İslam Dini başlı başına bir disiplindir. Yüce Allah, yarattıklarının nizam intizam, huzur ve güven içinde olmaları için, yaratılanların her konuda uyması gereken kuralları, bizzat koymuştur. Göklerin ve yerin nizam ve intizamı, göktekilerin ve yerdekilerin, Allah’ın koyduğu bu kaide ve kurallara harfiyen uymalarındandır. Hiçbir şey, gelişi güzel ve başıboş yaratılmamıştır. Her şey bir ölçü, bir nizam ve intizam içerisinde, bir amaca yönelik yapılmıştı Halik tarafından.

Şüphesiz ki, Adem (a.s.) ile Havva validemizden yaratılıp türetilen, tanışıp bilişmeleri için de kabileler ve milletler haline getirilen insanoğlu da, başıboş, gayesiz ve gelişi güzel yaratılmış değildir. İnsanın yaratılmasının sebebi, Allah’a inanıp, ölünceye kadar O’na ibadet etmesidir. Yüce Allah, Müslümanları iman ile şereflendirmiş, ibadet itaat ve güzel işleri ile de yüceltmiştir. Kusursuz Rabbimiz bizi, her an görüp gözetmektedir.(89/14)

Abdest ve gusül emirleri ile mümini maddi ve manevi temizliğe kavuşturan Rabbimiz; beş vakit namazla müminin günlük, Cuma namazı ile haftalık, Ramazan orucu ve bayram namazları ile yıllık ve hac ibadeti ile de tüm ömrü disipline etmiştir. Huzuru ilahide, ömrünü nerelerde ve nasıl yaşadığı da, insana sorulacaktır. İnsanın fert olarak, vicdani huzur, güven ve mutluluk içinde olması, bu İlahi kaide ve kurallara uygun yaşaması ile mümkündür.

Yüce Allah; toplumsal hayatı da, disipline eden bir takım kurallar koymuştur. Cemiyet hayatında da, insanların mutluluk, huzur ve güven içerisinde yaşamaları, toplumu oluşturan fertlerin, yüce Allah’ın bu konuda koyduğu kurallara uygun davranmaları ile mümkündür. Aksi halde, toplumda kargaşa ve kaos olur, bütün bireyler de bundan zarar görür.

Yaratanın toplumsal barışın sağlanması için koyduğu ilk kural, “Müminleri birbirinin kardeşi olarak ilan etmiş olması ve bu kardeşlerin aralarında küslük ve husumetin oluşması halinde de, onları barıştırmak görevini de, yine onlara vermiş olmasıdır.” Peygamberimiz de, küslerin barıştırılmasının; namazdan, oruçtan ve hacdan daha sevap bir amel olduğunu” haber vermiştir.

Allah’ın cemiyetin birlikteliğinin sağlanması için koymuş olduğu ikinci kural ise, “Müminlerin hep birlikte, beraberce Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalarını ve ayrılıp tefrikaya düşmemelerini” emretmiş olmasıdır.

ipinden muradın, Kur’an’ın hükümleri olduğunu da Peygamber Efendimiz; “ Kur’an, Allah’ın semadan arza sarkıtılmış olan kurtuluş halatıdır. Kim ona sarılırsa hidayettedir, kim de sarılmazsa dalalettedir” hadisleri ile haber vermiştir. O halde, Müslüman bir milletin toplumsal huzuru, hep birlikte Allah’ın yolunda kardeşlik duyguları içerisinde, ayrılığa düşmeden yürümeleri ile mümkündür. Çünkü hadiste; “ Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın” olduğu bildirilmiştir.

Sevgili Peygamberimizin, “İmanın en yüksek derecesi, kişinin kendine layık gördüğünü başkaları için de layık görmesi, kendisi için uygun görmediğini başkaları için de, uygun görmemesidir”. “Müslümanın Müslümana; malı, canı ve namusu haramdır.”, “ Komşusu şerrinden emin olmayan cennete giremez” , “Mümini mümine üç günden fazla küs durması haramdır.” Hadisleri ve daha niceleri de, huzurlu bir toplumun oluşması için uyulması gerekli kurallardır. İslami bir toplumda “ben” yoktur, her şey “biz” merkezlidir. Toplumun menfaati ve çıkarının yanında, bir kişinin ve bir gurubun menfaati feda edilir, bu bir mecelle kuralıdır.

Yukarıda çok az bir kısmına değinilen, toplumsal huzurun temini için konulan benzeri İlahi kurallara, başta sivil toplum örgütleri olmak üzere cemiyetin bütün fertleri, yöneten ve yönetilen herkesin uyması Yüce Yaratan’ın kesin emridir.

Toplumun huzuru için birtakım medeni kurallar da vardır. Herkesin doğuştan sahip olduğu haklarına, sonradan kendi gayreti ile elde ettiği haklara ve otoritenin kendisine sağladığı sosyal, psikolojik ve yaşamsal haklara saygılı olmak v.s. gibi.

İşte bir dinin mensuplarının, bir milletin fertlerinin ve bir devletin vatandaşlarının, milli birlik beraberlik, kardeşlik, huzur ve güven içerisinde, geleceğinden emin bir şekilde yaşayabilmesi için uymaları gereken asgari maddi ve manevi kurallar bunlar ve benzerleridir.

Bu kurallara uyulması, huzur ve güvene; uyulmaması ise huzursuzluğa ve güvensizliğe sebep olur. O halde toplum düzenini korumak için bu kurallara uyulup uyulmadığını takip edecek bir otoriteye ihtiyaç vardır. Demokratik hukuk devletinde bu otorite; yasama, yürütme ve yargı organlarından oluşmaktadır. Bu organların her biri diğerinin tamamlayıcısı ve takipçisidir.

Bu organlardan yasama organı, halkın kendisini yönetmek için seçmiş olduğu parlamentodur. Baş bakan ve bakanlardan oluşan hükümettir. Buna göre, başbakan “ ÜLÜ’L- EMR” dir. Ülü’l Emr’e itaat etmek dinen vaciptir. Çünkü Yüce Allah Nisa Suresi’nin 59. ayetinde; “ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan Ülü’l Emre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahrete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasul’e götürün.(Onların talimatlarına göre halledin). Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir” buyurmaktadır. Ayette ki “Ülü’l-Emr”den kastedilen, resmi, sivil ve asker her seviyede yönetmek, idare etmek ve emretmek durumunda olanlar ve en başta devlet başkanlarıdır.

Bu ayete göre Ülü’l-Emre, yani devlet otoritesine itaat, yönetilenler için bir vecibedir. Hiçbir şahıs, zümre ve örgüt kendisini bu kuralın dışında göremez ve Ülü’l- Emre başkaldırmaya cüret edemez. Aksi halde, Allah’ın emri hilafına hareket ettiği için, Ülü’l-Emre değil, Allah’a karşı gelmiş ve Allah’a baş- kaldırmış olur.

(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol