18.02.2021, 22:22 64

GÜNEYDALI DÜŞÜ

Gazanfer ERYÜKSEL

Gazanfer ERYÜKSEL

O sözcüğün, o dil kapısının avlusuna girdiğimde, yaşanmışlıkları örten ve bir o kadar da gelecek tasarımlara açılımlar sağlayan bir coğrafyayı soluduğumun ayırdına vardım... Ev... Ahşap bir ev... Bahçeli bir ev... Kırmızı, beyaz taşlıkları, asmaları, kuyusu, tulumbası, bahçede meyve ağaçları olan bir ev... Ağaçlardan palmiye, zamanın ölümle özdeşleşen hüznüyle uzatmıştı sakallarını...

Ev, ev değil; bahçe, bahçe değil de adını söyleyip unuttuğumuz bir zamanın kazısını bekleyen bir höyüktü sanki... Şeyler dokunulmayı bekleyen sözcükler gibiydiler. Tulumbanın koluna asılan adam, “yüzüne çarptığı su ile ölümün zamanından, yaşanan zamana geçmeye çalışıyordu.”

Merdivenleri saya saya yukarı çıktığını fark etti. Tam yetmiş iki basamak vardı. Birden annesinin sesi doldurdu sofayı, “Su taşıyarak geçti gençliğim... İn çık, in çık... Tam yetmiş iki basamak...” Sofanın penceresinden bahçe kuşbakışı bir seyirdi. Bir de ona ve eve kuşbakışı bakan dev incir ağacı...

Camı açıp, ikinci kat boyu uzayıp giden asmanın yapraklarına dokundu. Körpe filizlerden birisini koparıp ağzına attı. Yüzünde ekşiyen çizgiler... Yaşlı kadın, oda kapısında durmuş ona bakıyordu. Başında namazlık örtüsü... Sofanın ortasında kadının çeyizinden yadigâr bir konsol ve aynası...

“Rıfat gelmedi mi daha?” dedi, “Bu fabrika çok yoruyor onu...” Sesinde esirgeyen bir şefkat... “Ölümün zamanı, yaşamın zamanına dönüşmüştü” sanki.

Işık, ses, renkler, taş, ahşap, bronz ve sözcükler... Zamanın ve herkesin mülkü olan dil... Kim kullanırsa kullansın onları, tükenmeyen, tükenmek ne kelime, yağmalanırcasına kullanılsalar bile çoğalan şeyler... “İnsanı zapt etmeye imkân yok” diyor Kuzgun Acar, “Ben onun için figüratif heykel yapmıyorum... Ben hareketi yakalıyorum.”

devinimin peşine düşen Kuzgun Acar, kuşun kendisini yontmaktansa, uçuşunu yontuyordu.

Tıpkı zamanın gövdesine kazınmış o ev gibi... Biteviye devinen, her görünümünde yeni renklerle bezenen o oylumlu ışık. Aslolan, o ev değil de yolculuğun ta kendisi miydi yoksa? “Sanat, insanın kendine doğru bir yolculuğudur” diyen Avni Arbaş, bir yaylı tambur taksimi gibi dokunur şeylere...

O evi bir sonat gibi mi yazmalıydım? Birbirine karşıt gibi görünen, çatışan ve çelişen çok sesli bir uzam... Kontrpuanlarla devinik bir yapı ve dil... Ritimlerin albenisiyle dansı sözcüklerin...

O evin, bir füg gibi yazılabileceğini de düşünmeye başladım... Neydi bana fügü çağrıştıran şey ya da şeyler? “Aslolan varılan yer değil, yolculuğun kendisidir…” diyen Borges’in kargıladığı bir yangın yeri olmasın sakın?

Gel-git’li bir denizdi sanki o ev... Anı kırıntıları, eskiciye satılan udun gölgesi... Gümüş zarflı şerbet takımının kayboluşu ve elmas küpeleri büyükhanımın... Kuyulara inilen ipuçlarıydı şiir, doruklara çıkılabilen bir tutamak... Bir gerçeklikten bir düşe uzanan geçidi görünür kılma çabası. O görünmez sınırı geçtik mi, geçebilecek miyiz yoksa?

Aklım hücremde kalmıştı daktilom ve kâğıtlarımla. Düşlerim ise hep dışarıdaydı zaten. İnsanı, sonsuza dek genç kılan şeylerden biri aşk ise diğeri de yazıydı. Görünmez şeylerin görünür yüzü gibiydi o ve onlar.

Bir yangın yerinin soğuyan küllerinde gri bir resmin ışık-ışık gövermesinin tanığıydım. O ev, sanki hiç genç olmamış ve hiç yaşlanmamıştı. Bütün bunları evin bakışlarındaki çocuksuluğa ve zamana gönül gözü ile bakmama mı borçluydum?

Ludwig Wittgenstein, “Resim ile resmedilen arasında özdeş bir şeyin bulunması gerekir ki, biri diğerinin resmi olabilsin” derken o evi görmemiş olamazdı. O evi ne denli çok sevdiğimi şimdi yazdıkça daha iyi anlıyordum.

“Çok güçlü bir gece yaşamı olan bazı ruhlar için, sevmek uçmaktır.” diyordu Gaston Bachleard, “Bedenin düşsel olarak yükselmesi, aşktan bile derin, daha özsel, daha yalın bir ruhsal gerçekliktir.”

Kısa, anlık bir boyut... Tekliğin bölünmezliği, hep var olan, hep çeşitlenip varsıllaşan temalar ve yinelenen motifler... Bir gerçeklikten bir düşe uzanan geçidi görünür kılma çabası... O görünmez sınırı geçebilecek miyim acaba, yoksa geçtim mi?

Paylaşıldıkça çoğalan sevgi, bilgi, hoşgörü üçgeninde o ev ruhsal bir gerçeklikti, yazılıp okundukça paylaşılan, herkes için farklı kokular taşıyan bir tasarım...

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
banner364
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 10 24
2. Hatayspor 10 20
3. Alanyaspor 10 20
4. Fenerbahçe 10 19
5. Karagümrük 10 18
6. Beşiktaş 9 17
7. Konyaspor 10 17
8. Galatasaray 9 17
9. Altay 10 15
10. Adana Demirspor 10 13
11. Başakşehir 10 12
12. Gaziantep FK 10 12
13. Öznur Kablo Yeni Malatya 10 12
14. Sivasspor 10 11
15. Kayserispor 10 11
16. Giresunspor 10 9
17. Antalyaspor 10 9
18. Göztepe 10 8
19. Kasımpaşa 10 6
20. Rizespor 10 4
Takımlar O P
1. Ümraniye 10 24
2. Ankaragücü 10 24
3. Eyüpspor 10 20
4. Erzurumspor 10 19
5. Bandırmaspor 10 18
6. Kocaelispor 9 16
7. Tuzlaspor 9 14
8. Gençlerbirliği 9 14
9. Samsunspor 9 12
10. Boluspor 9 11
11. Bursaspor 9 11
12. Menemenspor 10 11
13. İstanbulspor 9 10
14. Denizlispor 9 10
15. Altınordu 10 10
16. Adanaspor 10 9
17. Manisa FK 10 9
18. Ankara Keçiörengücü 9 7
19. Balıkesirspor 9 6
Takımlar O P
1. Chelsea 9 22
2. Liverpool 9 21
3. Man City 9 20
4. West Ham 9 17
5. Brighton 9 15
6. Tottenham 9 15
7. M. United 9 14
8. Everton 9 14
9. Leicester City 9 14
10. Arsenal 9 14
11. Wolverhampton 9 13
12. Brentford 9 12
13. Aston Villa 9 10
14. Watford 9 10
15. Crystal Palace 9 9
16. Southampton 9 8
17. Leeds United 9 7
18. Burnley 9 4
19. Newcastle 9 4
20. Norwich City 9 2
Takımlar O P
1. Real Sociedad 10 21
2. Real Madrid 9 20
3. Sevilla 9 20
4. Atletico Madrid 9 18
5. Real Betis 10 18
6. Osasuna 10 18
7. Rayo Vallecano 10 16
8. Athletic Bilbao 9 16
9. Barcelona 9 15
10. Valencia 10 13
11. Espanyol 10 13
12. Mallorca 10 12
13. Villarreal 9 11
14. Elche 10 10
15. Celta de Vigo 9 7
16. Granada 9 7
17. Cádiz 10 7
18. Deportivo Alaves 9 6
19. Levante 10 5
20. Getafe 9 2

Gelişmelerden Haberdar Olun

@