Rabbimiz insanı bir nefisten yaratmış, ondan da eşini yaratmış, ilk insanı yeryüzüne tek erkek veya tek kadın olarak değil, bir kadın ve bir erkek olarak göndermiştir. Allah c.c. insanlığı, bu iki cinsin meşru olarak birleşmesinden yaratarak yeryüzüne sermiş ve onların bir biriyle tanışıp, bilişip, kaynaşması için de insanları kabileler ve milletler haline getirmiştir.(Nisa/1, Hucurat/13)

Allah c.c.; insanların, hayvanların ve bitkilerin üreyip türemeleri için, katındaki sevgi duygusunu yüze ayırmış, yüzde birini bu türlerin dişileri ile erkekleri arasına koymuştur. Kalan 99 sevgi ile de mahşerde yarattıklarına sevgi şefkat ve merhametle davranacaktır. İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve bütün varlıkların birbirine ilgi, alaka, sevgi, şefkat ve merhamet duymaları, sadece bu yüzde bir sevgidendir. Bu durum aynı zamanda yüce Allah’ın varlığının delillerindendir. Nitekim Kuranı Kerimde: “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye, size kendi cinsinizden eşler yaratıp, arasıza sevgi, şefkat ve merhamet duyguları yerleştirmesi de, O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen kavimler için ibretler vardır” buyrulmaktadır.( Rum s 30/21)

Demek oluyor ki; dünyada karşı cinslerin, anne ile yavrunun, koyun ile kuzunun, kuş ile yavrusunun, aşık ile maşukun birbirine karşı olan ilgisi, sevgisi, şefkati ve merhameti hep Allah’ın aralarına koyduğu bu duygu ve düşüncelerdendir. Bunun için aşık Veysel de: “ Güzelliğin on para etmez. Şu bendeki aşk olmasa” dememiş midir? İşte o aşkı koyan Allah’tır, amenna.

Dinimizin en mukaddes ve en şerefli müesseselerinden birsi de ailedir. Anne baba, büyük anne büyük baba ve evlenmemiş çocuklardan meydana gelen aile, en küçük insan topluluğu olup, toplumun da temel taşıdır, ailenin temeli de meşru evliliktir.

Evlilik yani nikah, Rabbimizin emri ve Peygamberimizin de sünnetidir. Kerim kitabımızda yüce Allah: “Size helal olan kadınlardan nikahlayın.” (Nisa, 4/3) ,“ İçinizdeki bekarları, iyi amel işleyen köle ve cariyeleri evlendiriniz. Eğer fakir iseler, Allah fazlı ve keremi ile onları zengin eder. Allah’ın lütfu geniştir ve her şeyi bilir.”, “ Evlenmeye gücü yetmeyenler, Allah onları zengin kılıncaya kadar namuslu kalsınlar, iffetlerini korusunlar (yani zina etmesinler)” buyurmaktadır.(Nur 24/32-33)

Gençlere hep yakın ilgi ve alaka gösteren Peygamber Efendimiz, onlara evlenmeyi tavsiye emiş: “Ey gençler! Ailesini geçindirecek kadar geliri olanlar evlensinler. Çünkü evlenmek gözü haramdan korur, nefsi daha fazla kırar. Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun, çünkü oruç, şehveti kırar.” buyurmuştur.( Ettaç, c.2, s.278) Evlenen kimsenin, dini vecibelerinin yarısını yerine getirmiş olacağına dikkat çeken Efendimiz: “ Kul evlendiği vakit dininin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun.” buyurur. ( Keşful Hafa, c.2, s.239)

Devri Saadette bir adam Peygambere (s.a.v.) gelerek “ Güzel fakat kısır olan bir kadınla evlenmek istiyorum, müsaade eder misiniz” der? Efendimiz ona: “Kısır kadınla evlenme, doğurgan kadınla evlen. Ben kıyamette, diğer ümmetlere karşı, kendi ümmetinin çokluğu ile iftihar edeceğim” demiş ve şöyle buyurmuştur: “ Evlenin ve çoğalın. Çünkü ben kıyamette diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”, “ Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime rağbet etmezse, o benden değildir.” buyurmuştur. (İbni Mace K. Nikah: 1) O halde, ben son Peygamberin ümmetiyim diyen ve bununla iftihar eden herkes evlenmeli, Allah’ın inayetiyle ümmetin çoğalmasına katkıda bulunmak için de, en az üç çocuk sahibi olmalıdır.

