Ayrıca ayette, Müslümanların arasında bir anlaşmazlık çıkarsa, Kitap, Sünnet, İcma ve kıyas kaynaklarına başvurularak çözümü emredilmektedir. Böyle yapılmaz da, birtakım gizli ve kirli menfaatler gözetilerek; dedi ki, dedim ki gibi yanlış, yanıltıcı ve şeytani yollara sapılırsa, toplumda fitne fesada, bölünüp parçalanmalara sebep olunur ki, bu kabul edilemez bir yoldur. Bu hususta Allah Bakara Suresi’nin 11 ve 12. ayetlerinde, “ Onlara yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ıslah edicileriz derler. Dikkat edin ve şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Lakin anlamazlar” buyurarak, bölücü ve fitnecilerin kendilerinin birleştirici ve ıslah edici olduklarını iddia ederek kendilerini savunduklarını haber vermektedir. Fitnecilerle ilgili olarak Peygamberimiz de hadislerinde , “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin” buyurmaktadır.

Bu ayetin inmesine Devr-i saadette bir münafığın Ülü’l –Emir olan Peygamberimize baş vurması gerekirken, hasmına Ka’b b. El-Eşrefe baş vuralım demesi, vesile olmuştur. Bu ayet, her devir, her yer ve her zamanda emsali bulunan münafıkların maskesinin düşmesine desebep olmuştur.

Demek ki zamanımızda da, İslami kurallara uygun yaşıyor gibi görünüp, kendinin veya kendinden kabul ettiği bir takım kişi ve gurupların menfaati için, Allah’ın emri olan, Ülü’l-Emre itaat etmesi gerekirken, Ülü’l Emri dışlayan, Allah ve Resulünün gösterdiği yoldan ayrılan kişi veya gurupların olabileceğine bu ayette işaret edilmektedir. Allah, böylelerinin şerrinden Ümmet-i Muhammed’i korusun.

Ayette, “ sizden olan Ülü’l- Emre” itaat edin denilmektedir. Bundan maksat; sizin dininizden olan ve Allah’ın emri hilafına hiçbir şeyi emretmeyen, emirleri İlahi hudutlar dahilinde olan, emir sahiplerine itaat edin demektir.

Allah’ın emrine uygun olan otorite emrine itaat, Peygambere itaat gibidir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, “ Allah’a isyan konusunda insana itaat olmaz. İtaat ancak ma’rufa (islama ve akl-ı selime uygun olana) olur.”, “ Emre (Ülü’-Emre) itaat eden, bana itaat etmiştir, Emre isyan eden de bana isyan etmiş olur.” buyurmuştur.(Buhari: ahkam 4-1, Müslim: imare 39, 33,34)

Hakikaten Ülü’l-Emre itaat etmemek, buna karşı kişisel ve zümresel menfaatlere göre hareket etmek, hem Allah’a hem de Peygambere itaat etmemek demektir. Böyle davrananların cezası- cehennemdir. Çünkü Peygamberimiz; “ Benim ümmetimden herkes cennete girecektir, ancak “EBA” olanlar hariç” buyurmuş, “EBA” kimdir Ya Rasulallah diyenlere de, “Bana itaat etmeyenlerdir, bana itaat edenler, cennete girer, itaat etmeyenler cennete giremezler.” diye cevap vermiştir.

İtaatin söz konusu olması için; bir emrin veya bir yasağın olması gerekir. “Dini konularda; kafir, müşrik, münafık, ehl-i kitab, yalancı, yalanlayıcı, bozguncu, günahkar ve müsrif insanlara itaat edilmesi yasaklanmıştır.” (68/8,33/48,3/100, Dini kavramlar sözlüğü s.345 D.İŞ. Bşk.)

Bu konuda Kur’anda; “ Rabbinin hükmüne sebat et ve onlardan (kafirlerden) hiç bir günahkara veya nanköre itaat etme” buyrulan ayetle de, itaat etmeme emri, bütün kafir ve günahkarları kapsamaktadır.(6/116)

Allah’a, Peygambere ve Ülü’l-Emre itaat etmemenin toplumsal zararları da, çok büyüktür. Çünkü bu şekilde davranılması, milletin birlik beraberlik ve kardeşlik duygularının zaafa uğratılmasına, zayıflamasına, muhtemel ve müşterek düşmana karşı kuvvet ve kudret zafiyeti gösterilmesine sebep olunması demektir. Bu konuda yüce Allah; “Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Birbirinizle uğraşmayın, sonra korkaklaşır da kuvvetten düşersiniz. Sabredin, Allah sabredenlerle beraberdir.”, “Deki, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, Allah Kafirleri sevmez” buyurmaktadır. Görüldüğü gibi ayetlerde, Allah’a ve Peygambere itaat etmeyenlerin ayrılığa düşerek birbirleriyle uğraşacakları, menfaat çekişmesine girecekleri, bu yüzden de kuvvetlerini yitirecekleri uyarısında bulunulmaktadır. Ayrıca, dünya hırs ve menfaatinden dolayı bilerek Allah ve Resulünün yolundan ayrı düşülmesinin küfre sebep olacağı hatırlatılarak, aynı zamanda Allah sevgisinden de mahrum olunacağı uyarısında bulunulmaktadır. Zaten Allah’ı sevmiş olmak için peygambere tabi olmak gerekir. Bundan dolayıdır ki, Peygamber’e asi olan, Allah sevgisinden, Allah’ın af ve mağfiretinden de mahrum olur.

Günümüz dünyasında bir takım dindar geçinen insanların ağzından, “ Eğer bir mürşidin, bir din büyüğünün eteğinden tutmaz, onun gösterdiği yoldan gitmezsen cennete giremezsin” sözleri sıklıkla duyulmaktadır. Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki, Allah ve Peygambere rağmen kendisine itaat edilen bir kimsenin, insanı cennete götürmesi mümkün değildir. Başka bir söyleyişle, Allah ve Peygamberi dışlanarak, hiçbir faninin arkasından gidilerek cennet bulunamaz.

Peygamberi göz ardı ederek, bir şeyhe, bir din büyüğüne ve bir efendiye tabi olmak demek, onun yanlışlarını, eksikliklerini, kusurlarını ve kabahatlerini otomatik olarak kabullenmek demektir. Çünkü kul kusursuz olmaz, her kulun kusuru ve günahı vardır. Fakat Peygambere tabi olmanın böyle bir riski yoktur. Çünkü Peygamber günah işlemekten ve yanlış yapmaktan korunmuştur. Bunun gibi Peygamberin yolunda gidilerek cennete ulaşılır, amma gayrının yolunda gidilerek cennete ulaşılamaz.

Kural ve kanun Allah’ındır. Onlara uyulmadan cennete gidilemez, artık bunu anlayalım!

İstiklal Marşı yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi:

Allah’a dayan, saye sarıl, hikmete ram ol…

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol