“Sağlıkta soygun randevu alırken başlıyor”

DİSK/Emekli-Sen tarafından Hitit Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde basın açıklaması düzenlendi.

“Sağlıkta soygun randevu alırken başlıyor”

DİSK/Emekli-Sen tarafından Hitit Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde basın açıklaması düzenlendi.

19 Şubat 2014 Çarşamba 22:39
“Sağlıkta soygun randevu alırken başlıyor”
Katılım payı adı altında alınan ücretleri protesto eden Emekli-Sen üyeleri, sağlıktaki soygunun daha hastaneye gitmeden randevu alınırken başladığını belirterek,”Randevu almak için aranan Alo 182 Merkezi Randevu Sistemi’nden randevu alan herkes bu hizmet karşılığında 4.5 lira katılım payı ödemektedir” dedi.

HDP Belediye Eş Başkan Adayları Erdoğan Bolat ve Meryem Karataş, Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Öztürk, Tüm Bel Sen Şube Başkanı Nevzat Veldet, SES Şube Başkanı Merter Kocatüfek, TKP İl Başkanı Erol Celep, HDP Merkez İlçe Başkanı Ümit Küçükbayatlı ve sendika üyelerinin de destek verdiği basın açıklamasında konuşan Emekli Sen Şube Başkanı Ömer Sözüdoğru, asgari ücretin net 846 lira, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 1.121 lira, yoksulluk sınırının ise 3.554 lira olduğu günümüzde, insanların sağlık hizmetine daha çok para ayırdığını belirterek, ailelerin ay sonu hesaplarının alt üst olduğunu dile getirdi.

Dört kişilik bir ailenin gıda, giyim, konut, ısınma gibi aylık harcamalarının ardından yüzde 2'yle dördüncü sırada yer alan sağlık harcamalarının vatandaşın belini büktüğünü belirten Sözüdoğru, konuşmasında şunları söyledi:

Sağlıkta soygun, daha hastaneye gitmeden, randevu alırken başlıyor. Çünkü randevu almak için aranan Alo 182 Merkezi Randevu Sisteminden randevu alan herkes bu hizmet karşılığında 4.5 lira katılım payı ödenmektedir.

Randevu alırken, vatandaşın cebinden çıkmaya başlayan para, hastane kapısından içeriye girdikten sonra, ilaç katılım payı, muayene katılım payı, reçete ücreti, tahlil ve tetkik farkı ücreti, erken muayene farkı gibi değişik isimlerle alınmaya devam ediyor.

Özel hastanelerde, devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, aile hekimliklerinde yapılan tedavinin faturası eczanelerde tahsil ediliyor, emeklilerin ise aylıklarından kesiliyor.

Uluslararası sermayenin dayattığı, sağlıkta dönüşüm programının uygulanmasının başladığı ilk dönemlerde, devlet hastanelerinde ve üniversite hastanelerinde ücret alınmıyordu. Bu uygulama, sağlıkta dönüşüme karşı yükselebilecek tepkileri engellemeye yönelik bir aldatmacaydı. Zira dönüşüm için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılıp, program tam olarak yürürlüğe konduktan sonra, önce 3 lira muayene ücreti alınmasına başlandı. Bu ücret şu anda kamu hastanelerinde 8 lira, özel sağlık kuruluşları ile hastanelerinde ise 15 lira.

Eskiden halka en yakın sağlık kurumu olan ve yurttaşlara ücretsiz hizmet veren, Sağlık Ocaklarının kaldırılması ile yerine Aile Hekimliği sistemi getirildi. Aile Hekiminin yazdığı, reçete için 3 kalem ilaca kadar 3 lira, 3 ilaçtan sonra ise yazılan her bir kalem ilaç için l lira katılım payı alınmaktadır.

Kuşkusuz bu dönüşümde vatandaşın cebini ve sağlığını ilgilendiren en kritik değişiklik hastadan katılım payı ve otelcilik hizmeti dışında ücret alınmasının önünü açan İlave Ücret Alınabilen İstisnai Sağlık Hizmetleri'nde gerçekleşti. İstisnai sağlık hizmeti kapsamında tanımlı işlemlerin sayısı arttırıldı. Daha önce 12 kalem olan istisnai sağlık hizmeti sayısı 29 kaleme çıkarıldı. Bu uygulama ile Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli veya protokol imzalamış sağlık kuruluşlarına, kamu-özel farkı gözetmeksizin, her bir işlem için kurumun belirlediği bedelin 3 katına kadar ücret alınmasının yolu açıldı. Böylece sağlık kurumları, hastalardan 100 lira ile 7.500 lira arasında değişen rakamlarla ilave ücret alabilmektedirler. Örneğin SGK tarafından; 400 lira bedel belirlenmiş, kapsül endoskopi için, l .200 lira, 1.201 lira bedel belirlenmiş Lazerle prostat tedavisi için ise 3.605 lira bedel alınabilmektedir. Elbette bu örnekleri çoğaltmak ve daha birçok tedavi için alınmakta olan ilave ücretlere örnek vermek mümkündür. Ancak bu iki örnek bile vatandaşın nasıl soyulduğunu açıklamaya yeterde artar.

Hastaneler sınıflandırıldı, bir başka değişle hastaneler oteller gibi yıldızlı artık. Türkiye'de 550 civarında özel hastane ve sağlık kuruluşu var. SGK özel hastaneleri A-B-C-D-E olarak gruplandırdı. Bu gruplandırmada E grubu hastanelerde yüzde 10, A grubu hastanelerde yüzde 90 oranında ilave ücret alınabiliyor. Örneğin göğüs hastalıkları nedeniyle gidilen özel hastanede muayene olan vatandaş 3 lira ilave ücret öderken, A grubuna dâhil olan bir özel hastanede muayene olan vatandaş 25 lira ilave ücret ödüyor. Son yapılan değişiklikle fark ücretleri iyiden iyiye el yakıyor. Vatandaşın özel hastanelere ödediği ilave fark ücretleri yüzde 200'e kadar çıkarıldı. Mevcut sistemde yüzde 90 farkı sadece A grubundaki hastaneler alabilirken, şimdi yüzde 200'ü A-B-C-D-E grubu fark etmeksizin tüm gruptaki hastaneler vatandaşlardan alabileceklerdir. Diğer yandan ise hastanelerde otelcilik anlayışı ile oda ücreti alınmaktadır. Buna göre, tek kişilik tuvaletsiz özel oda günlük 60 lira, tuvaletlisi ise 90 lira. İki yataklı tuvaletli odalar ise 45 lira.

Kısacası bu yıkım programı ile sağlık hizmeti almak, bir hak olmaktan çıkarıldı. Sağlığın maliyeti eskisine göre katlandı. Bu artışlar nedeniyle hem devlet harcamaları hem de cepten harcamalar katlandı. Sağlığın piyasadan satın alınır hale getirilmesi en çok, sağlıkları bozulmuş olan biz emeklileri vurmaktadır. Bu nedenle Emekli-Sen olarak Türkiye çapında hastaneler önünde bu gün eylemdeyiz, Başta emekliler olmak üzere tüm yurttaşları, sağlık hakkının gasp edilmesi ve sermayeye kaynak aktarılması üzerine kurulu dönüşüm programı ile sağlık hakkının gasp edilmesine karşı çıkmaya çağırıyoruz.”
(Taner ŞİMŞEK)

Son Güncelleme: 19.02.2014 22:40