23.01.2015, 00:03 15477

HZ. MUHAMMED’İN İNSANLARA EMİR VE YASAKLARI

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Bilindiği gibi Allah katında makbul ve muteber olan tek din “İslam Dini”dir. İslam dininin ilkeleri evrensel olup kıyamete kadar baki vegeçerlidir
İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. O da cihanşümul (evrensel) bir Peygamberdir. O son Peygamberdir, Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O, aynı zamanda insanlara; bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle nur saçan bir kandil, model ve örnek olarak gönderilmiştir. Onun insanlara öğrettikleri; kişiyi, aileyi ve toplumu; birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma ve huzur ortamına kavuşturur niteliktedir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) insanlara;
-Yalnız bir olan, tek olan, kahhar olan, doğurmamış ve doğrulmamış olan Allah’a ibadet etmeyi,
-Allah’a eş ve ortak koşmamayı, yalnız Allah'a ibadet edileceğini, anne babaya iyilik ve ihsanda bulunmayı, onlara saygısızlık yapmamayı,
-Doğru sözlü olmayı, dürüst iş yapmayı, kötü işlerden uzak durmayı, yakınları gözetmeyi,
-Ölçüde ve tartıda haksızlık yapmamayı, doğru ölçüp doğru tartmayı, bu konuda kimseye haksızlık yapmamayı ve adil olmayı,
-Akrabalarla ilişkileri kesmemeyi, akrabaya, yoksula hakkını vermeyi, emanete ihanet etmemeyi,
-Komşuların haklarına saygı göstermeyi, komşularla iyi geçinmeyi,onlara eza ve cefa yapmamayı, komşusu şerrinden emin olmayanların cennete giremeyeceğini, komşusunun aç olduğunu bile bile, kendisi tok olarak sabahlayanların gerçekten peygamber ümmetinden olamayacağını,
-Ne cimri ve ne de müsrif olunmamasını, malın saçıp savuranların şeytanın dostları olduğunu,
-Kelime-i şehadet getirmeyi, namaz kılmayı, oruç tutmayı, dinen zengin sayılanların her yıl malının zekatını vermesini ve ömründe bir defada hacca gitmesini,
-İnsanlara; eliyle, diliyle ve hareketleriyle zarar vermemeyi ve insanlarla iyi geçinmeyi,
-Hayır yapmayı, güzel ahlaklı olmayı,
-Allah’ı ve Allah’ın yaratıklarını sevmeyi,
-Fakiri fukarayı, dulu yetimi, kimsesizleri,yoksulları, muhtaçları ve yolcuları görüp gözetmeyi, güzel sözün sadaka olduğunu,
-İnsanlara ve hayvanlara karşı merhametli olmayı, insanda olsa hayvanda olsa cana kıymamayı,
-Yer yüzünde böbürlenerek yürümemeyi, kibirli ve gururlu olmamayı, alçak gönüllü olmayı, yaratılanları yaratanından dolayı sevmeyi,
-Doğru sözlü olmayı, lehimizde de olsa yalan söylememeyi, aleyhimizde de olsa doğruyu söylemeyi,
-Kimseyi aldatmamayı, kimseye haksızlık yapmamayı, kimseyi kırmamayı, insanları aldatanların Peygamber ümmetinden olamayacağını,
-Özü sözüne, sözü de özüne uygun insan olmayı, yapmadığını söylememeyi, söylediğini de yapmayı,
-İnsanın kendisi için istediğini başkaları için de istemesini, kendisi için istemediğini başkaları için de istememesini,
-İnsanların iman etmedikçe cennete giremeyeceğini ve bir birlerini sevmedikçe de gerçek iman ehli olamayacağını,
-Allah’ı sevmiş olmak için Peygambere itaat edilmesi gerektiğini, ancak o zaman Allah’ın da insanı seveceğini ve günahlarını af edeceğini,
-Peygambere itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğunu, Peygambere itaat edenlerin cennetlik, etmeyenlerin de cehennemlik olacağını,
-Çocukların insana Allah’ın hem lütfü, hem de emaneti olduğunu, çocuklara adil davranılmasını, aralarında kız erkek ayırımı yapılmamasını, geçim korkusuyla çocukları öldürülmemesini,
-Çocukların yedi on yaş arasında eğitilmesini; bu arada dinini, ibadetlerini ve onların nasıl yapılacaklarını, Kuran okumayı ve İslam ahlakını öğretmeyi,
-On yaşına geldiği zaman çocukların odalarının ve yataklarının ayrılmasını, Allah’a karşı olan vazifelerini yani ibadetlerini yapmalarının gerekli olduğu ve yapmalarının sağlanmasını,
-Af edici olmayı, büyüklüğü, hoş görüyülü, şefkatli, merhametli ve müsamahalı olmayı,
-Güçlüye karşı zayıfın, haksıza karşı da haklının yanında olmayı,
-Allah Rızasını ve fazileti gaye edinmeyi, nefsini düşünmemeyi,
-Kurana ve sünnete gerçekten uyulduğu zaman; fakirlikten zenginliğe, kavgadan kardeşliğe, kin ve düşmanlıktan hoş görüye, cehaletten ilme ve dalaletten hidayete erişileceğini,
-Sofralara helal olan yiyecek ve içeceklerin konulmasını, aile fertlerinin sofrasına haram koyanların, onların haram yemelerinden aile reisinin sorumlu olacağını,
-Allah'ın nimetlerini yerken ve içerken uyulması gereken kuralları,
-Ruhen, bedenen ve çevresel olarak temiz olmayı,
-Allah’ın temiz olduğunu ve temizliğe özen gösterenleri sevdiğini, Allah’ın güzel olduğunu ve güzellikleri sevdiğini…… öğretmiştir.
Allah'ın Resulü (s.a.v.) insanlara aynı zamanda;
- Zina etmeyi, yalan söylemeyi, haram yemeyi,
-Yetimin malına el uzatmayı, iftira atmayı, gıybet etmeyi,
-İnsanların malına, canına ve namusunu zarar vermeyi,
-Ruh, beden ve toplum için zararlı olan sarhoş edici, uyuşturucu ve keyif verici her şeyi,
-Aslı faslı olmayan söz ve haberlerin peşine düşmeyi,
-Yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı,
-Bidat ve hurafelere sapmayı, tekkeden, türbeden ve ölülerden medet ummayı,
-Falcılığı, büyücülüğü, gaybdan haber vermeyi,
-Faiz yemeyi, faizle muamele yapmayı ve tefeciliği,
-İnsanlar hakkında kötü düşünce (su-i zan) sahibi olmayı,
-Dinlerin kutsal saydığı şeylere saygısızlık yapmayı ve onlara dil uzatmayı,
-Kişilerin kusur, kabahat, suç ve günahlarını araştırmayı da insanlara yasak etmiştir.
Bilinmelidir ki, bütün bu sayılanların iyi olanları Allah'ın nezdinde de iyidir, kötü olanlar da Allah'n katında da kötüdür.
Aynı zamanda Yüce Allah’ın insanlara emir ve yasaklarının bir kısmını oluşturan bu peygamber öğretileri, eğer sözde bırakılmayıp pratik hayatta uygulanacak olsa, cidden bütün insanların huzur ve mutluluk içinde yaşayacakları bir toplumsal yapı,bir toplumsal mütabakat ve bir toplumsal huzur meydana gelir.
Bu mutluluk ortamında kadın erkek, genç ihtiyar, işçi patron, amir memur, asker sivil, öğrenci öğretmen, hatta Müslim gayrimüslim kısaca toplumun bütün kesimleri yani herkes huzur, güven ve saadete kavuşur.
Böyle bir toplumsal ortam oluşturmak hayal değildir. Geçmişte devri saadette Hulefa-i Raşidin devrinde tümüyle, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde de kısmen böyle toplumsal hayat yaşanmıştır.
O dönemlerde, kişisel hak ve hürriyetlere alabildiğince saygı gösterilmiş, insanların düşünce ve inanç özgürlüklerine hudutlar çizilmemiştir.
Kişisel menfaatler korunmuş, ancak toplumun menfaati tercih edilmiştir.
Bugün de bu kurallara uyularak, öyle saadet devrinin yaşanması hayal değildir. Yeter ki ferdî ve toplumsal tercihlerimizi yanlış yapmayalım.
Yeter ki süfli menfaatleri, ulvî çıkarlara ve yüce menfaatlere tercih etmeyelim, “ Ben yaşayayım gerisi ne olursa olsun, benden sonra tufan” demeyelim.
Yeter ki İslamı “körlerin fili tarif ettiği gibi” şurasından burasından yarım yamalak öğrenip İslamın tümüymüş gibi algılamayalım, anlamayalım.
Yeter ki İslamın hüküm ve kaidelerini bütünüyle öğrenelim, o kaideleri, o prensipleri bütünüyle pratik hayata geçirelim.
İnanıyorum ki, İslam bütün hüküm ve kaideleriyle ferdî ve ailevî hayatımıza hâkim olsa, bütün insanları kucaklayacak, herkese mutluluk ve saadet sunacak olan huzurlu bir toplumsal ortam meydana gelecektir.
Büyük milletimizin ebedî huzuru ve güçlü devletimizin payidar olması için toplumun bütün kesimlerine, ferden ferda, her kurumuna ve her yetkilisine yani herkese büyük görevler düşmektedir.
Anne babalara, okullara, öğretmenlere ve milletin bütün idareci ve yöneticilerine; çocuklarımıza ve gençlerimize hatta bütün insanlarımıza, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizi, Onun Allah’tan bize getirdiklerini, örnekliğini ve öğretilerini yakinen öğretmek görevi düşmektedir.
Aile ve milletin reislerinin halkın çobanı olduğunu unutmayalım. Çobanın görevi sürüsünü iyi gütmek, koyunları kurda kaptırmamak ve kaybetmemektir. Anne babalar ve devlet yöneticileri de çocukları ve gençleri iyi yetiştirmeli ve onları başka inanç ve kültürlere, din, devlet ve millet düşmanlarına kaptırmamalıdırlar.
Ankara’dan selam saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@