02.11.2012, 00:00 247

H E R Ş E Y D E B İ R H A Y I R V A R DI R

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Zamanın birinde uçsuz bucaksız, çok geniş topraklara sahip bir ülkenin, çok çok güçlü bir padişahı varmış. Padişahın toprakları; alabildiğine ormanlar, ovalar çayırlar, dağlar bayırlar, nehirler, göller ve çöllerle kaplıymış. Ülkenin ormanlarında çam ve diğer ağaç türleri ve her türlü av hayvanı, göl ve nehirlerinde bol ve çeşitli balık bulunur, ovalarında her türlü hububat yetişir, çöllerinde safariler  düzenlenirmiş.

Padişahın görkemli sarayında; eşleri, çocukları, uşakları, hizmetçileri, korumaları, danışmanları yakın akraba ve arkadaşları yaşarmış.

           Padişahın danışmanlarından birisi, hem de av arkadaşıymış. Ava çok düşkün olan padişah, her yıl düzenli olarak, yaz ve kış mevsimlerinde, yanında yakın dost ve arkadaşları olduğu halde, çok kalabalık bir gurupla sürek avına çıkarmış.

Padişah; yanında özel danışmanı ve av arkadaşı olmadan ava çıkmazmış. Adı, Hayrullah olan bu zata padişahın, özel güveni ve itimadı varmış. Hayrullah Efendi yanında olunca Padişah, kendisini daha bir rahat ve güvende hissedermiş. Avda da yanından ayırmaz, gözünden uzak tutmazmış.

Hayrullah Efendi; büyük alimlerin okutup yetiştirdiği, ehli iman, ibadet ve itaatlı kişiliği, işindeki beceri ve tecrübesi ile de kendisini çevresine sevdirip saydıran, vakur bir kişiliğe sahipmiş. Ağır başlı ve ketum birsiymiş. Padişah her konuda danışmanlarına sorduğu konuları, Hayrullah Efendi ile de istişare etmeden uygulamaya koymazmış.  Çünkü Hayrullah Efendi her şeyden önce tecrübeli bir istihbaratçıymış. Padişah da, onu bu özelliklerinden dolayı istihbarat işlerinin başına getirmişmiş.

Yine bir av macerasında; ormanlara dalmışlar, av sevdası ile günlerce ormanlarda kalmışlar, çeşitli hayvanlardan oluşan bir çok av avlanmış. Av esnasında zaman zaman mola verilir, yenip içilir, oturup istirahat edilirmiş.

Mola yerlerinde; önce padişahın çadırı kurulur, onun en az evinde olduğu kadar rahat etmesi için her şey yapılırmış, bu işler için ava götürülen görevliler tarafından. Burada hemen av hayvanlarının etlerinden hazırlanan yiyeceklerden yenilir, dağların derinliklerinden fışkıran soğuk sulardan içilirmiş.

Bir mola yerinden kalkılıp, yine av peşine düşülmüş, saatlerce av peşinde koşulmuş, dağlar aşılmış, dereler ulaşılmış. Daha önce hiç gidip görülmemiş, yolu izi bilinmeyen yerlere gelinmiş. Herkesin biz nerdeyiz, nerelerdeyiz diye düşünüp tasalandığı bir sırada, yolsuz izsiz, yalçın kayalıklardan geçerken, padişahın atının ayağı kayarak uçuruma yuvarlanmış. Allah’tan ki, uçurum fazla derin değilmiş. Başta Hayrullah olmak üzere herkes oraya koşmuş, Padişahın başına toplanılmış, padişah ve atı kaldırılmış, hayvana bir şey olmamış, amma, padişahın elinin üzerine düşen bir kaya, parmaklarının ezilmesine sebep olmuş.

Sarayın hekimi işe müdahale etmiş, tamamen ezilip kopan bir parmağı kesmiş, diğerlerini dikmiş, sarıp sarmalamış, padişahın kolunu boynuna asmış. Bütün bunlar mola yerlerinde kurulduğu gibi, burada da kurulan çadırın içinde olmuş.

Herkes padişaha geçmiş olsun derken, Hayrullah Efendi de; “Padişahım! Çok üzüldük, geçmiş olsun, Allah sizi başımızdan eksik etmesin, yine ucuz atlattınız, ne olacak var varası bir parmak değil mi? ‘Her şeyde bir hayır vardır’ derler, muhakkak ki, bunda da bir hayır vardır” demiş. 

Hayrullah’ın bu sözleri üzerine, zaten morali bozuk olan Padişah, aniden hiddetlenerek, “Ne demek yani, ölsek miydi? Bunun hayır neresinde, benim bir parmağım koptu, görmüyor musun? Sen  neyin hayrından bahsediyorsun be adam, yoksa sen benim ölümümü mü istiyorsun” diyerek, zabitlerine; “ Tutuklayın bu adamı, şehre götürüp atın zindana da, aklı başın gelsin” demiş. 

Şehre gelmişler, padişah köşküne çıkmış, herkes evine işine dönmüş, Padişahın gözdesi Hayrullah Efendi de, hapsi boylamış.

Aradan bir sene kadar geçmiş, Padişah yine kalabalık bir gurupla, kış sürek avına çıkmış. Nice dağlar dereler, çayırlar bayırlar, ovalar çayırla ve nehirler geçilmiş, derken karlarından atların dahi zor yürüyebildiği, yaban yerlere gelinmiş. Yol bulup yürüyememiş, düz bulup çadır kuramamışlar. Derken karanlık olup birbirlerini göremez olmuşlar. Padişah ve yanındaki sekiz on kişi, karanlıkta şuursuzca sabaha kadar yol almış, hava aydınlanınca kendilerini hiç görmedikleri ve bilmedikleri bir yerde bulmuşlar.  Burası yamyamların ülkesine yakın bir yermiş. Yamyamlar da insan yermiş. Nihayet yamyamlar bunları yakalamışlar. Yamyamların adetlerine göre, organı eksik olan insanlar yenmezmiş. Padişahı bir parmağı olmadığı için, yanındakilerden birisini de bir gözü kör olduğu için orada bırakmış, diğerlerini götürerek bağırta bağırta yemişler.

Yamyamlar arkadaşlarını yerken, Padişah ve tek gözlü arkadaşı atlarına atlayıp oradan uzaklaşmışlar. Dört nala sürdükleri atları ile memleketleri istikametinde, gün boyu ormanlar içinde dolaşa dolaşa yol aldıktan sonra, akşam üzeri gece karanlığında, bilmeden ayrılmak zorunda aldıkları bir gurup arkadaşlarıyla buluşmuşlar.

    Padişahı görenler, hemen onun etrafında toplanmış, mola çadırları kurulmuş, padişah adamlarına, başlarından geçenleri bir bir anlatmış. Oradakiler, Padişahın kurtulduğuna sevinmiş, geçmiş olsun demiş, yamyamların yediği arkadaşlarına da üzülüp ağlaşmışlar.

O geceyi istirahat çadırında geçiren Padişah sabaha; yorgunluğu üzerinden atmış, kaybettiği insanlar için üzgün, fakat kendisi hayatta olduğu için sevinçli olarak uyanmış. Felaketlerden uzak, aklı selimi ile düşünmeye başlamış, başından geçenleri. İçinden; “Ben şu anda hayatta isem, sebebi önce kaybettiğim bir parmağımdır. Gerçek şu ki, parmağım sağlam olsaydı, şimdi benim vücudum da, yamyamların midesinde olacaktı. Halbuki bu parmağı kaybettiğim zaman bana; “Padişahım; ‘Her şeyde bir hayır vardır’ derler. Vardır elbet bunda da bir hayır diyen, has adamım Hayrullah’ı, ben bir yıldır ceza evinde çürütüyorum, hemen O nu oradan çıkartıp, özür dilemeliyim” demiş.

Ceza evi müdürü ve çalışanları, Padişahın ceza evine geleceğini duyup, hummalı bir çalışma içine girmiş, her tarafı temizlemiş, düzenlemiş, pırıl pırıl, yağ döksen yalanır hale getirmişler. Nihayet Padişahın  güzel atlanın koşulu olduğu arabası görünmüş, Padişah  ceza evinde törenle karşınmış. Padişah Müdürün odasına girmeden doğruca, has adamı Hayrullah’ın tek başına kaldığı koğuşuna gitmiş.

Padişah’ın ceza evine geleceğini öğrenen Hayrullah içinden; “Allah Allah! bir yıldır buraların semtine bile uğramayan Padişah’ın ceza evinde ne işi var. Yoksa zamanla parmaksız hali ve benim sözlerim, içine koydu da, beni mi? öldürtmeye geliyor, ne vardı yani, dilimi tutsaydım da, başıma bunlar gelmeseydi. ‘Söz gümüşse sükut altındır’, ‘İnsanı vezir eden de dilidir, rezil eden de dilidir’ ata sözleri boşuna mı söylenmiş sanki? ne yapalım başa gelen çekilir.” demiş.

          Padişah koğuşun kapısına gelmeden kapı açıldı, Hayrullah ayağa kalkarak, biraz da korkarak Padişah’a doğru ilerlerken, Padişah, ani bir hareketle, ilerleyerek Hayrullah’ın elini tuttu, halını hatırını sordu. “Meğer sen haklıymışsın, dediğin gibi, ‘Her şeyde bir hayır varmış’ demiş. Başından geçenleri,  birlikte yürüyerek gittikleri müdürün odasında Hayrullah’a anlatmış. Sonunda; “ Evet Hayrullah kardeşim! Ben de anladım ki,’her şeyde bir hayır varmış’ eğer benim bu parmağım sağlam olsaydı, ben şimdi burada olmayacaktım, beni de yamyamlar arkadaşımla birlikte yiyeceklerdi. Bir gerçek var ki beni, evvel Allah sonra, olmayan eksik parmağım, bu kötü sondan kurtardı” demiş.

         Bu heyecanla Hayrullah’ın boynuna sarılan Padişah; “ Bir yıldır bir hiç uğruna, boştan yere seni ceza evinde yatırdım, senden özür dilerim, bir yıllık ömrünü geri vermem mümkün değil beni affet” demiş

Hayrullah; ( İçinden damdan çıkıp, eşine ve çocuklarına kavuşacağını düşünmenin sevinci ile) “Padişahım! evet, ben bir yıldır suçsuz olduğum halde, evimden, eşimden, işimden ve çocuklarımdan mahrum, müsait olmayan şartlar içinde, ceza evinde kaldım.  Yani ömrümün bir yılı, iyi niyetle fakat zamansız söylediğim bir  “Atasözü yüzünden” zindanda geçti, geçen yıllar geri gelmez, fakat ben yine inanıyorum ki, ‘Her şeyde bir hayır vardır’, benim başıma gelen bu işte de, bir hayır vardır” demiş.

Hayrullah’ı sessiz ve sükunet içinde dikkatle dinleyen Padişah; “İyide Hayrullah! gerçek olan, senin ömrünün bir yılının ceza evinde geçmiş olmasıdır. Bunun neresinde hayır vardır, nesinde hayır olacaktır” demiş. Bunun üzerine Hayrullah; “Padişahım! Eğer ben ceza evinde olmasaydım, sizinle ava gelirdim, yanınızda olurdum, yamyamlar, arkadaşlarınızı yediği gibi, sağlam olduğum için, beni de yerlerdi. Eğer ben şu anda burada bulunuyorsam, yani hayattaysam bunu, evvel Allah sonra, ceza evinde olmama, bu yüzden avda sizin yanınız olmama borçlu değil miyim? O halde benim ceza evinde olmamda da bir hayır varmış değil mi?” demiş.

Padişah haklısın Hayrullah, “Her işte bir hayır vardır.” demiş. Bizim hikayemiz de burada bitmiş.

İzmir’den selam saygı ve dua ile. 

29.10.2012 / İzmir- Karşıyaka

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@