3- Meşguliyet Gelmeden Boş Vaktin Kıymetini Bilmek

İslam dini, zamana yani vakte çok önem vermiştir. Nitekim Yüce Allah Kur’an’da zaman zaman vaktin üzerine yemin etmiş, Kur’an surelerinden birisine “Asr” ismi verilmiş, bu surenin 1. ve 2.ayetlerinde mealen, “Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir.” buyrulmuştur. Yüce Yaratıcının insana bahşettiği en kıymetli nimetlerden biri de ömürdür. Ömür doğum ile ölüm arasındaki zaman dilimidir. Ömür bitmeden insan ölmez, ömür bitti mi bir dakika bile fazladan mühlet verilmez. Nitekim Araf Suresi’nin 34. ayetinde mealen, “Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” buyrulmuştur. Dinde vaktin bir dakikasının bile kıymeti vardır. “Ya Rasulullah, bir dakikalık ömrümün kaldığını bilsem ne yapmamı tavsiye edersiniz?” diye soran birisine, Efendimiz cevaben; “Kelime-i şahadet getirmeye ve imanla ölmeye çalışmanı tavsiye ederim.” buyurmuştur. Gerçekten de tarih boyunca zamanı iyi kullanan milletler kalkınmışlar, onun kıymetini bilmeyen ve israf edip geri kalmış milletlere hakim olmuşlardır. Onun için “ Vakit nakittir. ”, “Bugünün işini yarına bırakma.”, “Zaman su gibi akar gider” demişlerdir. Netice olarak insan, boş vaktin kıymetini bilmeli, vakti kendi zamanında değerlendirmeli, bugünün işini yarına ertelememeli, yarın için başka bir meşguliyetin çıkabileceğini asla unutmamalıdır. Keza insan; zamanın bir su gibi akıp gittiğini, akan suda, ele değen ilk suyu tutup tekrar kullanmak mümkün olmadığı gibi, zamanı da tutup, ileride tekrar kullanmak imkansızdır. İnsan, boş vaktinde çalıştı mı, hem madden hem de manen karşılığını alır. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde, “Ademoğlunun üzerinden hiçbir gün geçmez ki, o gün onu çağırmış olmasın. Gün der ki; ben taze bir günüm yarın için ben sana şahidim. İyi amel yap ki, yarın kıyamet gününde (bende lehine) şahitlik yapayım. Ben geçiyorum. Ebedî beni bir daha göremezsin. Gecede insana aynısını söyler ve geçer. ” Ümmetinin amelleri Peygamber Efendimize her sabah, her akşam arz olunur. Efendimiz (s.a.v.), o insanları simalarından tanır ve kıyamette şahitlik yapar. O halde beş vaktin kıymeti bilinmeli, vakit zamanında değerlendirilmeli, her vaktin, her saatin; her günün ve her gecenin özel bir zaman olduğu ve başka zamanın içinde değerlendirilemeyeceği bilinip, ona göre değerlendirilmelidir.

4- Fakirlik Gelmeden Zenginliğin Kıymetini Bilmek

“Bir kararda kalan yalnız Allah’tır” derler. Kulların doğumundan ölümüne, aynı kararda kalması mümkün değildir. Bugün zengin olan, ölünceye kadar zengin kalacağım iddiasında bulunamaz. Fakir adamda ömrünün sonuna kadar fakir kalacağım diyemez. Dünyada, dün zengin olup bu gün fakir olan, dün fakir olup bu gün zengin olan insan çoktur. Nitekim deprem, yangın ve sel felaketinden sonra, her şeyini kaybederek veya ticarette iflas ederek zengin iken fakir olanlar olduğu gibi, aniden gelen bir mirasla, piyangoyla veya ticarette zengin olan fakirlere de rastlamak mümkündür. İslam dininde zenginin şükreden zenginlerden, fakirin de sabreden fakirlerden olması önemlidir. Müslüman nimetleri bol bulunca şükretmeli, az bulunca da sabretmelidir. Allah sabredenleri ve şükredenleri sever. İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demelidir. Çünkü “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır. ”Önemli olan zenginin bir gün fakir olabileceğini düşünerek temkinli ve tedbirli hareket etmesidir. İşleri iyi iken kazandıklarını har vurup harman savurmamalı, iktisatlı olmalı; işlerin bozulduğu zaman, bu durumlarda istifade etmek için bir kenara ayırdığı birikimleri kullanabilmelidir. Madden ve manen zengin olan kimse, yapması gerekenleri zamanında yapmalıdır. Mesela; vergisini vermeli, geleceğini garanti altına alacak tedbirleri almalıdır. Zengine farz olan zekatını vermek, haccına gitmektir. Eğer zenginken bu manevî görevleri yapmadan fakir olurda, bunları yapamazsa, “neden zenginken yapmadın” diye kendisine Huzur-u İlahi de sorulur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerin de, “Hac kime farz olursa, bu görevi yapmada acele etsin. Çünkü ya kendisini oraya götürecek bineği hastalanır, ya da hac da harcayacağı paraya başka ihtiyaçlar zuhur eder. ” buyurmuştur. O halde zengin, görevlerini zenginken yapmalı, görevlerini tehir etmemeli, aksi halde tehir ettiği zamanda fırsat elden kaçabilir. Zengin, zenginliğinden kaynaklanan maddî ve manevî sorumluluklarını kaybetmeden zamanında yapmalıdır. Sonradan fakir olursa, zenginken yapmadığı bazı sorumluluklardan kurtulamayacağının bilincinde olmalıdır.

5- Ölüm Gelmeden Hayatın Kıymetini Bilmek

Bu dünyanın nimetleri burada kazanıldığı gibi, ahiretin nimetleri de burada kazanılır. Ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilmek demek; yaşarken hayatı dolu dolu ve onu verenin rızası doğrultusunda yaşamak demektir. Böyle yaşandığı takdirde hayatın kıymeti bilinmiş olur, dünya ve ahiret mutluluk ve huzuruna erişilmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de, hayatının kıymetini bilmeyen kimselerin öldükten sonra dünyaya salih amel işlemek için dönmek isteyecekleri, fakat bunun asla kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. (Müminun Suresi 23/99-100) Çünkü insan dünyaya bir defa gelir, bir kez geldiği bu dünyada Allah ve Resulünün yolunda Kuran ve sünnetin ışığında yaşamalıdır. Aksi halde dünyada sefil, ahirette rezil olura.

Yüce Allah hayatını bu düstur üzere yaşayanlardan eylesin.

Alaca’dan selam, sevgi, saygı ve dualarla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol