İslam coğrafyası genişleyince illeri yönetmek için Valiler atanırdı. Daha Devri Saadette bile bu tür memurlar ihtiyaç duyulan yerlere gönderilmişlerdi.
Bir yere bir vali veya kadı gönderilirken, O’na; “ Gittiğin yerde halkı ne ile yöneteceksin”?diye sorulurdu. Vali veya Kadı; “Kur’an ve Sünnetle” diye cevap verirlerdi. Tekrar onlara; “ Karşılaştığın olayın halli için, Kur’an ve Sünnette açıklık (serahat) yoksa ne yapacaksın”?diye ikinci bir soru sorulurdu. Yönetici; “ O zaman, aklı selimimle hareket edeceğim” diye cevaplardı bu soruyu. Bu durumda kendilerine; “ Allah işini kolaylaştırsın, Allah yardımcın olsun” denilir ve “Halkın işini kolaylaştır, güçlük çıkarma, halkı sevindir, gücendirme” denilirdi.
Hz. Ömer de halifeliği döneminde, Yemene bir kadı atamıştı. Kadıya benzer sorular sorulmuş, aynı cevaplar alınmış, mutat tavsiyelerde bulunulmuştu. Kadı gitti göreve başladı.
Aradan altı ay kadar zaman geçmişti. Bir gün Halifenin kapısını Yemenli bir gurup çaldı. Hz. Ömer heyeti makamında kabul etti. Hoş amedi faslından sonra, heyete bir arzu ve isteklerinin olup olmadığını sordu. Heyetin sözcüsü Halifeye; “ Efendim! Bize bir kadı tayin ettiniz. Biz, O’nun hizmetinden gereği gibi faydalanamıyoruz. Kadımız bir tuhaf adam. Kendisine has bir takım hal ve hareketleri var. Size O’nu şikayet etmeye geldik” dedi. Hz. Ömer: “Mesela ne yapıyor, rüşvet mi alıyor?, taraf mı tutuyor?, insanların işini mi güçleştiriyor?, yoktan yere insanları azarlayıp tazirliyor mu?” dedi. Sözcü: “Hayır Efendim o halleri yok, fakat şöyle garip halleri var.” dedi ve saymaya başladı:
1-“Sabahları dairedeki işinin başına geç geliyor.
2- Zaman zaman el içinde garip bir şekilde ağlıyor.
3- Hafta sonunda hiç dışarı çıkmıyor ve halk içine karışmıyor.
4- Gece yarısına kadar evinin ışığı yanıyor, zamanında yatıp, zamanında kalkmıyor” dedi.
Hz. Ömer bu söylenenlere bir anlam veremedi. Hakikaten geç yattığı için, sabahta geç kalkıp, daireye geç gelmesinin doğru olmadığını, halk içinde zayıflık göstererek ağlamasının da halkın kendisine itimadını sarsacağını ve hafta sonlarında halk içine çıkıp gezip dolaşıp, halk arasında nelerin olup bittiğini, halkın yönetimden memnun olup olmadığını anlamaya çalışmasının da, daha faydalı olacağını düşündü. Sonunda heyete, geldikleri ve bu konulara vakıf olması için kendini bilgilendirdikleri için teşekkür etti. İzzet ve ikramla ağırladıktan sonra, misafirlerini kapıya kadar uğurladı.
Hz. Ömer içinden: “Eğer her tayin ettiğimiz Kadı ve diğer yöneticiler hep böyleyse, halk idaremizden hoşnut değildir. Hele bir dinleyelim şu Kadıyı” dedi. Kısa denecek kadar bir zaman sonra, Yemen’e bizzat gitti. Yemen valisini ziyaret etti.
Hz. Ömer, Yemen Valisinin makamında, buranın şikayet edilen Kadısıyla, bire bir görüşme yaptı. Halkın anlattıklarını kendisine bir bir söyledi. Kadıya,” Nedir bu hallerin?, doğru mu bu söylenenler? Doğruysa, sebebi nedir bu davranışlarınızın?” dedi.
Kadı: “ Ya Emir-el Müminin, Size kadar gelen heyetin hakkımda ileri sürdükleri iddiaların tamamı doğrudur. Onlar iftira etmemiş doğruyu söylemişler. Ancak benim bu hallerimin sebeplerini bilmedikleri için haklılar da. Fakat ben bu yaptıklarımı boş yere yapmıyorum. Hem de, bu hallerimin halka hizmetime bir zararı yoktur. Onlar benim kendi problemlerim Efendim.” dedi.
Hz. Ömer, Kadının bu şekilde davranışlarının
Sebebini cidden daha fazla merak etmeye başladı., öğrenmek için sabırsızlanıyordu bile. Kadıya: “ Nedendir bu hallerin, anlat da öğrenelim” deyince Kadı:
“Efendim! Benim ihtiyar ve yatalak bir annem var. Evli de değilim. Evde O’na benden başka bakacak kimsemiz de yok. Hizmetini kendim görürüm annemin. Sabahları altını temizler, temiz elbiseler giydirir, karnını doyurur, hayır duasını alır, evden ondan sonra çıkarak, işime giderim. Bu yüzden işime bazen gecikerek gittiğim iddiası doğrudur.
Ben suçsuz olduğuna inandığım bir adamın, bütün uğraşılarıma rağmen, delil bulup, mahkemede beratını sağlayamadım. Adam düşmanlarının acımasız yalan ve iftira dolu ifadeleriyle idama mahkum oldu. İdamın infazı esnasında, bana bakarak; “ Başıma gelenler, Senin yüzünden, Senin acizliğinden, bunun hesabını huzuru İlahide soracağım sana” der gibi ağlayarak öldü. Bu olay, beni çok etkiledi. Zaman zaman o sahne gözümün önüne geliyor, kendimi mahşerde hesaba çekiliyor sanıyorum ve bu yüzden ağlıyorum. Şikayet edenlerin bu iddiaları da doğrudur Efendim.
Efendim Benim bir takım elbisem var. İkinci bir elbisem olmadığı için, değiştirerek giyemiyorum. Halkın içinde bir Kadı olarak kirli paslı elbiselerle de gezemem. Onun için hafta boyunca giyerek kirlettiğim elbiselerimi, hafta sonunda yıkıyorum, kurutuyorum, ütülüyorum, hafta başında halkın huzuruna temiz ve düzgün bir kıyafetle çıkıyorum. Bu sebeplerle de hafta sonlarında halkın içine çıkamıyorum. Müştekilerin bu iddiaları da bu yüzden doğrudur.
Efendim! Geceleri, geç vakitlere kadar evimde ışığın yanması ve Benim geç yatmamın sebebi de, Ben gündüz mesaimde onlarca dava ve davalının işine bakıyorum. Gün boyu yoğun iş arasında verdiğim kararlarda isabet ettim mi, etmedim mi? Yoksa isabetsiz kararlarla, birilerinin mağduriyetine mi sebep oldum diye düşünüyorum, huzursuz olup uyuyamıyorum. Onun için her gün dosyaları eve götürüyorum. Uyumadan önce her dosyayı tekrar inceliyorum. Verdiğim kararların isabetli olduğu ve kimsenin haksız yere mağdur olmasına sebep olmadığıma inandıktan sonra ancak geç vakitte olsa rahat ve müsterih olarak yatıp uyuyabiliyorum. Bu sebepten, size gelen heyetin hakkımda ki bu şikayeti de doğrudur.” dedi.
Bütün bunları, dikkatlice ve memnuniyetle dinleyen Hz. Ömer, kalktı Kadıyı alnından öptü ve tebrik etti. Sonra ellerini semaya kaldırdı ve ağlayarak: “ Ey Allah’ım! Ömer’e halk arasında adil hüküm vermesi için, böyle Kadıları tayin etmeyi nasip ettiğin ve bana böyle Kadılar verdiğin için sana ne kadar şükretsem azdır. Böyle Kadıların elinde Adalet mülkün temeli olacaktır. Adalet oldukça da halk rahat, mülk payidar olacaktır. Şükürler olsun Sana Allah’ım.” diye dua etti. Kadıyı ödüllendirerek: “İşinin başına dön, halk senden adil ve tarafsız hükümler bekliyor” dedi.
Yüce Allah günümüzde de, insanların haksızlığa uğrayıp mağdur olmamaları için gayret gösteren, bu anlayış üzere hareket eden, adil olmak için kılı kırk yaran, kararlarına attığı her imzanın hesabını Allah’ın kendisinden soracağını unutmayan, boynuzsuz koyunun tokuştuğu boynuzlu koyundan hakkını alacağı Mahkeme-i Kübra'yı hatırından çıkartmadan yaşayan, tüm çabası adaleti temin ederek hakkı ve hukuku korumak olan, hakim , savcı ve idarecileri bu milletten esirgemesin.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol