Peygamber Efendimizin miladi 8 Mart 632, (hicri 9 Zilhicce 10) Tarihinde Arafat’ta yaklaşık 140 bin Müslüman’a hitaben yaptığı konuşmaya, meşhur ismi ile “Veda hutbesi” diyoruz. Hz. Muhammet sallallahü aleyhi vesellem, bu hutbesinin bir yerinde, “ Ey insanlar! Ben sizin hepinize, Allah’ın emirlerini tebliğ ile görevlendirdiği, ilahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya ve sağlamaya memur ettiği tek yetkili Resulüyüm. Beni dinleyin size bazı açıklamalar yapacağım. Bu yıldan sonra, bir daha burada sizinle buluşup buluşamayacağımı bilemiyorum” buyurmuştur. Gerçekten de, Efendimizin bu yıl yaptığı hac son haccı, bu hutbe de son hutbesi olmuştur. O nedenle Peygamberimizin bu haccına veda haccı, bu hutbesine de veda hutbesi diyoruz.

Aslında Peygamberimiz veda haccında, 9 Zilhiccede arefe günü Arafat’ta, 10 ve 11 Zilhiccede ise, (yani Kurban Bayramının birinci ve ikinci günlerinde) Mina’da olmak üzere üç günde, üç hutbe okumuştur. Fakat bu hutbelerin meşhuru Arafat’ta okunanıdır.

Hz. Muhammed (s.a.s.) Veda hutbesindeki konuşmasını, yalnız karşısında bulunan yaklaşık 140 bin Müslümana yapmamış, hutbesinin paragraf başlarında, “ Ey insanlar” diyerek, orada olan ve olmayan, müslim ve gayri müslim bütün insanlığa hitaben yapmıştır.

Peygamberimiz veda hutbesinde, insan hak ve hürriyetlerinin temeli olan; eşitlik, kardeşlik, hürriyet, adalet, hakkaniyet, can güvenliği, mülkiyet, şeref ve haysiyetin korunması, aile ve kadın hakları, görev, sorumluluk ve diğer ekonomik ve sosyal hakları tespit etmiştir. Bu bakımdan “Veda Hutbesi” dünyada, ilk “ İNSAN HAKLARI, EVRENSEL BEYANNAMESİ” olmuştur.

Bu demektir ki, Müslümanlar miladi 632 yılından buyana insan hakları ile ilgili konuları biliyor ve uyguluyorlardı. Dünya insanlığı ise bundan yaklaşık 13 asır sonra, yani 1948 yılında birleşmiş milletler tarafından yayınlanan, “ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile bu prensiplerle tanımış ve bu haklara kavuşmuştur!

dünyasında “ İnsan Hakları” ile ilgili olarak ilk gelişme, miladi 1215 yılında İngiltere’de “ Magna Carta” dan itibaren ilan edilen “Bildirgelerle” başlamıştır. Bu bildirgelerle, Kral ile Din adamlarının, işçilerin, esnafın ve halk kesiminin arasında, haklar ve ödevler yeniden tespit edilmiştir. Bu haklar ekonomik olarak ilk kazanımlar olmuştur. Ancak İngiltere’de bundan sonra da insanlar, Din, renk ve ırklarından dolayı aşağılanmaya devam edilmiştir.

Amerika’da 1771 Yılında, “Virginya insan hakları bildirgesi” kabul edilmiştir. Bu bildirgede; bütün insanların doğuştan eşit haklara sahip olduğu, hür ve bağımsız olduğu, bu hakların vazgeçilmez olduğu, egemenliğin halka ait olduğu ve yönetimin halkın mutluluğu için var olduğu gibi siyasi ve sosyal haklar güvence altına alınmıştır. Alınmıştır alınmasın da, buna rağmen hala insanlar orada da, renk, din ve ırklarına göre ayırımcılığa tabi tutuluyor ve aşağılanıyorlar.

Ayrıca 1789 yılında Fransa’da bu konuda yayınlanan “İnsan hakları bildirgesi” de, batıda insan haklarının kazanılmasında önemli aşamalardan birini teşkil eder. Fransız devrimi; özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerinin dünyaya ilan etmiştir.

Nihayet Veda Hutbesinden yaklaşık 13 asır sonra, ikinci dünya savaşını müteakiben 1948 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından, “Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ilan edilerek, insan hakları bakımından atılan ilk ve kapsamlı bir adım olmuştur. BM İnsan Hakları Beyannamesine göre; bütün insanlar insan hakları bakımından eşit doğarlar. Herkes; ırk, din, dil, mülkiyet ve düşünce gibi konularda ayırım gözetilmeksizin temel insan haklarına sahiptir. Herkesin yaşam, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakları vardır. Yasalar önünde herkes eşittir. Herkesin, çalışma, eğitim, sağlık, iş ve sosyal hizmetlerden eşit şekilde yararlanma hakkı vardır. Herkesin düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü vardır.

Gerçek olan şudur ki, bu gün Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin yayınlamasından sonra da, batıda insanlar din, renk ve ırklarına göre ayırıma tabi tutuluyor ve aşağılanıyorlar.

Batılılar her konuda olduğu gibi insan Hakları "konusunda da çifte standart uygulamaktadırlar, onlar için önemli olan kendi mensuplarının hak ve özgürlüklerdir.

Bu gün batılı, kendi değer yargılarına ve çıkarlarına dokunulmadığı takdirde, insan hakları meselesini rahatlıkla unutabilmektedir.”Bosnahersek’te, Azerbaycan'da, Çeçenistan'da, Balkanlar, Körfez savaşında, Somali'de, Eritre'de, Filistin'de, Afganistan’da, Irakta ve son olarak da Suriye’de görüldüğü gibi."

Yukarıda da ifade edildiği gibi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden yaklaşık 13 asır evvel Peygamberimizin, veda haccında Arafat’ta bulunan yaklaşık 140 Müslümana ve orada bulunmayan müslim ve gayri müslim bütün insanlığa hitap eden veda hutbesi, insan hakları konusunda tüm insanlığa büyük kazanımlar sağlamıştır. Bu hutbede İslam’ın temel konularına, kişisel hak ve özgürlüklere yani; hayat hakkına, hürriyet hakkına, eşitlik hakkına, mülkiyet hakkına, kadın ve erkek haklarına vurgu yapılmıştır. İşte Veda Hutbesi, bu bakımdan dünyanın ilk “ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” olmuştur.

İnsanı, yeryüzünde kendi iradesini temsil etmek üzere, halife olarak yaratan yüce Allah (c.c), insanın meydana getireceği toplumun huzur ve hürriyet içerisinde yaşaması için, çeşitli kurallar koymuş, bu kurallar Kuran’da yer almış ve Peygamber efendimiz tarafından da, 8 Mart 632 Tarihin de, “Veda Hutbesi” ile Arafat’tan bütün insanlığa deklere edilmiştir.

Dünyada “İnsan Hakları” ile ilgili olarak “Veda Hutbesi” inden yaklaşık 6 asır sonra İngiltere’de yayınlanan “Bildirgeler” in, ondan 5 asır sonra Amerika’da yayınlanan “Virginya insan hakları bildirgesi” nin, ondan 16 yıl sonra Fransa’da yayınlanan “İnsan Haklar Bildirgesi” nin ve “Veda Hutbesi” inden yaklaşık 13 asır sonra da, 1948 yılında yayınlanan “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” nin maddelerine bakıldığı ve Veda hutbesinin maddeleri ile karşılaştırıldığı zaman, onların hiç birisinin orijinal olmadığı ve veda hutbesinden ilhamla yazıldığı anlaşılır. Çünkü hem Kuran, hem de alemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz Muhammed (sav). Evrenseldir, yani bütün insanlığa aittir. O nedenle müslim gayri müslim bütün ilim adamları, Kuranın ayetlerini, Peygamberin de sünnetini ilim adına istifade etmek üzere inceleyip faydalanmaktadırlar.

Veda hutbesinde Peygamberimiz, “ Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, namuslarınız, mallarınız ve vücut bütünlüğünüz de öyle mukaddestir. Rabbinize kavuşacağınız güne kadar, her türlü tecavüzden korunmuştur.” buyurmaktadır.

Evet, İslamiyet’te insanın maddi ve manevi varlığı, mukaddes ve dokunulmazdır, her türlü tecavüzden korunmuştur. İnsana yapılan her türlü tecavüz; Dinen günah, kanunen suç ve ahlaken de çirkindir. İşte Veda Hutbesinde de, bunlara vurgu yapılmıştır.

İslam dini, korunması gerekli ve mukaddes olarak nitelediği hakların ihlalini önlemek için, caydırıcı ağır müeyyideler getirmiştir. Mesela, insanın canının korunması ve hayat hakkının ihlal edilmemesi için, İslam dini her türlü caydırıcı önlemi almış ve müeyyidesini koymuştur.

Aslında “İslam dini, önce suça iten sebepleri azami ölçüde ortadan kaldırmış, insanı iman, ibadet ve ahlak terbiyesi ile olgunlaştırmak için her türlü tedbiri almış, bu tedbirlerden sonra da kısas (cana kıyanın canına kıyılır) kuralını getirmiştir. Bu konuda katile verilecek hapis cezasının caydırıcı olmadığı, her gün yaşanarak görülmektedir. Nasıl olsa bir gün haksız yere bir af çıkar, ben de hapisten kurtulurum düşüncesinden hareketle, her gün onlarca insanın canına kıyılmakta, hayatı sonlandırılmaktadır.” (Açıklamalı Kuran meali. Medine baskısı. S.26. 178. Ayetin dip notu)

Bu konudaki caydırıcı Kuran ayetleri şöyledir:

1-“Kim bir cana, veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın(Haksız yere) bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur.”(Maide suresi/32) Evet öldüren öldürülür. Fitne ve anarşi çıkaran ise, yaptığı tahribata göre, ya öldürülür, ya idam edilir, ya çapraz vari eli ve ayağı kesilir veya sürgün edilir.

2- “ Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın öldürülür.”(Bakara/ 178)

3- “ Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.” (Bakara/ 179)

“Kısasta hayat vardır” sözü, gerçekten dikkate değer bir ifadedir. Zira kısas tatbik edilirse, bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin yaşaması sağlanır. Çünkü cezasının ölüm olduğunu bilen kimse, öldürme suçunu işlemeyecektir.”(Kuranı kerim açıklamalı meali. Medine-i Münevvere baskısı. S. 26. Bakar/179 un dip notu)

4- “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa/95)

Cahiliye toplumunda kan davası vardı. Bir insan öldürülürse, onun yakınları da, katil tarafından birini öldürürdü. Peygamber Efendimiz veda hutbesinde, “ Cahiliye devrinde güdülen kan davasını kaldırıyorum, ayaklarımın altındadır. İlk kaldırdığın kan davası da amcam oğlu Rebia b. el Haris’in kan davasıdır” buyurarak ölüme ve öldürmeye en fazla sebep olan bu Cahiliye adetine son vermiş, Müslümanın Müslümana canı, malı ve namusu haramdır” buyurmuştur. (Konuya inşallah gelecek Cuma dem edeceğiz)

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dualarla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155