Maddî hastalıklar olduğu gibi manevî birtakım hastalıklar da vardır. Maddî hastalıklar insanın fiziksel (bedensel) yapısına, manevî hastalıklar da kişinin ruhsal (ruhi) yapısına arız olur.

Verem, kalp, romatizma kanser vs. gibi hastalıklar bedensel hastalıkların bazılarıdır. Yalan söyleme, gıybet etme, iftira etme, içki içme, kumar oynama, zina yapma, şirk koşma, faiz yeme ve haram yeme hastalıkları gibi hastalıklar da ruhsal hastalıkların bazılarıdır. Çocuk genelde bedensel olarak sağlam doğar. Eğer çocuğun gerekli aşıları zamanında yaptırılmazsa, beslenmesine ve gelişmesine dikkat edilmezse, çocuk sağlıklı ve dirençli bir vücuda sahip olamaz ve yukarıda sayılan maddi hastalıklara duçar olabilme riski fazla olur.

İnsanoğlu ruhi bakımdan da tertemiz doğar. Buluğa erdikten sonra, hem maddî hem manevî bakımdan iyi eğitim alarak ahlaklı ve şahsiyetli bir kişilik kazanamazsa, yine yuıkarıda sayılan manevî hastalıkların birisine veya bir kaçına duçar olması kaçınılmazdır.

İşte bu hastalıklardan birisi olan “İftira” da kişinin manevî hastalıklarındandır.

İftira sözlükte; yalan söyleme, yalan uydurma, asılsız isnatta bulunma, yapmadığı halde kötü bir işi birisine yükleme, yalan yere birisini suçlu gösterme, birine suç atma ve bühtan anlamlarına gelir.

Ahlak terimi olarak iftira; “bir kimseye asılsız olarak suç, günah, yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya nitelik isnat etmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Ancak günlük dilde iftira yaygın olmakla birlikte, hukuk ve ahlakla ilgili daha çok “ifk” ve “bühtan” terimleri, zina iftirası için de “kazf” kelimesi kullanılmaktadır.(İslam Ansiklopedisi, C.2, s.522)

Kur’an-ı Kerim’de iftira ve aynı kökten gelen kelimeler 59 yerde geçer. Bunlar genelde, “Allah’ın hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, yetkinliği ve aşkınlığı ile bağdaşmayan iddialar ileri sürme” manalarında yer almaktadır. Ve yine müşriklerin Allah’a (c.c) isnat ederek kendi kafalarından hüküm koymaları iftira kavramı ile ifade edilmektedir.

Kur’an’daki iftira ayetlerinden Nisâ Suresi’nin 48. ayetinde Allah’ın kendisine ortak koşanın dışında dilediği kimselerin bütün günahını affedeceği bağışlayacağı ifade edildikten sonra, “Allah’a ortak koşan kimse yanlış bir inanç uydurup büyük günah işlemiş olur” ve yine aynı surenin 112. ayetinde de; “kim bir hata yapar kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah işlemiş olur” buyrulmak suretiyle iftiranın ne kadar büyük bir günah olduğuna dikkat çekilmiştir.

İslam’da iftira haram kılınmıştır. En büyük günahlardan sayılmıştır. Müminleri kötü huy ve davranışlardan uzak tutmaya çalışan Peygamberimiz (s.a.v.), iffetli bir kadına zina isnat etmenin ve suçsuz bir kimseye suç yüklemenin yani iftiranın büyük günahlardan olduğunu bildirmiş, hatta iftiranın insanın ahiret hayatını iflasa götürecek olan kul hakları arasında yer aldığını haber vermiştir. (Buhari 23, Müslim_ Birr 60)

İslam’da iftira haram kılındığı gibi, asılsız olması muhtemel haberlerin de doğruymuş gibi kabul edilerek bunları araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır. Nitekim İsra Suresi’nin 36. ayetinde mealen; “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan sorumludur.” Hucurat Suresi’nin 6. ayetinde de, “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın, yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de yaptığınıza pişman olursunuz” buyrulmaktadır.

Manevî hastalıklar; insanı madden ve manen yıkan, yakan, kahreden, kişiyi felaketlere sürükleyen, çoğu zaman dargınlıklara, küskünlüklere, ayrılıklara, yuvaların yıkılıp dağılmasına, eşlerin dul, çocukların mağdur olmalarına, kişinin, zelil ve hakir olmasına hatta intiharlara, iflaslara sebep olmaktadır. Bu hastalıklar kişiyi bahtsız, ailesini dirliksiz, düzensiz, milletini ve cemiyetini de huzursuz eder.

İftira hastalığına yakalanan kişi adeta iftira etmeden duramaz, yaşayamaz. Dünya menfaati ve şahsi çıkarı, kişilere iftira etmekle temin edildiğinden, bu kişiler her gün bir başkasına iftira ederler.

Günümüz dünyasında, görsel ve yazılı medya aracılığı ile insan, her gün yüzlerce haber alıyor ve bilgi ediniyor. İşin kötü tarafı, okuduğu haberlerin ve edindiği bilgilerin doğru ve yanlışlığına dikkat etmeden, kişi onlarla iş yapıyor, onları tam doğrularmış gibi sagda solda söylüyor, bunun vebalini ve günahını hiç düşünmüyor olmasıdır. Hal bu ki, Peygamber Efendimiz; “Kişinin her duyduğunu söylemesi ve onunla amel etmesi günah olarak kendisine yeter” buyurmaktadır.

başka bir tarafı ise; kişinin basın yayın organlarından duyduğu veya okuduğu haber ve bilgilerin doğru haber ve bilgiler olup olmadığını hiç araştırmıyor, onları sanki, Allah’ın bir ayeti veya Peygamberin sahih bir hadisiymiş gibi Kabul ederek, onlara tabiri caizse dört elle sarılıyor ve onlarla amel etmeye, onların insanlar arasında yayılmasına körü körüne gayret gösteriyor ve böylece farkında olmadan, o bilgi ve haber kaynağının ücretsiz uşaklığını, köleliğini yapıyor olmasıdır.

Çoğu zaman bu iftira nitelikli haber ve bilgilerle suçsuz insanların suçlu, günahsız insanların günahkar, haksızların haklı, haklıların haksız, zalimlerin mazlum, mazlumların da zalim olarak gösterildiği düşünülmüyor. Bunların bir kişi veya zümrenin, kin ve düşmanlık beslediği başka bir kişi ve zümrelere yakıştırmaları ve iftiraları olabileceğine, hiçte dikkat edilmiyor. Halbuki, yukarıda da belirtildiği gibi Kuranda,“ Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi, o şeyden sorumlu olur” buyurmaktadır.

Bazan da insan, bu haber ve bilgilerin yalan ve uydurma iftiralar olduğunu bildiği halde, birilerine yaranmak, biririnin bir şeyler kazanmasını sağlamak veya birilerinin tarafını tutmuş olmak için onlarla iş yapar veya onların insanlar arasında yayılmasına gayret eder ki, bu şekildeki hareketi insana öbür dünyada altından kalkamayacağı veballer yükler, çünkü bu halleriyle kişi kul hakkına tecavüz etmiş olur, o günahı da kul affetmeden Allah affetmez.

SÜRECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155