06.10.2012, 00:00 179

HİÇ OLMAK

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Değerli okuyucularım, yayına hazırlamakta olduğum, “ Fıkralar ve hikayeleri” isimli kitabımızda yer alacak olan bir hikayemizle birlikteyiz bugün, şöyle ki;

          Abdurrahman Efendi nahiyenin yaşlılarındandı. Uzun boylu, geniş omuzlu,nur yüzlü,ak sakallı,güler yüzlü bir kişiydi.O,gür beyaz ve uzun sakalına dikkatli bakılınca,sakalının tellerinden sanki yeşilimsi bir aydınlık yayılır gibi görünürdü onun. Abdurrahman Efendiye herkes kutsal topraklara gidip hac yaptığı için “hacı baba” diye hitap ederdi. Abdurraman Efendi karşılaştığı herkese selam

verir, tanıdıklarına hal hatır sormadan geçmezdi. Hacı baba bir topluluğa girdimi, herkes ayağa kalkar, O’na başköşede yer verilirdi.

         Abdurrahman Efendi İstiklal savaşı gazisiydi. Osmanlı medreselerinden icazet namesi vardı. O, vaktinin çok zamanını kitap okuyarak geçirirdi. Fen, matematik, fizik, kimya, astronomi ve tıp ilgi alanına giren konulardı. O, kasabanın bilge kişisiydi. Evinde hastası olan, okulda ödevi olan, yabancı olan, darda kalan ve dini konularda soracağı olan hep O’na koşardı. O,herkesin sorununu dikkatlice dinler, problemlerini çözer ve herkese itimat telkin ederdi. O,Allah dostu, Peygamber aşığı, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Hoca Ahmet Yesevi gibi büyük insanların da hayranıydı. Abdurrahman Efendi’nin öne çıkan özellikleri; tevazusu, hoşgörü ve sevgiydi. O, kendisine yapılmasını istemediği şeyi, kimseye reva görmezdi.

        Halit Bey, “Fakihler” Nahiyesine, Nahiye müdürü olarak atanmıştı. Halit Bey orta boylu, etine dolgun, saçı önden hafif dökülmüş, kara çatık kaşlı, kara gözlü, kırmızı benizli biriydi. Daha nahiyeye gelir gelmez; personeli ve halkla olan ilişkilerinden, asabi mizaçlı, sert ve ciddi bir kişiliğe sahip olduğu, çevrede duyulmaya başlamıştı.

           Halit Bey; Nahiyeye geleli bir ay kadar olmuştu. Mesaisinin olmadığı bir cumartesi günü Nahiyenin en büyük kahvesi olan “Telli oğulları Kıraathanesi”ne, daima yanında ve çevresinde olan insanlarla birlikte geldi. Kahvehanede bulunan herkes; fötr kasketli, körüklü çizmeli, kaytan bıyıklı ve altın dişli Nahiye Müdürü’nü ayağa kalkarak karşıladılar.

                  O gün ve o saatte Abdurrahman Efendi’de Telli oğulları Kıraat hanesi’ndeydi.O,her gün ki gibi bir köşede bulunan küçük ve O’na mahsus masada oturmuş, çayını içmiş,manevi alemlere dalarak,ezan saatini bekliyordu camiye gitmek için.Halit Beyin Nahiyeye geldiğini duymamış,kahve haneye geldiğinin de farkında olmamıştı.      

               Halit Bey içeri girince, herkesin ayağa kalkarak istikbal ettiği halde, köşede bir masada oturmuş, kendi halinde hülyalara dalmış, o nedenle de farkında olmayarak ayağa kalkmamış olan bir ihtiyar dikkatini çekmişti.

              Nahiye Müdürü başköşede bir masaya oturdu. Çevresindekilerle hoş-beş faslından sonra etrafında toplanan kişilerle sohbete başladı. Bir ara gözü köşedeki ihtiyara takıldı. Yanındakilere Hacı Baba’yı göstererek “O yaşlı adam kim?”diye sordu.”O, Nahiyemizin bilge insanı ve Hacı Babasıdır” dediler. “Hele seslenin, gelsin bakalım.”dedi müdür bey. Hacı Baba Halit Bey’in bulunduğu masaya geldi, selam verip oturdu. Müdür Bey’e dönerek; “Beni istemişsiniz buyurun.”dedi. Halit Bey sert bir şekilde; “Beni tanıdın mı?” diye sordu. Hacı Baba; “Nahiyeye yeni gelen müdür olduğunuzu söylediler” dedi. Müdür biraz daha hiddetli ve azarlar bir tavırla; “Benim buraya geldiğimi görmedin mi? Neden sen de ayağa kalkıp, diğer insanlar gibi hoş geldin demedin” dedi. Abdurrahman Efendi; “Müdür bey! dalgındım, inanın gelişinizin farkında olmadım” dedi.

            Sohbet koyulaşmıştı, herkes Nahiye Müdürü’nün ağzına bakıyordu. Müdür Bey de Kasaba için yapacağı işlerin plan ve projelerini anlatıyordu. Bir ara, Abdurrahman Efendi söz alarak; “Müdür Bey evladım! Size bir soru sorabilir miyim?”dedi. Halit Bey; ”Sor bakalım ihtiyar” dedi. Hacı Baba; “Müdür Bey! bu makama gelmek için nerelerde okudunuz? Hangi tahsili yaptınız”?dedi. Halit Bey; şöyle bir geri yaslanarak, kendinden emin bir insanın tavrıyla; “Efendim ben Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde okudum ve mezun oldum. Onun için de, beni Nahiye Müdürü olarak tayin ettiler,”dedi. Abdurrahman Efendi; “Çok güzel Müdür Bey, devamlı müdürlük mü yapacaksın?” dedi. Müdür; “Hayır efendim! devamlı müdürlük yapmayacağım, burada başarılı olursam, Kaymakam olacağım bir ilçeye” dedi. Hacı Baba soruyu yenileyerek; “Müdür Bey! İnşallah Kaymakam da olursunuz. Orada da başarılı olmanızı dilerim, sonra daha ilerisi var mı?” dedi. Müdür Bey; “Efendim orada da başarılı olursam, bir ile vali yaparlar beni” dedi. Hacı Baba; “Temenni ederim ki, vali de olursunuz, inşallah orada da başarılı olursunuz, sonra ne olacaksınız? Onun da ilerisi var mı?”dedi. Nahiye Müdürü Halit Bey biraz düşündü ve cevap verdi; ”Bizim için valilik en üst görevdir, ondan sonra emekli olacağım” dedi. Abdurrahman Efendi son bir soru daha sordu Nahiye Müdürüne; “Müdür Bey emeklilikten sonra ne olacak?”dedi. Nahiye Müdürü diğer sorulara hep iştiyakla şen şakrak cevaplar verirken, bu sorunun cevabını, vermeden önce hayli düşündü, düşündü ve “HİÇ”  dedi. Hacı Baba; “Demek ki bu kadar tahsil ve o kadar hizmetin sonu, bir ‘HİÇ’ öyle mi Müdür Bey?”dedi. Nahiye Müdürü; “ Evet ihtiyar bir hiç olacağız” deyince, Abdurrahman Efendi son sözlerini şöyle sürdürdü; “Müdür Bey! demek ki, sonunda bir hiç olmak için bu kadar okudunuz ve bunca görevleri de yapacaksın öyle mİ? Evet, insanın, malı mülkü, makamı mevkisi ve sosyal konumu ne olursa olsun, sonu bir hiçtir Müdür Bey! Onun için Yunus Emre “Ne kadar yüce olursa olsu şanın, akıbet bir kara taştır nişanın” dememiş midir? İnsan fanidir, fani olan her şeyin sonu kocaman bir “hiç“ tir. Baki olan yalnız Allah’tır. Fani olan her şey, helak olmaya, yok olmaya, yani sonunda bir “hiç” olmaya mahkumdur. Baki olan ancak Allah’tır, amenna.  

            Müdür Bey! Sen bir hiç olmak için bunca okumuşsun, o kadarda çalışacakmışsın, ben zaten bir “Hiç”im. Ayağınıza farkında olmadığım için, kasıtsız olarak kalkmadığımdan dolayı,  onca ahali içinde benim gibi yaşlı bir insanı haşlayarak kalbimi kırmanız doğru mu? İnsan, hele de idareci, olgun ve anlayışlı olmalı değil mi? Yöneticiler; adil, hoşgörülü, alçak gönüllü, herkesi seven, kucaklayan, taraf tutmayan, yaratılanı, yaratanından dolayı seven, Hakka yakın, zulümden ve haksızlıktan uzak olmalıdır. Kendine yapılmasını istemediği şeyleri, kendisi de başkalarına yapmamalıdır. Adaletin mülkün temeli olduğunu ve zulmün payidar olamayacağını bilmelidirler değil mi? Siz gençsiniz, ben size hakkımı helal ediyorum, size başarılar diliyorum, sizde hakkınızı bana helal edin. Yönettiğiniz insanların size, önce Allah’ın sonra da, devletin emaneti olduğunu unutmayın. Şunu da bilin ki, emanete ihanet büyük günahlardandır” dedi.  

            Hacı Babanın bu güzel söz ve öğütlerini dinleyen Nahiye Müdürü Halit Bey, yaşlı bilginden çok etkilenmişti. Saygılı bir tavır içinde “Efendim sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Nasihatlerinizi ömrüm oldukça unutmayacağım. Yöneticiliğim esnasında, uyarlarınız benim rehberim olacaktır. Benim de hakkım varsa eğer, size helal olsun. Orada bulunanlara dönerek, sizler ne şanslı insanlarsınız ki Fakihler Nahiyesinde, yani aranızda böyle olgun, kamil bir insan yaşıyor. Ben ne şanslı insanım ki yöneticilik yapacağım yerde böyle bir rehber insan bulunuyor” diyerek Abdurrahman Efendinin elini öptü. Halk, bu durumdan çok memnun olduklarını belitti. Bizim hikayemiz de burada bitti.

           İstanbul Sulta Ahmet’ten selam, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@