Şüphesiz ki, her konu da olduğu gibi, aile yuvası konusunda da örneğimiz sevgili Peygamberimizdir. O’nun saadet yuvasından alacağımız çok dersler ve örnekler vardır. Saadet asrının en mutlu hanesinden sızan ışıklar, bu gün bile ümmetin yuvalarını aydınlatacak güç ve kudrettedir. Efendimizin yuvasında uygulanan pek çok ilke ve prensipler, günümüzde de uygulandığında evlerimize mutluluk ve muhabbet kaynağı olacak durumdadır. Peygamberimizin, ailenin saadet ve mutluluğu ile ilgili sözleri, yaptıkları ve konuşmaları bir bütün olarak incelenip, analiz edildiği takdirde birçok güzel ve yol gösterici örneklerle karşılaşmak mümkündür. O’nun aile ile ilgili ortaya koyduğu ilke, prensip ve güzelliklere baktığımızda.

Allah’ın Kuranı Kerimde bütün insanlığa her konuda en güzel örnek ve model olarak takdim ettiği Hz. Muhammed’in, fedakarlık, sevgi, hoş görü, sadakat, iffet, güven ve mutluluk örnekleriyle dolu aile hayatı da, ayrı bir örnek arz etmektedir. Rahmet Peygamberi, sadakat sahibi bir eş, sevgi ve şefkati eksilmeyen bir baba, emin ve fedakar bir dost idi. Efendimizin yuvasında huzurun kaynağı, paylaşım, adalet, fedakarlık ve karşılıklı sevgi ve saygı gibi vaz geçilmez ilkelerdir. Allah Resulünün baba olduğu aile ocağında; ta yürekten gelen muhabbet, şefkat, merhamet ve değer verme, yokluğu hissedilmeyen temel ilkelerdi. O’nun evi, eşiyle ve çocuğuyla insani erdemlerin yaşandığı bir yuvadır. Bu emsalsiz duygu ve temeller üzerine kurulan aileden, eş olarak sadakatin asla esirgenmediği Hz. Hatice’ler, bilgi ve hikmet kaynağı olan Hz. Aişe’ler, sevgi, saygı ve merhametin evlada dönüştüğü Hz. Fatıma’lar, edep timsali Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinler yetişmişlerdir. Hülasa, kutlu Peygamberimizin evinde yaşanan bu eşsiz güzellikler, insanlık için birer sembol ilkeler ve prensipler haline gelmiştir.

Peygamber Efendimizin aile bağları; sevgi, saygı, anlayış ve merhamet esası üzerine kurulmuştu. Eşlerine karşı büyük bir yakınlık gösteren Efendimiz, zaman zaman eşleriyle şakalaşır ve onların hoşuna giden sözler söyler ve hareketler yapardı. O eşlerinin en genci olan Aişe validemizle koşu yarışı yapar, onunla yan yana, omuz omuza savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyrederdi. Yine Aişe annemize, onun hoşuna giden; “Ayşe, Uveyş (Ayşecik), Aiş ve Humeyra” gibi isimlerle hitap ederdi. (Ekrem Keleş, en güzel örnek Hz.Peygamber s. 92)

Sevgili Peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice’ye büyük değer verir ve onu çok severdi. Mümkün olduğu kadar ona muhabbetini gösterirdi. Hz. Hatice vefat edince ağladı ve her durumda onun hatırasını muhafaza etti. Daha sonra en genç hanımı olan Hz. Aişe validemiz, “Ben vefatının üzerinden uzun yıllar geçtiği halde, Hatice’yi kıskandığım kadar hiç kimseyi kıskanmadım” demiştir.(Müslim Fezailus-sahabe, 74-76)

Allah Resulünün eşleri kendisine büyük bir sevgi ile bağlanmışlar ve saygılı davranmışlardır. Eşlerinden Ümmü Habibe’nin, babası Ebu Süfyan’ı henüz Müslüman olmadan Peygamberin minderinin üzerine oturtmaması, bu saygının boyutlarını gösteren örneklerden sadece biridir.(İbn Sa’d. VIII s.100)

Efendimiz eşlerine çok kibar ve nazik davranırdı. Asla kırıcı söz söylemez, azarlamaz ve kesinlikle dövmezdi. Eşlerinin onunla çok güzel münasebetleri vardı. Peygamberimiz eşlerine eşit ve adil davranırdı, eşleri de onu çok severler ve ona çok saygı duyarlardı. Eşlerinden Safiye validemizi deveye bindirirken, önce incinmemesi için devenin üzerine bir örtü örtmesi ve binerken de eğilerek onu kendi omuzuna bastırarak devesine kolay binmesini sağlaması ve vefatından önce hastalığının artması sebebiyle diğer eşlerinin odalarına gidemediğinden dolay, Aişe validemizin odasında ve yanında kalması için diğer eşlerinden izin alması, onun hanımlarına karsı olan nezaketinin sadece bir iki örneğidir. (Buhari, “megazi” 83)

son Peygamberi daima tatlı dilli, güler yüzlüydü. Sahabeden Haris b. Hazim, ondan daha güler yüzlü birisin görmediğini söylemiştir.(Tirmizi mnakib. 10) O, kahkaha ile gülmez, daima mütebessim bir şekilde kendisini gösterirdi. (Buhari “edeb” 68 ) Resulullah’ın hanımları, Efendimizin kendilerine karşı daima sevgi ve şefkatle muamele ettiğini, azalmadığını, onu her zaman gülen yüzü ile gördüklerini söylemişlerdir.

Hz. Aişe validemiz anlatıyor. “Resulullah, bana: “ Ben senin bana kızdığın ve benden hoşnut olduğun zamanları biliyorum” buyurdular. Ben: “Bunu nerden anlıyorsunuz” diye sordum. “Benden razı oldun mu bana: Hayır! Muhammedin Rabbine yemin olsun! diyorsun. Bana öfkeli olunca: Hayır İbrahimin Rabbine yemin olsun! diyorsun” dedi. Ben: “Evet, Ey Allah’ın Resulü, (böyle durumlarda) ben yalnızca senin adını zikretmeksizin yemin ederim” dedim. (Buhari “Edeb” 63)

Her ailede olduğu gibi, Peygamberin ve yakınlarının evlerinde de küçük de olsa bazı anlaşmazlıklar olurdu. Sevgili Peygamberimiz bu aile içi problemleri de, büyütmeden ve son derece kibar bir üslupla çözerdi. Bu cümleden olarak, Efendimiz ile Aişe validemiz bir gün bir konuda tartışmışlar, fakat anlaşamamışlardı. Hz. Peygamber işi büyütmemiş, çözmek için eşine, “Gel babana gidip konuyu anlatalım, aramızda hakemlik yapsın. Kimin haklı olduğuna o karar versin, biz de onun vereceği kararı kabul edelim ne dersin?” dedi. Hanımı bu teklifi kabul etti ve Hz. Ebu Bekir’in evine gittiler. Bir konuda hakemliğine başvurmak için geldiklerini söyledikten sonra Aişe validemiz Efendimize dönerek, “Haydi konuyu sen anlat, amma olduğu gibi anlatacaksın tamam mı?” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir hiddetlenerek kızına, “ Sen ne diyorsun, Allah’ın Peygamberi olayı olduğu gibi anlatmayıp da başka nasıl anlatacak ki” diyerek bir tokat vurdu. Beklenmedik bir şekilde şamarı yiten Aişe validemiz, mahcup oldu ve ağlamsı bir hale geldi. Bu durumu gören Peygamber hemen, eşinin yanına gidip koluna girerek, “ Biz buraya sopa yemeye gelmedik, haydi evimize gidip, problemimizi kendimiz çözelim” dedi. Oradan ayrılarak beraberce kendi evlerine gitmişler ve anlaşmazlıklarını aralarında tatlıya bağlamışlardır..

Yine bir gün Peygamber Efendimiz kızı Fatıma’nın evine gitmişti. Damadı olan Hz. Ali evde yoktu. “Amca oğlun nerede?” diye sordu. Fatıma (r.a.), “ Aramızda bir tatsızlık oldu, bunun üzerine bana kızdı ve çıkıp gitti” dÜFTÜSÜedi. Resulullah (s.a.s.) ashaptan birisine: “ Hele bir arayıver, nereye gitmiş” diye emretti. Sahabe gitti ve dönerek Peygambere, “ Mescidde yatıyor” haberini getirdi. Efendimiz Mescide giderek Hz. Aliye, “ Kalk Ey Ebu Turab, kalk ey Ebu Turab ( yani ey topraklı) diye seslendi. Peygamberin bu latifeli hitabı, problemi çözmeye yetmişti. Bundan sonra Hz. Ali’nin en sevdiği ismi bu olmuştu. (Keleş s.109)

Evet, daha nice güzel örneklerin yaşandığı rahmet peygamberinin mutlu hanesi, sevgi, saygı, sadakat, güven, iffet, karşılıklı haklara riayet ve nezaket temelleri üzerine oturuyordu. Bu gün de ümmetin evlerinde, bu temel kaide, kural, ilke ve prensipler geçerli olsa, yani uygulansa, huzur ve mutluluğa ulaşmak mümkün olacaktır.

Allah hanelerimizden, Peygamberi ilke ve prensipleri, dolayısıyla saadet, mutluluk ve huzuru eksik etmesin. AMİN.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol