Yazar Ayşe Kulin’in “Adı Aylin” adlı kitabında tanıttığı Şakir Paşa sülalesinde, Cevat

Şakir Kabaağaçlı, ressam Fahrünissa Zeid, Aliye Berger, ressam Nejat Devrim, aktris

Şirin Devrim ve seramik sanatçısı Füreya Koral gibi ünlü sanatçılar vardır.

1970-1985 yılları arasında Antalya Side’de tatil yaparken Cevat Şakir’in kardeşi Suat Şakir’le tanışmış ve ahbap olmuştuk. “Sen tarihçisin, benim kardeşim meşhur Cevat Şakir’i tanıyor musun?” demişti bana. Daha sonra tiyatro sanatçısı Şirin Devrim hanımla tanıştırmıştı beni. Hiç unutamam Şirin hanım, 50 santimetrelik suda boğulan sarhoş bir Manavgat’lıya doktor ölüm raporu verdiği halde ambulans gelinceye kadar yaklaşık bir saat ölüyü öperek suni teneffüs yaptırmıştı.

Geçen hafta Cevat Şakir’in “Mavi Sürgün” adlı kitabını okudum.

Karakolda ona, “İstiklal Mahkemesine gideceksin” denir. İki jandarma ile kelepçeli olarak İstiklal Mahkemesine sürüklenir. Sonunda cezasının idam olacağı anlaşılır.

Sonra “Sürgün edileceksin” denir. Sürgün yeri Bodrum bir muammadır, bir karanlıktır.

Bodrum’a palmiyeleri, gelin çiçeğini, begonvilleri, mimozaları, greyfut’u ve tam

45 adet değişik bitki türünü Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı getirmiş.

1886’da Girit’te doğmuş Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı.

Şakir Paşa’nın oğludur. Atina sefiri, validir aynı zamanda babası. Çocukluğu Yunanistan’da geçmiş. Oxford’da okumuş. Orada güzel bir İtalyan kadınla tanışmış,

adı Agnezi... Sonra Agnezi’yi almış memlekete gelmiş.

Afyon’da büyük bir çiftlik evine yerleşmişler... Gelini Agnezi’yle Şakir Paşa’nın yasak

aşkı yüzünden Cevat Şakir, babasına çıkışmış, “O senin gelinin” demiş, “utanmıyor musun?” Babası ilişkiyi inkâr etmiş. Tartışma büyüyünce her birisi bir silaha davranmış, Cevat babası Şakir Paşa’yı öldürmüş. (Çatışma sonrası Şakir Paşa’nın tabancasında kurşun çıkmadığı söylenir.) Agnezi’den Muttara adında bir kızı varmış Cevat Şakir’in...

Bu acı olaydan sonra kızı Muttara’yla beraber İtalya’ya yerleşmiş Agnezi.

BABA KATLİNE 15 YIL KÜREK CEZASI
Baba katili Cevat Şakir, çıkarıldığı mahkemede 15 yıl kürek cezasına çarptırılmış. Cezasının yedinci yılında ince hastalığa yakalandığı için serbest kalmış.

Cumhuriyet yeni kurulmuş, Üsküdar’da bir evde yaşıyor Cevat Şakir. Zekeriya Sertel’in “Resimli Hafta” dergisine yazılar yazıyor, kitap kapakları yapıyor, bir yandan da tercümeler kazandırıyor Türk edebiyatına. Ne de olsa yedi dil biliyor.

Ankara’da asker kaçakları yüzünden İstiklal Mahkemeleri (Üç Ali’ler Divanı, Kılıç Ali, Ali Çetinkaya ve Kel Ali) kurulmuş,.

Cevat Şakir de, o günlerde “Hapishanede idama mahkûm olanlar bile bile asılmağa nasıl gider?” diye bir hikâye yazıp göndermiş dergiye.

Tam o sırada Şeyh Sait isyanı patlak vermiş. Yazdığı hikâyeyle “halkı isyana teşvikten” dolayı “Üç Aliler Divanı”nda Kel Ali, Zekeriya Sertel’le Cevat Şakir’in idamını istemiş, Kılıç Ali karşı çıkmış, üçer yıllık kalebentlik cezasını uygun görmüşler iki yazara, Zekeriya Bey’in payına Sinop, Cevat Şakir’in de Bodrum düşmüş.

Ankara’dan İzmir’e trenle iki er nezaretinde gitmiş. O zamanlar Bodrum’a sadece denizden gidiliyor, karayolu henüz yok. Ama onu deniz yoluyla götürmüyorlar, ne de olsa o siyasi bir suçlu, “Denize atlar, Yunanistan’a kaçar, nemize gerek” diye karayoluyla gönderiyorlar. Aylar sonra Milas’a ulaşmış. Milas’tan da Bodrum’a kadar yürüyerek gitmiş.

Bodrum’da şansına iyi kalpli bir kaymakam çıkmış. Kaleye kapatmamış onu, çarşının içinde aylık kirası 25 kuruşa şirin bir Bodrum evinde cezasını çekmesine izin vermiş.

Yazı yazmış, koyları keşfetmiş, bitkilerle ilgilenmiş, balıkçılık yapmış, bir kayık almış bazen günlerce maviliklerde kaybolmuş. Bir süre sonra “denizde balık adam, karada ağaç adam” olmuş çıkmış. Bitkilerle ilgili kitaplar bulmuş, okumuş, araştırmış, Avrupa’da bu işle ilgilenenlerle yazışmış, tohumlar istemiş, fidan bulmuş, hepsini Bodrum’un her yerine ekmiş, dikmiş, sonra da ora ahalisiyle birlikte onlara gözü gibi bakmış.

Bu sırada devlet, cezasının kalan kısmını İstanbul’da tamamlamasına karar vermiş.

Gözü arkada İstanbul’a gitmiş, cezası bitince tekrar Bodrum’a gelmiş.

Burada yeniden evlenmiş, çocukları olmuş, belediyeye bahçıvan olarak girmiş, onların eğitimi derken Bodrum’u bırakıp İzmir’e yerleşmiş mecburiyetten.

İzmir’de de turist rehberliği işini ilk olarak o keşfetmiş. 1945 yılında hemen hemen bütün ünlü yazar ve şair arkadaşlarına bir mektup yazmış ve belirlediği tarihte hepsinin İzmir’de olmalarını istemiş. Gelirlerse eğer onları deniz yoluyla cennete götürecek!

İZMİR’DEN MAVİ YOLCULUK
Çağrısına Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi, Erol Güney, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Fuat Erol Keskinoğlu ve Necati Cumalı cevap vermiş, aynı günde İzmir’de buluşmuşlar.

Bir tekneye ekmek, peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve çokça rakı alarak açılmışlar Ege Denizi’ne. Her sene aynı tarihlerde “Mavi Yolculuğu” tekrarlamışlar.

Daha sonra geziye katılan Azra Erhat, bu yolculuğu anlatan kitabına “Mavi Yolculuk” adını koyunca, o gün bugün Ege ve Akdeniz’de çıkılan ve günlerce denizde kalınan seyahatlerin adı “mavi yolculuk” olarak kalmış.

1 Ağustos 2018

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol