23.11.2018, 00:15 1324

HZ. MUHAMMED’İN PEYGAMBERLİĞİ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

“İnsanı ahseni takvim üzere yaratan” Allah Teâlâ Hazretleri, ona akıl, izan, irade ve şuur vermiştir.

İnsan bu hasletleri nedeniyle yaptığından mes’ul tutulmuştur.

Ancak insan; yaptıklarının iyi mi kötü mü, hayır mı şer mi, faydalı mı zararlı mı ve sevap mı günah mı olduğunu hakkıyla tefrik edemezdi.

Allah bu nedenle ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s)’den, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar emir ve yasaklarını, kitapları vasıtasıyla peygamberlere, peygamber aracılığı ile de insanlara bildirmiştir.

Bir peygamberin getirdiği ilahi ilkeler, aradan asırlar geçip, nesillerin değişmesiyle unutulur, tahrif, tahrip, tebdil ve tağyir edilir, yani değiştirilirdi. İşte bu nedenle her peygamber bir toplumun maddî ve manevî çöküşünden sonra gelir. Toplumun helakı ise Allah ile bağını koparmasından dolayı olurdu.

İlk ve son peygamberler arasında rivayetlere göre 124 veya 224 bin tane peygamber gelmiştir. Sünnetullah da bu minval üzere devam etmiş, değişmemiştir.

Allah’ın son peygamberi, insanlığın önderi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleri de, cahiliye toplumunun her yönüyle tefessüh etmesi yani kokuşması nedeni ile âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Cahiliye devrinde zalimler mzlumları, zenginler fakirleri, güçlüler zayıfları alabildiğine eziyorlardı.

Yine o devrinde zina, livata, içki, kumar, faiz ve gayri meşru olan her şey revaç bulmuş, mal, can ve namus güvenliği kalmamış, ahlaksızlıklar doruğa ulaşmış, insanlık insan olmanın şeref ve haysiyetinden mahrum olarak yaşıyordu. Yani bir azgın, bir kudurmuş, karanlık bir devirdi. Vicdanlar param parça, mazlumlar kan ağlıyordu. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi.”

Kısaca insanlığın ufku, küfrün ve delaletin simsiyah bulutları ile kapkaranlık hale gelmişti.

devirde Arabistan böyleydi, Roma böyleydi, Bizans böyleydi. Acemistan böyleydi, dünyanın her yanında bu karanlık âlemde yaşanıyordu. İnsanlar, yüc Allah’ın kutsal kitaplarda geleceğini haber verdiği son peygamberin gelmesini ve ufuklarını aydınlatacak ilahi bir nurun doğmasını bekliyorlardı.

İşte insanlık bu beklentiler içerisindeyken, miladi 571 yılında Nisan ayının 20’sinde Pazartesi gecesi Mekke şehrinin Haşimoğulları mahallesinde, Abdulmuttalib’in evinde daha güneş doğmadan, dünyanın ve insanlığın ufkunu aydınlatacak olan ilahi bir nur doğdu. Dede Abdulmuttalip o nurun adını Muhammed koydu. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah, süt annesinin adı Halime'dir. Daha doğmadan babasını, altı yaşındayken Ebva köyünde annesini, sekiz yaşındayken dedesini kaybederek, amcası Ebu Talip'in evinde ve ocağında, Hazreti Ali’nin annesi Fatma Hatunun kucağında büyüdü.

Kur'an-ı Kerim’in beyanı ile “Bir şahit, müjdeleyici, uyarıcı, Allah'ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak” (Ahzab 45-46) gönderilen bu en büyük ve eşsiz insan; cehalete karşı savaş açmış, getirdiği ilim ve tefekkür anlayışıyla karanlıkları aydınlatmış; hak, adalet, merhamet gibi ilahî ve evrensel ilkelerle insanı insana kul eden zincirleri kırmış; güçsüzün, yoksulun, yetimin ve kimsesizin hamisi olmuş; insanları inim inim inleten zalim ve mütegallibe bir zümrenin tahakkümünü yok ederek, kan ve göz yaşını sona erdirmiştir.

Efendimiz (s.a.v); “Hiçbir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü voktur” buyurarak insanlığı kavmiyetçilik ve ırkçılık illetinden kurtarmış, sosyal durumları ne olursa olsun bütün mü'minlerin kardeş olduğunu ilan ederek; hizmetçi ile efendiyi yan yana getirmiş, “Cennet anaların ayakları altındadır” beyanıyla da kadını layık olduğu itibar ve sosyal mevkiine koymuştur. O’nu Yüce Mevla terbiye ettiği için ve en yüksek bir ahlak üzere gönderildiği için bütün güzel sıfatlarda ve fazilette insanlara örnek olmak suretiyle iyiliği ve güzelliği topluma hakim kılmıştır.

Sevgili Peygamberimizin doğuşu ve insanlığı aydınlatma ile görevlendirilişi, Allah'ın insanlara en büyük lütfu ve ihsanıdır. Bu husus Kur'an-ı Kerim’in Âl-i İmrân Suresinin 164. ayetinde mealen, “And olsun ki, içlerinden kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, onları (kötülüklerden ve inkardan) temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle, Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.” şeklinde ifade edilmiştir.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) de her fani gibi irtihal buyurmuş ve aramızdan ayrılmıştır. Fakat onun getirdiği ilahi mesaj, yani Kur'an-ı Kerim’in hükümleri, kıyamete kadar bakidir. İnsanlığın muhtaç olduğu bütün esaslar, insanî ve ahlakî değerler, bu mesajda mevcuttur. Buhranlar içinde kıvranan insanlık bu tebliğe bugün her zamankinden daha çok muhtaçtır.

Bu konuda biz Müslümanlara da çok büyük görevler düşmektedir. Rasulullah Efendimizin açtığı bu pencereden, çağın adamı olarak Kur'an’a, sünnete ve hayata bakarak, Kur'an-ı Kerim ile çağın insanını buluşturmalıyız. Yine merhum Mehmet Akif ERSOY’un dediği gibi “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı; asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.”

Bu sebeple;

Bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesi olan Allah'ın elçisini, her yönüyle iyi tanımalı, O’nun üstün örneklerle dolu hayatını, fikirlerini öğrenmeli ve hayatımıza uygulamalıyız.

Peygamberimiz (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim’in anlatımıyla en mükemmel insan olduğuna ve üstün bir ahlak üzere yaratıldığına göre, kemale ermek isteyen her insan, O’nu iyi anlamak ve örnek almak durumundadır. Bu husus bize aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın bir emridir. Yüce Allah bu konuda Âl-i İmrân Suresi’nin 31. ayetinde “Ey Resülüm de ki; eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”, Ahzab Suresi’nin 21. ayetinde de, “And olsun ki, Rasulullah sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” , ve Haşr Suresi’nin 7. ayetinde de “Peygamber, size ne verirse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının” buyurmaktadır. Yüce Allah’ın Ahzab Suresi’nin 56. ayetindeki “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.s)’e salatü selam getirirler. “Ey Mü’minler, siz de ona salat-ü selam getirin” buyruğuna uyarak Peygamber Efendimize bol bol salatü selam getirelim.

Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah. Essalatü vesselamü aleyke ya habiballah. Essalatü vesselamü aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ala cemiil enbiyai vel mürselin ve ala alihim ve eshabihim ecmain.

Ne mutlu Allah’a inanan, Hz. Peygamberin sünnetine uyanlara, ne mutlu mutlu sona ulaşanlara…

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dualarla.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@