Kutsal aile yuvasının kuruluş temelinin harcı, her şeyden önce yukarda kaydedilen ilahi sevgi, şefkat, aşk ve merhamet duygularıdır. Bu duygu ve düşüncelerle bir kadın ile bir erkek, meşru nikahla bir araya gelerek aile yuvasını kurarlar. Nikahla evlenen eşlerin bir birlerine Allah’ın emaneti olduklarını Veda Hutbesinde Peygamberimiz (s.a.v.): “ Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve ismetlerini, Allah adına söz vererek helal edindiniz” buyurarak haber vermiştir. Bilindiği gibi emanete ihanet de, dinimizce büyük günahlardan sayılmaktadır. O halde eşler, ömür boyunca bunu kesinlikle unutmamalıdırlar. Bu yuvanın ömrün sonuna kadar var olması, karı kocanın bir yastıkta kocaması, bunları ancak ölümün ayırabilmesi, karı kocanın devamlı bu duygu ve düşünceleri aklında tutmaları ile mümkündür.

Ailede saadet, mutluluk ve güzel geçimin devamlı olması için, her şeyden önce eşlerin birbirine karşı, tatlı dilli, güler yüzlü ve hoş sohbetli olması, akrep dilli, asık suratlı ve sohbet yoksunu olmaması lazımdır. Neşet Ertaş’ın türküde dediği gibi: Tatlı dile güler yüze, aşk ilen bakışan göze doyulmaz, canana, yani sevgiliye de kıyılmaz. Evet, eşler arasında tatlı dil çok önemlidir. Atalarımız, “ Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” sözünü boşa söylememişlerdir.

Yine bir aile yuvasının huzurlu mutlu ve güzel geçimli olabilmesi için, eşlerin birbirini sevmesi ve sevgilerini birbirine söylemesi, yani “Seni seviyorum” demesi ve bunu uygun zamanlarda tekrarlaması da çok çok önemlidir. Çünkü Rasulullah Efendimiz hadislerinde: “ Eşini (Din kardeşini) seven kişi, onu sevdiğini söylesin” buyurmuştur.( Ebu Derda edep 113) Evet, insanları sevmek kadar onlara sevdiğini söylemek de önemlidir. Yunus Emre’mizin dediği gibi: “ Yaratılanı severiz yaratandan dolayı.” O zaman bir Mümin olarak, haşa Yaratanı sevmemek mümkün mü? O halde Yaratanın hatırına bütün yaratılanlarını ve bilhassa canımız, cananımız, can yoldaşımız, sır arkadaşımız, evimizin direği, çocuklarımızın annesi ve ilk öğretmeni olan eşimizi çok daha fazla seveceğiz ve sevdiğimizi de zanan zaman ona söyleyeceğiz. Çünkü evlenmek Allah’ın emri olduğu gibi, kadınlarla iyi geçinmek de Allah’ın emridir. Nitekim Rabbimiz Kuranda: “Kadınlarla iyi geçinin” buyurmaktadır. (Nisa, 4/ 19) Demek oluyor ki; eşlerin iyi geçinmeleri için, birbirlerine güler yüzlü, tatlı dilli, kibar ve nazik davranmaları, asla incitmemeleri, karşılıklı sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmeleri, eş ve çocuklarına vakit ayırıp onlarla nitelikli ve kaliteli sohbetler etmeleri, şu fani dünyada birbirlerine ve çocuklarına karşı şefkatli, merhametli ve sevecen olmaları gereklidir ve çok çok önemlidir. Netice olarak eşler arası mutluluğun, saadetin ve güzel geçinmenin sırrı karşılıklı olarak şu beş şeyle mümkündür. Sevgi, saygı, sadakat, sabır ve sorumluluk.

Bunun gibi bir ailede huzur, saadet, mutluluk ve güzel geçimin olabilmesi için, eşler karşılıklı olarak birbirlerinin kusurunu aramamalı, hatta var olan kusurunu görmemezlikten gelmeli, yüzlerine vurmamalıdırlar. Çünkü kusursuz kul olmaz. Mevlana’mızın dediği gibi, “ Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.” O halde eşler birbirlerine karşı zan ile hareket etmemeli, birbirinin kusur ve kabahatini araştırmamalı, gıybetini yapmamalı, birbirine doğru, dürüst davranmalı ve kesinlikle yalan söylememelidirler. Bunlar yapılmadığı taktide eşler arasında karşılıklı kırgınlıklar, dargınlıklar, küslükler, istememezlikler meydana gelir, bu da zamanla boşanmaya, ayrılığa ve yuvanın yıkılıp eşlerin ve çocukların mağdur olmaların yol açar. Bu saydıklarımız her şeyden önce yüce kitabımızın ayetlerinde ve Peygamberimizin de hadislerinde yer alan uyarılardır.

(Sürecek)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol