Doğanın korunması ve çevre sorunlarının çözümü için ömür boyu koşturan ve bu uğraşı ile yurt içinde ve yurt dışında büyük takdir gören Hayrettin Karaca’yı 97 yaşında kaybettik. Kendisini İstanbul’daki çevre ile ilgili faaliyetlerden yakinen tanıdığım Hayrettin Karaca'nın hayatta bir gayesi vardı. O da ait olduğu topluma ve insanlığa hizmet etmekti.

Çeşitli çevre sorunları yanında O’nu en çok etkileyen ülkemizdeki erozyon sorunu olduğu için arkadaşı Nihat Gökyiğit ile birlikte önderlik ettiği ve çoğunluğunu doğa sevdalısı, benim de başkanlığını yaptığım Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu Başkanı M. Selahattin Üzel gibi tanınmış iş adamlarının oluşturduğu Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nı (TEMA) kurdu. Amaçları Anadolu’da yaşanmakta olan erozyon ve çölleşme tehlikesine kamuoyunun dikkatini çekmekti. Hedefleri ise bu mücadelenin devlet politikası haline gelmesine katkı sağlamaktı. TEMA’nın “Türkiye Çöl Olmasın” sloganı toplumda büyük yankı uyandırdı. Yıllar süren ve ülkemizde benimsenen erozyona karşı başlatıp sürdürdüğü mücadele sebebiyle halkımız tarafından “Toprak Dede” ve “erozyon dede”olarak tanındı.

* * *

Ülkemizin tanınmış tekstil kuruluşlarından Karaca’nın sahibi olan Hayrettin Karaca’nın ailesi Kırım’dan göç etmişti. Liseyi bitirdikten sonra ailesinin triko-örme işinin başına geçip onu ülkenin en başarılı sanayi kuruluşlarından biri haline getirdi. Karaca firması Türkiye'de ihracatın liderliğini yapmış, üstelik bunu diğer kuruluşlardan neredeyse 20 yıl önce gerçekleştirmişti. Hayrettin Karaca bu konuda "Ben sanayici olmak istemiyordum. İstediğim edebiyatla ilgilenip kalan zamanımı doğayla iç içe geçirmekti. Fakat o günlerde babamıza karşı çıkmak söz konusu değildi." şeklinde açıklama da yapmıştı.

* * *

Bu zenginlik ve elde ettiği başarı ile yetinmediği için etrafına bakıyor ve kendisini rahatsız eden gördüklerini aşağıdaki cümlelerle değerlendiriyor ve bunların çözümü için mücadele ediyordu:

-"Doğada insanlar, bitkiler ve hayvanlar bir arada yaşıyor. Bu dünyayı onlarla paylaşıyoruz. Kuşlarla, böceklerle, ağaçlarla, otlarla… Benim ortağım onlar… Aslında biz onlara bağımlıyız. Dünyadan insanı alın, hiçbir şey değişmez, hatta güllük gülistanlık olur her şey. Doğa sağlıklı olmazsa insan yaşayamaz, yok olur. Ama katlediliyor hırs uğruna… Daha fazla kâr için, daha fazla üretmek için, acımasızca tüketiyoruz dünyayı… Tek bir yolu var bu hazin sona gidişi önlemenin, ihtiyacımız kadar tüketmek. Yaşamak için yaşatmaktan başka bir yolumuz yok!”

-"Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova’daki botanik bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir, okumamak Cumhuriyet’e ihanettir."

-“Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım; doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok. Bunu herkes yapabilir. `Bir` çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Her şey bir ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum.”

-“Akmerkez`in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. Yılbaşı demek al, tüket, yok et, yaşamı mahvet demek. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu elimden hiçbir güç alamaz. İnanç her şeyi halleder.”

-“Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu`na göre; Afrika`da 323 milyon insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık gelirlerinden yüzde 0.7`sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir.”

-“Çok ödül aldım, ama en büyük ödülüm iki tanedir. Bunlardan biri, 2500 metre yükseklikte bir dağda, bir çocuğun beni gösterip, arkadaşlarına, ‘koşun koşun erozyon dede gelmiş’ demesidir. Diğeri ise bir kula nasip olmuş en büyük ödüldür, daha büyük ödül olacağına inanmıyorum;

bu ödül de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamdır. Her ödülün kişiye verdiği bir sorumluluk vardır. Ben bu sorumluluk altında yaşıyorum, zaten beni çağıran da budur.”

Kendisinin etkileyici ve yol gösterici benzeri çok sayıda açıklaması vardır. İsterseniz bunların daha fazlasını internetten bulabilirsiniz.
* * *

Türkiye'nin ilk özel arboretumunu (çok çeşitli ağaç ve ağaççıkların bulunduğu, bu amaçla özel olarak hazırlanmış botanik bahçesi) kurdu. Yurtiçi ve yurtdışında gezdiği her yerden tohumlar topladı, botanik bahçelerini gezdi, bağlantılar kurdu. Bugün Yalova'daki Karaca Arboretumu, dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından bilinmektedir. Yılda iki kez yayınlanan Arboretum Magazin'i bilimadamlarının araştırma ve görüşlerinin yayınlandığı bir forumdur. 14.000 türü barındıran arboretum aynı zamanda ülkenin tehlikedeki türleri için bir gen koruma merkezidir. Hannover Üniversitesi'nden ekoloji profesörü Franz H. Meyer, Hayrettin Karaca'dan "Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım." diye bahsetmektedir.

* * *

1986 yılında İstanbul’a geldikten sonra kendisi ile birçok çevre toplantısında ve faaliyetinde bir araya geldim. Yazımı çok uzatmamak için bunlardan önemli gördüklerimden bazılarını sizlerle paylaşmayı istiyorum:

- Garanti Bankası’nın, 1996 ‘daki 50. kuruluş yılı dolayısıyla düzenlediği, “Yarına Dört Işık” adlı bir proje yarışmasında ”Çevre, eğitim, spor ve endüstriyel tasarım ”konulu yarışmalarda, çevre dalında birlikte jüri üyesi olarak görev aldık.

- 2000’li yıllarda daveti üzerine Yalova'daki Karaca Arboretumu’nu ziyaret etmiştim.

- Marmara Grubu Vakfı’nın 9 Kasım 2007 tarihinde 9.Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in de katılımı ile, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit’e “Toplumsal Sorumluluk Ödülü” verildiği törende beraberdik.

Bu törende de sırtında taşıdığı kırmızı süveteri hakkında TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç verdiği bir beyanatta, Karaca’nın “Param var ama tüketmeye hakkım yok” diyerek yeni hiçbir şey almadığını, kendisiyle özdeşleşen kırmızı süveterini 30 yıl boyunca giymesinin bir sebebinin de bu tüketime karşı olan tavrı olduğunu açıkladı.

Doğayı ve çevreyi korumaya hayatını adayan ve bu doğrultuda hizmet veren, sevdalısı olduğu vatan toprağında da ebedi huzura kavuşan Hayrettin Karaca’ya Allah’tan rahmet dilerken, mekânının cennet olmasını temenni ediyorum.

Bu vesileyle, özellikle yeni nesillerin O’nun mücadelesini benimsemelerini ve sürdürmelerini bekliyorum.

İstanbul, 22 Ocak 2020

Not: Bu yazımı hazırlarken TEMA Vakfı’nın web sayfasından ve günlük gazetelerden alıntılar yaptım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol