Dostoyevski'nin "İnsancıklar" adlı kitabından bir cümleyi bu haftaki köşe yazımın başlığı olarak aldım.

Yaşamak...

Yoksul yaşamak, mutsuz yaşamak, hasta yaşamak...

Yağ kuyruğunda, ekmek kuyruğunda, benzin kuyruğunda, hastane kuyruğunda yaşamak...

İşsizlik ve işsizliğin beraberinde getirdiği geçim zorluğu içerisinde yaşamak...

İnsanca yaşamak ?

Nefes almak mı ?

Son günlerde kalp krizi, beyin kanaması geçiren kayıplar veriyoruz. Genç yaştaki kayıpların acısı ile herkesin yüreği kanıyor.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Her ölüm erken ölümdür.

Allah hiçbir anne/babaya evlat, torun acıları yaşatmasın.

Evlat kolay yetişmiyor.

Her anne/baba geleceği olan evlatlarının kaybında yıkıma uğruyor. Dünyası kararıyor. Yaşam anlamsız oluyor.

"Evladımın ayağı taşa değse benim yüreğim kanar."

Her anne/baba evlatlarının doğumundan, tahsiline, meslek edinmesine, kuracağı evlilik birliğine kadar sorumluluk taşır.

Özellikle okuyup mesleğine sahip olması için maddi/manevi zorluklara göğüs geriyor.

Günlüğe giderek tandırda ekmek yapan, tarlada çalışan, ev temizliğine giden, çocuk, hasta, yaşlı bakıcısı, lokantalarda bulaşıkçı, pazarlarda sebze satan anaların ve hamallık yapan, inşaatlarda çalışan, şoförlük yapan, yer altında, elektrik direklerinin tepesinde, can güvenliği tehlikeli yerlerde çalışan babaların soğukta/sıcakta, alın teri, helal kazançları olan ekmek paraları; üniversitelerde okuyan gelecekleri, umutları, vazgeçilmezleri çocuklarının meslek sahibi olmaları yönündeki verdikleri mücadelelerinin karşılığıdır.

*

Günümüzün en gözde mesleklerinin ilk sıralarında yer alan hekimlik; okul, devlet ve aile açısından büyük emekler verilerek kolay yetişmeyen bir meslek dalıdır.

Anne/baba adaylarına ilk bebek müjdesini veren, kanser hastalarına ilk olumsuz haberi veren hekimlerimiz...

Dayak yiyen hekimlerimiz...

Hakaretler işiten hekimlerimiz...

Hekimlerin, hastanelerde çalışma koşulları oldukça ağır.

7/24 can güvenliği tehlikede. Görevleri başında yitirdiğimiz hekimlerimiz de oldu.

Hekimlerin çalışma ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesi sağlanırsa hastalara verilen hizmet kalitesi artar.

Bugün 182 MHRS yani "Merkezi Hekim Randevu Sistemi" ile randevu almak oldukça zor.

Hastanelerde dertlerine şifa arayan hastaların aylar sonrasına randevu alması, şifa araması değil kaderine terk edilmesidir.

Hastaların yakalandığı çaresiz hastalık kaderi mi, kederi mi?

Gece saat 02.00’de hastanın cep telefonuna düşen mesajda "randevu alamadığınız hekim için 15 dakika içinde randevu alınız" uyarısı ile hangi hasta uykudan uyanıp 15 dakikada sıra alabilecek.?

Köylerde yaşayan hastalar ne yapsın.?

Ekonomik zorluklar içinde olan insanlar zaten özel hastanelerde muayene olamıyor.

Empati yapar mısınız?

Yani acılar içinde ağlayan, inleyen hastaların yerinde kendiniz olsanız ne yaparsınız.?

Ultrason, MR, tomografi için aylarca acılar içinde bekler misiniz ?

Hekimler bu kadar hasta sayısı karşısında ne yapsın.?

Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğunluğu nedeniyle hastalar ve hekimler zor durumda.

Her doktora düşen hasta sayısı her altı dakikada muayenesini hesap ederseniz çılgın bir sayıda olması nedeniyle yetişmek imkânsız.

Hastanın muayeneye hazırlanması, muayenesi ve kliniği terk etmesi altı dakikada bitecek.

Hekim, hastanın hastalığına fikir vermesi açısından ultrason, MR, tomografi, hemogram (tam kan sayımı), biyokimya, TİT (tam idrar tahlili) istediğinde hasta için herşey yeni baştan başlıyor.

Tahlil yaptırmak için ileri tarihli randevu, tahlil sonuçlarını tekrar hekime göstermek için yine randevu ve bu arada hastanın çektiği çileler, acılar...?

Sonuç;

Ulu Mezarlık, Çiftlik Mezarlığı ya da Hıdırlık Mezarlığına acılarını dindirmek için tapu kaydına müracaat...!

Tolstoy'un sözleri;

İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.

Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.

Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.

Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.