Veda Hutbesinde Hz. Muhammed (sav), “ Ey insanlar! Irz ve namuslarınız da, mukaddestir ve her türlü tecavüzden korunmuştur” buyurmuştur.

Bu demektir ki, İslam Dininde kişilerin özel hakları mukaddestir ve her türlü tecavüzden korunmuştur. Bu prensibe göre, kişilerin özel hayatının araştırılması, gizli ve ayıp hallerinin soruşturulması ve aile hayatının ifşa edilmesi dinen haram ve yasaktır. Ayrıca iffetli ve namuslu insanlara iftira edilmesi de, suç ve günahtır. Bu hususlar mukaddes Kitabımızda:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi, arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde, Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyendir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Ayette üç şeye dikkat çekiliyor; zandan kaçınmamak, kusur ve kabahatleri araştırmamak ve gıybet etmemek. Eğer bu yanlışlar yapılmışsa, tevbe etmek ve hak sahipleri ile helalleşmek.

Bilindiği gibi, başkaları hakkındaki şahsi düşünce ve kanaatimize, “Zan= Sanı” diyoruz. Zan, “Hüsnü zan =İyi zan” ve “Su-i zan= Kötü zan” olarak iki kısımdır. Ayet-i kerimede günah olduğuna işaret edilen zan; “ Su-i zan= Kötü zandır”. Demek ki, kişiler hakkında “Su-i zan” da bulunmak, yani kişiler hakkında kötü düşünce sahibi olmak günahtır. Mesela; camide uyuyormuş gibi yatan bir kişinin, ezan okununca kalkıp namaz kıldığını gördüğümüzde, o kişinin abdestsiz namaz kıldığını düşünmemiz su-i zandır ve günahtır, yatıyordu ama demek ki uyumuyormuş, abdesti bozulmamış ki namaz kılıyor diye düşünmemiz ise, hüsnü zandır ve günah değildir.

İslam’da, kişilerin kusur ve kabahatlerini, suç ve günahlarını, ayıp ve mahrem hallerini araştırmak günahtır. Mümin olan insan daima kendisinin; kendi vicdanına, aile fertlerine, akrabalarına, toplumun diğer fertlerine ve her şeyden önce de Allah’a karşı olan suç ve kabahatlerini düşünmesi, araştırması, eğer varsa yanlışını düzeltmeye çalışması lazımdır ve vazifesidir. Kendi suç ve kabahatini düşünen kimse, başkasının suçunu, kabahatini ve günahını araştıramaz. Kendisini bırakıp başkalarının kusurunu arayanlara halk arasında, “Kendi gözündeki hezanı (büyük odunu) görmüyor, başkasının gözündeki çöpü görüyor” yani, kendi büyük kusur ve kabahatlerini görmüyor da, başkasının küçük suç ve kabahatlerini araştırıyor demektir.

Din-i Mübin-i İslam’da, kişileri arkalarından çekiştirmek, yani gıybet etmek de büyük günahtır. Peygamberimiz (sav) sahabelerine, “ Gıybet nedir bilir misiniz” diye sordu. Ashap, “Allah ve Resulü bilir” dediler. Efendimiz (sav), gıybet, kardeşinizi duyduğu zaman üzüleceği sözlerle gıyabında anmanızdır” buyurdu. Sahabeler, “Ya Resulallah! Kardeşimizin arkasından söylediklerimiz onda varsa, mesela kör ise kör, topal ise topal dersek yine gıybet etmiş olur muyuz ?” dediler. Efendimiz, kardeşini kendisinde bulunan özellikleri ile anarsanız gıybet etmiş olursunuz, kendisinde olmayan sıfatlarla anarsanız o zaman da iftira etmiş olursunuz” buyurdu. Yukarıda da arz edildiği gibi gıybet etmek Kuran’a göre, ölü kardeşini etini yemek gibidir. Peygamberimiz (sav) de bir hadislerinde, “Gıybet, zinadan eşettir” buyurarak, gıybet etmenin büyük bir günah olan zinadan, daha büyük bir günah olduğuna işaret buyurmuştur. Çünkü gıybet etmek, kul hakkına tecavüz etmektir. Gıybet edeni, gıybeti edilen kişi affetmeden, Allah affetmez. Karşılıklı rıza ile zina edenler kul hakkına tecavüz etmedikleri için tevbe eder, Allah’tan af dilerlerse, yüce Allah (c.c) isterse affeder. Ayrıca zina suçu belli bir yaşa kadar işlenebildiği halde, gıybet suçunu aklı başında olan yüz yaşındaki insanlar bile işleyebilirler. Bu nedenle gıybet etmek, zinadan da kötüdür.

SÜRECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol