“Türkiye, yol ayrımında”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin ülke için önemine değinerek “Ya kavgayı seçeceğiz, ya da barış ve huzurdan yana olacağız” dedi.

“Türkiye, yol ayrımında”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin ülke için önemine değinerek “Ya kavgayı seçeceğiz, ya da barış ve huzurdan yana olacağız” dedi.

31 Mayıs 2018 Perşembe 23:57
“Türkiye, yol ayrımında”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Çorum’da partisinin düzenlediği salon toplantısında aralarında iş dünyası, esnaf ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek hem sorunları dinledi hem de vaatlerini anlatma imkanı buldu. Türkiye’nin freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gittiğini ve bir yol ayrımına gelindiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, ülkenin en büyük sorununun “namuslu siyaset” olduğunu, 24 Haziran’da kazanmaları halinde kendisinin namuslu siyaset sözü verdiğini dile getirdi.

Vaatlerinden biri olan Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı (OBİT) kuracaklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, bu birliğin kurulmasıyla Türkiye’nin dolara boğulacağını, Çorumlu iş insanının da bölge ülkelerde iş yapabileceğini anlattı. Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin katma değeri yüksek ürünlerin üretimine geçmesi gerektiğini dile getirerek bunu sağlayacak projelerini de açıkladı. Üretim ekonomisi için sanayicilere verilecek teşvikleri, eğitimde atılacak adımları vurgulayan Kılıçdaroğlu, ekonomide planlamanın önemine de işaret etti. Kılıçdaroğlu, “İnsani Genişleme ve Bilgi Politikaları Kurumu” kuracaklarını ve Organize Sanayi Bölgelerinde 6 yıl yatılı eğitim verecek teknoloji liseleri oluşturacakların söyledi.

Türkiye’nin bugün bölgesinin yıldızı haline gelmesi gerektiğini, bu kapasiteye sahip olduğunu ve bunun için yapılması gereken çalışmaları anlatmak üzere Çorum’a geldiğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu konuşmasında şu görüşlere yer verdi: “Türkiye'nin hangi konumda olduğunu, ben de siz de biliyorsunuz. Türkiye'yi bugün bölgesinin yıldızı haline nasıl getirebilir, sıkıştığı çemberden çıkartabiliriz. Türkiye bu kapasiteye sahip midir? Bunu anlatacağım. İçeride ne yapacağız, dışarıda ne yapacağız? Yani içeride ve dışarıda politikalarımız ne olacak?

“BİLGİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALKMALI”

İçeride şunu yapacağız. Gelişmiş her ülke planlama yapar. Kendi ülkesinin 100 yıllık geleceğini planlar. Planlamayı yapanlar o ülkenin en akıllı insanlarıdır. Geleceği, ufku geniş olanlar gelir, ülkelerinin geleceğini planlarlar. Geleceğe giden bu dünyada Türkiye nasıl söz sahibi olacak? Bunun planlanması lazım. Bugün bir gerçek var. Devlet Planlama Teşkilatı bugün yok, kapatıldı. Yetkisi bakanlıklara devredildi. Planlama uzmanlarının alt, üst kimliği olmaz. Üniversiteden yeni mezun olan ufku geniş kişiyi hemen planlama teşkilatını alırsınız. Bilimdeki gelişmeleri kavrar ve politikalarınızı hızla değiştirirsiniz. İnsani Genişleme ve Bilgi Politikaları Kurumu kurmak zorundayız. Niye insani gelişme? Çünkü bütün bu gelişmelerin odağında insan olduğu için. Bilgi olmadan bütün bunların olması mümkün değildir. Bütün bunları bir araya getirecek ve Türkiye'nin önümüzdeki 100 yılını planlayacağız.

“DEVLET BİLGİ VE AKILLA YÖNETİLİR”

Ülkenin geleceğini planlamak başka bir şeydir. Siyaset kurumu devleti yönetmek üzere gelir. Devlet olmak üzere gelmez. Hükümet ayrıdır, devlet ayrıdır. Devlet bakidir, hükümet geçicidir. Devlet akıl ve bilgi ile yönetilir. O devletin nereye gideceğini hepimizin konuşması lazım. Devlet liyakat üzerine kuruludur, siyasette liyakat yoktur. Devlette şef olmanız için üniversiteyi bitirmeniz, belli bir süre çalışmanız gerekir. Ama siyasette bir ilkokul diploması, savcılıktan temiz kağıdı yetiyor. Başbakan olabilirsiniz. Devletle hükümet arasındaki bu ayrımın çok önemli olduğunu bütün kanaat önderlerinin bilmesi lazım. Bu gerçeği bilerek bizim politika üretmemiz lazım.

“BETON EKONOMİSİ Mİ ÜRETİM EKONOMİSİ Mİ?”

Devlet dediğiniz kurumun sürekli çıtasını yükseltmesi ve dünyada karar sahibi olması lazım. Siyasette adalet her zaman tartışılabilir ama devletin temeli adalettir. Madem Türkiye'nin geleceğini planlayacağız ne yapmamız lazım? İki gerçek var önümüzde. 1- Beton ekonomisi, 2- Üretim ekonomisi. Bu iki noktada siyaset kurumunun karar vermesi lazım. Bu ülkenin tasarruflarını üretime mi, betona mı yönlendireceğiz. İkisi arasında fark var. Betona yönlendirirseniz işsizlik kronik hale gelir, tasarruflar bir yöne gider ve Türkiye bilgi çağını kaçırır. Üretime yönlendirirseniz Türkiye bilgi çağını yakalamak zorunda, sanayici yarına hazır olmak zorundadır. Bunları yapmak ve yaşatmak zorundasınız.

“ÜRETİM PLANLANMALI”

Üretime yönlendirirken ne yapacağız? Her önüne gelen istediğini üretecek mi? Hayır, onu da planlamanız lazım. Gelişmiş bir ülkede aynı sokakta üç berber dükkanı birden açtırmazlar. İkisi iflas eder. 'Sen olmayan sokakta gidip açacaksın' derler. Planlamanın hem insan hayatında hem ülkenin yaşamında ne kadar önemli olduğunu hepimizin kavraması lazım. Aslında planlama ailemizde de var. Ne kadar gelirimiz varsa, oturur planlarız. Devlet de geleceği planlaması gerekir? Devletin siyaset kurumu aracılığıyla yapması gereken bir şey var. Geleceği planlamamız lazım. Katma değeri yüksek ürün üretmezseniz, Türkiye'nin dünyada söz sahibi olma hakkı yoktur.

“KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLER TEŞVİK EDİLMELİ”

Ne demek katma değeri yüksek ürün. Hepinizin taşıdığı cep telefonları. Yazılımı vardır, nano teknoloji kullanılmıştır. Hayatın her alanıyla ilgili bilgileri artık elinizde ve cebinizde taşıyorsunuz. Bunu üretmek çok değerlidir. Bir cep telefonunun parçaları 6 ayrı ülkede üretilir ve getirilir bir başka ülkede monte edilir ve biz onları alırız. Siz 6 TIR dolusu makine halısı üretirsiniz, o bir çanta dolusu cep telefonuyla sizden daha fazla para kazanır. Türkiye'nin yükselmesi gereken alan katma değeri yüksek ürün üretmekte yatıyor.

“NASIL ÜRETİLECEK”

Peki katma değeri yüksek ürün nasıl üreteceğiz? Üniversiteler bilgi üretecek. Bilgi üretmeyen bir toplumun katma değeri yüksek ürün üretme şansı yoktur. Bilgi üretmek aslında bizim inancımızın da bir gereğidir. Ramazan ayındayız. Manevi duygularımızın en yoğunlaştığı aydayız. Bilgi de inancımızın gereğidir. Sevgili Peygamberimiz, 'İlim Çin'de bile olsa gidip öğreniniz' demiyor mu? Bu sadece o yüzyılın değil, yüz yılların sözüdür. Yine sevgili peygamberimiz, 'Alimin ölümü alemin ölümü gibidir' diyor. Alime, bilgiye, bilim insanına bu kadar değer veren başka bir din var mı? Hazreti Ali 'Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum' diyor. Biz bilgiyi ürettik o çağlarda. İslam dünyası o çağlarda bütün dünyada bilimin gelişmesine katkı yaptı. Geldik 21. yüzyıla bütün İslam dünyası bilginin ve bilimin dışında. Bütün İslam dünyasındaki üniversitelerin sayısı ABD'deki üniversitelerden daha az. Bu bağlamda Türkiye bir çığır açmak ve bütün İslam dünyasının önderi olmak zorundadır.

“ÜNİVERSİTELER BİLGİ ÜRETMELİ”

Bugün geldiğimiz noktaya bakalım. 16 yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur: Çocuklarımızın yüzde 90'ı niteliksiz okullara gidiyor. Anne babalar bunu hak ediyor mu? Yazık günah değil mi bu çocuklarımıza? Biz ufku geniş bir ülkeyiz. 21. yüzyıldan bakıp, 22. yüzyılı görmek zorundasınız. Aksi halde Türkiye kaybeder. Üniversitedeki hocanın görüşü beğenmeyebilir, yanlış olduğunu düşünebilirsiniz ama onun bilgi üretmesinin önüne engel koyamazsınız. Ne inancımız ne ahlakımız ne siyaset ahlayışımız bunu öngörür. Beğenir veya beğenmezsiniz her türlü bilgiyi üretmeliler. Bilgi üretmenin önüne duvar örerseniz Türkiye'ye yazık olur. Bunları aşmak zorundayız.

“OSB’LERE TEKNOLOJİ LİSELERİ KURULACAK”

Hangi OSB'ye gitsem, yöneticileri ziyaret etsem, söyledikleri ilk cümle, 'Nitelikli ara eleman yok'. Niçin yok? Çünkü siyaset kurumu istemiyor. Bizim düşüncemiz ne? Bütün OSB'lerde yatılı teknoloji liseleri kuracağız. O liseleri Milli Eğitim'le, o organize sanayi birlikte yönetecek. Donamını, müfredatını OSB yapacak. Hangi alanlarda eleman yetişecek, hangi alanlarda ihtiyaç var OSB belirleyecek. 6 yıl olacak. 3 yıl okuyacak. Yatılı olacak, aileye hiçbir yük olmayacak. 3. yılın sonunda çocuk, OSB'de eğitim gördüğü alanla ilgili staja başlayacak. Staj süresince o öğrencinin sosyal güvenlik primleri Milli Eğitim Bakanlığı'nca ödenecek. Patronu görecek, makine mühendisi görecek, usta başı görecek. Hangi alanda çalışıyorsa okuldan mezun olduğunda işi hazır olacak. Üniversiteye gitmek mi istiyor? Gidebilecek. Kendi izdüşümüyle ilgili artı puanı olacak. Bu ne demektir? Katma değeri yüksek ürün üretmek açısından Türkiye'nin bir çığır, kulvar açması demektir. Eğitimi iyi şekillendirmezseniz toplumu geri götürür.

“BU TREN KAÇMASIN”

Katma değeri yüksek ürün üretmek isteyen bütün girişimcilere özel teşvikler gelmesi lazım. Türkiye bu treni kaçıramaz. Bakın şu anda bir başka gerçeği size aktarmak isterim. Mali affın sayısını bilmiyorum. Neredeyse her yıl bir mali af çıkar. Borçlar yapılandırılır. Çiftçisi, işçisi, memuru için herkes için bir şekilde, bir yerlerden af çıkar. İzleyeceğiniz teşvik politikasında eğer siz, vergisini ve primini zamanında ödeyen iş insanına, 'ödediğin vergi ve sigorta primi kadar sana 1 yıl süreli faizsiz kredi vereceğim' derseniz, vergisini ve sigorta primini zamanında yatırır. İşini büyütür, istihdam yaratır, kayıt dışı çalışmaya gerek yok. Ne kadar çok vergi ve prim öderse o kadar çok sıfır faizli kredi alır. Kim kazanacak? KOBİ sahibi, işçi, devlet kazanacak. Çünkü alamadığı vergi kadar gidiyor Londra lobilerine yüksek faizle borçlanıyor”

Türkiye’nin ufku dar bir siyaset anlayışı ile yönetildiğini, bu nedenle içinden çıkılmaz bir noktaya gelindiğini anlatan Kılıçdaroğlu; “Hep beraber bir otobüsün içindeyiz. Freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Büyük değişim ve dönüşümleri gerçekleştiremezse, bunların tamamını kaybeder, Türkiye çağının gerisine itilmiş olur” dedi.

“MUTSUZ OLAN BİR TANE RANTİYECİ DUYDUNUZ MU?”

Kendini yakan işçi, çiftçi, intihar eden sanayici ve esnafın günden güne arttığını, çiftçinin büyük bir borç batağında olduğunu ve iktidara gelince çiftçinin borcunu sileceklerini anlatan Kılıçdaroğlu, “Bunlar demek ki, mutsuzlar, sıkıntıları var. Hiç rantiye sınıfından kendisini yakan, mutsuz olan duydunuz mu? Rantiye sınıfı demek ki, mutlular. Bir masa bir sandalye, o kadar. Bankada da dünya kadar para. Hangi devlet borç istiyor, 'Faizi yükselt sana parayı vereceğim yoksa vermem' diyor. Eğer ekonomiyi rantiyeye teslim etmişseniz, Türkiye'nin büyüme, işsizlik sorunu çözme imkanı yoktur. Tarım alanında Konya'dan küçük Hollanda, Türkiye'den 16 kat tarım ürünü ihraç ediyorsa, nerelere savrulduğumuzu düşünmemiz lazım.

“KALKINMA KUŞAKLARI”

İşsizlik bir başka sorun. Bir ülkede işsizlik varsa huzur olmaz. Evdede, sokakta da Türkiye'de de huzur olmaz. Anadolu Kalkınma Kuşakları diye bir proje hayata geçirdik. Merkez Türkiye Projesi ile beraber kamuoyuna sunduk. Anadolu'nun içi boşalıyor, herkes, 'nasıl yaşarım' diyerek büyük şehirlerin varoşuna gidiyor. Anadolu’nun içi boşalmamalıdır. Hazırladığımız projeler ile normal istihdam dışında 5 yıl içinde 4.2 milyon kişiye ek istihdam olanağı sağlayacağız. 180 bin öğretmenin atanması gibi pek çok projeyi hayata geçireceğiz. Üniversiteyi bitirmiş yıllardır işsiz olan gence, 10 yıldır atama bekleyen öğretmene neyi anlatacaksınız?

“AİLE SİGORTASI”

Bir başka projemiz aile sigortasıdır. Ramazan ayındayız. Türkiye'nin 17 milyon yoksulu var. Onlara yardım bazen kimlikleri teşhir edilerek yapılıyor. Bizim inancımızda 'sağ elin verdiğini sol el görmeyecek' diyor. Fakir ailenin onurunu koruyacak, teşhir etmeyeceksiniz. Biz Aile Sigortası Kurumu kurarak, devletin onların doğrudan banka hesabına para yatırarak yardım yapmasını istiyoruz. Sosyal hizmet uzmanı veya muhtar belirleyecek, o ailedeki kadının hesabına ayda 1000 TL yatırılacak. Yardım kolisi değil, banka hesabına yatırılarak. Ahlaki olanı, doğru olanı, insani olanı, inancımıza uygun olanı budur. Onun yoksulluğunu teşhir etmenin ahlaki bir yanı yoktur.

“EMEKLİYE ZAM VE 2 İKRAMİYE”

'En düşük emekli aylığı 1500 TL olacak'

'Kaynağı nereden bulacaksınız?' denilebilir. Bu haklı bir sorudur. Emekliden başlayayım. Şu anda 1 milyon 644 bin emekli 1.500 TL'nin altında maaş alıyor. Ayda 400 TL, 600 TL ile geçinen emekliler var. En alta bir sınır getirelim diyoruz: 1500 TL'nin altında kimse emekli aylığı almasın. Bu emekliye biraz nefes aldırır. Ayrıca bizim emekliye iki maaş ikramiye sözümüzdü, onu yerine getiriyoruz.

ASGARİ ÜCRET 2 BİN 200 LİRA

'Asgari ücret net 2 bin 200 TL olacak' diyoruz. Çok yüksek olmadığını biliyoruz. Hesabını kitabını yaptık, ancak bunu yapabiliyoruz. Gelir vergisine tabi olmayacak. Niçin? İşveren üzerinde de ayrıca bir yükün olmamasına dikkat ediyoruz” şeklinde konuştu.

“14 YILDA 2 TRİLYON 94 MİLYAR DOLARI NEREYE HARCADILAR?”

CHP’nin vaatlerinin hangi kaynakla yapılacağı yönündeki eleştirileri de yanıtlayarak Türkiye’ne büyük bir ülke olduğunu, son 15 yılda Londra’daki faiz lobilerine 151 milyar dolar ödeme yapıldığını, içeride ise 687 milyar 124 milyon TL’lik devlet tahvili ile borçlanma sağlandığını söyleyen Kılıçdaroğlu, 1923-2002 arasında devletin topladığı vergi ve diğer gelirleriyle 723 milyar dolarlık yatırım yaptığını, ancak bu iktidar döneminde yani 2003-2017 arasında ise 2 trilyon 94 milyar dolarlık toplanan paranın harcandığını vurguladı.

Bu para ile ülkeye fabrika kurulsa fabrika açacak yer kalmayacağını, dolayısıyla işsizliğin de olmayacağını söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu kadar parayı harcadınız ama çiftçi, sanayici, iş adamı, esnaf memnun değil. Dünya kadar işsizimiz, 17 milyon yoksulumuz var. Eksik olan ne? Eksik olan tek cümleyle söyleyeyim namuslu siyaset. Benim siyaset anlayışım farklı. Doğrusunu, güzelini yapacağız. Türkiye zengin bir ülke ama yönetilmiyor. Türkiye lobiler tarafından yönetiliyor. Tarım, faiz lobisi tarafından yönetiliyor. Saman, mercimek, nohut, bütün baklagiller, ayçiçek yağı, sıvı yağ ithal ediliyor. Canlı hayvan et ithal ediyoruz. Hangi gerekçeyle ithal ediyoruz? Bereketli toprağımız, çiftçimiz var. Olacak şey değil.

Bugün sorunların 24 Haziran’dan sonra çözüleceğini söylüyorlar. Niye 24 Haziran'dan sonra, elinden tutan mı var? Bir şeyi yapacaksanız yetkili organda, makamda, konumdaysanız oturur süratle yaparsınız. Biz de sizi alkışlarız. İşin temelinde yatan namuslu siyasettir. Ben size namuslu siyaset sözü veriyorum, nokta. Başka söz vermiyorum.

Biz iç ve dışta barışı sağlayacağız. İçerideki kadar dışarıda da barış, huzur önemli. İlk çözeceğimiz iş, OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı'nı kurmaktır. Türkiye, Irak, İran ve Suriye bir araya geleceğiz. Ortadoğu'da niye kavga ediyoruz, kan gövdeyi götürüyor. Birinin eline niye Amerika, diğerinin eline Rusya silahı veriyor. Kaldı ki, bu dört ülkede birbirinin akrabaları var. Orada da burada da Ezidiler, Kürtler, Araplar, Türkler var. Barış içinde neden yaşayamıyoruz? Egemen güçlerin oyununa geliyoruz. Egemen güçler dış politikayı belirlerse Türkiye beladan kurtulamaz. O nedenle OBİT'i kuracağız. Bir araya gelip kendi sorunlarımızı çözeceğiz. Bu aynı zamanda bölgenin terörden tümden kurtulması anlamına gelir. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Türkiye dolara boğulur. İran'da, Suriye'de bütün büyük alt yapının tamamını bizim iş adamlarımız yapar. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Ortadoğu'nun yıldızı olacağız. Filistin ve İsrail sorununun çözümüne de en büyük katkıyı vereceğiz” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN BARIŞ VE HUZURA İHTİYACI VAR”

Devletin hamaset ve kavgayla yönetilemeyeceğini, ülkenin yol ayrımında bulunduğunu, bunda toplumun tüm kesimlerine görevler düştüğünü belirten Kılıçdaroğlu, ““Türkiye'nin huzura ihtiyacı var. Bütün kanaat önderlerine, iş dünyasının saygıdeğer insanlarına, muhtarlara açık ve net çağrımdır. Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya kavgayı seçeceğiz, içeride kendi kendimize kavga edeceğiz; ya barıştan, huzurdan yana bir tercihte bulunacağız. Kavgadan, gerilimden bıktık. O onu dedi, bu bunu dedi demekten bıktık. Artık huzur içinde, birlikte, kavgasız bir ortamda yaşamak istiyoruz. Egemen güçlerin Türkiye'nin politikalarına bağlılıktan rahatsızım. 'Faiz lobisi bize bir şey yapamaz'. Hayır yaptı yapacağını. 'Yükselt faizleri' dedi, 3 puan birden yükseltti. Dünyanın en yüksek faiziyle borçlanan ülkesiyiz. Bu, bu ülkenin fakir fukarasının birikimlerini yurt dışına transfer etmek demektir. Bunları aşmak zorundayız. Benim sorumluluğum var ama tek tek hepinizin ülkenize, bayrağınıza, çocuklarınıza karşı sorumluluğunuz var.

Öyle bir noktaya getirdiler ki bizi, komşumuzun kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgular hale geldik. Caddede birbirimize selam veremez hale geldik. Türkiye böyle bir ülke miydi? Hepimiz birlikte, beraber yaşayacağız. Ne güzel söylemiş atalarımız, 'Komşu komşunun külüne muhtacız'. Biz külünden vazgeçtik, komşunun canını nasıl alırız derdine düştük. Ayrışma sadece düşmanların işine yarar. Savaş meydanlardan gelen Atatürk, 'yurtta barış, dünyada barış' diyor. Hepimiz birbirimizle barışmak zorundayız” dedi.

İşe eğitimle, dış politika, ekonomi, istihdamla başlayacaklarını belirten Kılıçdaroğlu, ülkede kimsenin can ve mal güvenliği bulunmadığını, herkesin bir kararnamelik işi olduğunu, bir siyasi partinin genel başkanının mahkemeye hakim tayin ettiği ülkede o hakime kimin güveneceğini de sordu. Kılıçdaroğlu, medyanın da özgür ve bağımsız olmasının önemine değinerek konuşmasını tamamladı.

(Volkan SINAYUÇ-Yusuf ÇINAR)

Son Güncelleme: 31.05.2018 23:59