20.12.2014, 00:08 3235

Hz. ÖMER VE ADALETİ -2

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Bir gün de Hz. Ömer’in hilafeti zamanında halka ganimet malı kumaş dağıtılmıştı. O kumaştan herkesin payına düşenle, ya bir pantol veya bir ceket dikile biliyordu.
O günlerde Hz. Ömer camide hutbe okurken, haktan, hukuktan ve adaletten bahsediyordu. Onu dinleyen cemaatten birisi ayağa kalkarak, “ Kes konuşmayı ya Ömer. Ganimetten herkesin payına düşen kumaşla, ya bir ceket veya bir pantolon dikile biliyordu. Görüyorum ki üzerinde aynı kumaştan hem ceket, hem de pantolon var. Görünüşe göre herkese verilen kumaşın iki katını kendin alarak, takım elbise diktirmişsin. Sen önce bunun cevabını ver, ondan sonra haktan,hukuktan ve adaletten konuşta dinleyelim” dedi.
Adamın çıkışı ile sözünü kesip minberde onun konuşmalarını dinleyen Hz. Ömer suskunluğuna devam ederken, cemaatin içinde bulunan oğlu Abdullah ayağa kalkarak, Allah şahittir ki babam düşünüldüğü gibi ganimet kumaşından kendisine iki pay alarak aynı kumaştan takım elbise dikinmiş değildir. Ben kendi hissemi babama verdim de onun için babam hem ceket hem de pantolon diktirebildi aynı kumaştan” dedi. Bunun üzerine adam, “ Mesele anlaşılmıştır, şimdi konuşabilirsin ya emirel müminin” dedi. Ve Hz. Ömerde tekrar konuşmaya başlayarak hutbesini tamamladı.
Yine bir gün de Hz. Ö mer, mescitte namaz kılan bir adamı gördü. Adam namazı bitirince yanına gitti ve adama, “ Sen ne biçim namaz kılıyorsun öyle be adam tavğu yem topladığı gibi yatıp yatıp kalkıyorsun öyle, sen o namazı yeniden kıl” dedi. Adam namazı yeniden ve tadili erkan üzere dikkatlice kıldı. Hz. Ömer adama sordu, “Söyle bakalım ilk kıldığın namaz mı daha iyiydi, snra kıldığın namaz mı” dedi.
Adam hiç çekinmeden, “ İlk kıldığım namaz daha iyiydi ya Ömer” dedi. Hz Ömer, “ Nasıl ilk kıldığın namaz daha iyi olur be adam” deyince adam, “ Ya Ömer ben ilk kıldığım namazı Allah rızası için kılmıştım.İkinci namazı ise sen düşünerek daha dikkatli kıldım, tabii ki Allah rızası için kıldığım namaz daha iyiydi” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, “ Haklısın efendi, bana hakkını helal et” diyerek oradan ayrıldı.
Hz. Ömer’in hilafeti döneminde, Peygamber Efendimizin dostlarından Saad b. Ebi Vakkas Şam valisiydi. Vali Şam'da bir camiyi genişletirken, Şam yahudilerinden birinin arsasına, vermek istemediği halde parasını göndererek el koymuştu. Yahudi durumrnu bir Müslüman komşusuna anlattı. Komşusu yahudiye, “Sen Medine'ye git, orada Halife Hz. Ömer’e derdini anlat” dedi.
Yahudi bin bir zorluklarla Medine’ye gitti. Hz Ömer’i sordu.” Şu ağacın altında gölgelenen zat Hz. Ömer’dir” dediler. Yahudi derdini anlatınca Hz. Ömer oradan aldığı bir yassı kemik üzerine, “ Ben Nuşi Revandan az adil değilim” diye yazdı, yahudiye bunu valiye vermesini söyledi.
Yahudi Şama geldi. Fakat Hz. Ömer’in sade ve mütevazi haline ve Şam valisinin ihtişamlı yaşantısına bakarak, bu iş olmaz diyordu içinden. Nihayet yahudi vali Saad b. Ebi Vakkas’a, altında Hz. Ömer’in imzası bulunan ve kemik üzerine yazılmış yazıyı verdi. Yazıyı okuyunca vali başını yere eğip biraz düşündü, rengi benzi sapsarı olan ve eli ayağı titreyen vali yahudiye, “ Git arsan senindir” dedi.
Yahudi valiye bu yazıdan neden bu kadar etkilendiğini sorunca vali, “ Biz Hz. Ömer’le 200 deve ile İran’a ticarete gitmiştik. eşkiyalar develerimizi elimizden aldılar. Bir hana gittik yatmaya ve derdimizi de hancıya anlattık. Hancı bize Kıral Nuşi revana gidip meselemizi O’na anlatmamızı söyledi.
Nuşi Revan’ın huzuruna çıktık, tercüman aracılığı ile derdimizi anlattık, bize birer kese altı vererek “haydi gidin” dedi. Biz yine hana geldik, hacı “ne oldu” deyince durumu ona anlattık. Hancı bizi yanına aldı ve beraber Kral Nuşi Revan’ın huzuruna çıktık. Biz derdimizi krala tekrar anlattık, hancı da tercümanlığımızı yaptı ve develerimizi alanların şeklini, şemalini elbiselerinin rengine ve biçimine varana kadar anlattı. Nuşi Revan bize bu defa ikişer kese altın verdi ve “ Akşama kadar develer size teslim edilir, sizde yarın burayı terk edin, ancak şehir dışına ayrı ayrı kapılardan çıkın aynı kapıdan çıkmayın” dedi.
Aynı günün akşamında develerimiz, bize teslim edildi. Ertesi gün benim şehri terk ederken çıktığım kapının önünde idam edilmiş iki adam ipte sallanıyordu. Bunlardan birisi Nuşi Revan’ın büyük oğlua, öbürü de Kralın baş vezirine aitti, çünkü develerimizi onlar gasp etmişlerdi. Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise, idam edilmiş bir ceset ipte sallanıyordu. Bu cesette bize ilk tercümanlığı yapan ve gaspçıları korumak için anlattıklarımızı eksik ve yanlış tercüme ederek Nuşi Revan’ı yanıltan tercümana aitti.
Şimdi konuyu anladın mı? Halife Hz. Ömer bana bu yazısı ile, “ Adil ol, ben de senin gözünün yaşına bakmam, Nuşi Revan’ın suçlu olan oğlunu, vezirini ve tercümanını idam ettirdiği gibi, ben de seni idam ederim” demek istiyor” dedi.
Bence daha fazla söze lüzum yok. Günümüz dünyasında, ne müslim ne de gayri müslim alem de, bu adaleti görmek mümkün mü?
Bir yerlere Adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükafat dağıtılırken, birisi bizi haklı olarak eleştirdiğinde, birisi yanlışımızı yüzümüze söylerken, dünyada oluk oluk mazlum kanı dökülürken, mazlumların ahı arşı alaya yükselirken, acaba modern zamanlar dediğimiz yirmi birinci asırda, Hz. Ömer gibi kılı kırk yaran idarecilere, yöneticilere ve yetkililere rastlamak mümkün mü?
Hz. Ömer’in devlet malının korunması ile ilgili hassasiyetini gösteren, Onun gibi halkın haklı eleştirileri karşısında mahcuplaşıp susan, Hz.Ömer gibi Allah rızasının yanında, kendi otoritesinin yok mesabesinde olduğunun farkında olan ve Onun gibi suçlu olan oğlu da olsa kimseyi affetmeyip cezalandırma kararlılığını gösterebilen bir yetkili var mıdır?
Eğer mümkün olsaydı, var olsaydı, bugün Filistin’de, Suriye'de, Irakta, Pakistan’da v.s. yaşananlar yaşanır mıydı?
Eğer dünyada bu gün Hz. Ömerler gibi adil yetkili ve yöneticiler olsaydı, dünyayı güçlü beş devlet idare etme cesaretini gösterebilir miydi? Güya zayıf ve mazlum millet ve devletleri güçlü millet ve devletlere karşı korumak için kurulmuş olan BM in himayesinde mazlumlara zulüm edilir, zayıflar ezilir miydi?
Bu sözlerimiz elbete sadece yönetici ve idarecilere değil,herkese ama başta kendi nefsimize. Çünkü hepimiz çobanız, hepimiz sorumluluğumuz altında olan herkesten ve her şeyden sorumluyuz, Hiç kimse yaptığından hesap vermeme yetkisine sahip değildir. Herkes yaptığının hesabını er geç Allah’a verecektir. İyi iş yapanlar mükafatını, kötü iş yapanlar da cezasın görecektir.
Allah Hz. Ömer gibi adil insanları, dünyadan ve ülkemizden eksik etmesin. Bizlere de Onun gibi olarak, Onun şefaatine nail olmayı Allah nasip eylesin. (Amin)
Izmir’den selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@