MUSTAFA TÜTÜNCÜ’NÜN KUT’ÜL AMARE ANILARI -20-

“Esirler istasyona götürüldü, şimendifer hazır. Üç seneden fazla bir zaman Birmanya eyaleti Mandalay vilayetinin Mektila kasabası civarındaki, dikenli telle çevrili esir kampını, ebediyen arkamızda bırakarak mukaddes vatanımıza doğru yola koyulduk. Rangon kasabasında, 1800’e yakın esir, trenden indirilip vapura bindirildi. Ambarlardayız. Süngülü İngiliz nöbetçiler başımızda dolaşıyor. Ocak 1920.”

Güncel 02.06.2020, 19:28
204
MUSTAFA TÜTÜNCÜ’NÜN KUT’ÜL AMARE ANILARI -20-

VATANA DOĞRU

Bir sabah bizi istasyona götürdüler. Eşyalarımızı arabalara koyarak biz de yaya olarak hareket ettik. İstasyon bir saat kadar bir mesafede olup hemen yorulmaksızın istasyona vardık.

Şimendifer hazır. Bindik ve tren hareket etti. İşte üç seneden fazla bir zaman Birmanya eyaleti ve Mandalay vilayetinin Mektila kasabası civarındaki, dikenli telle çevrili esirra karargâhını, ebediyen arkamızda bırakarak mukaddes vatanımız olan Türkiye'ye doğru yollanmağa başladık.

Bir gün bir gecede Rangon kasabasına geldik. Bizi vatanımıza götürecek olan vapur limanda hazır bizi bekliyor. Vapur oldukça büyük ve iki bacalı. Trenden inen vapura bindiriliyor. 1800 kişiye yakın mevcudumuzun vapurda seyahat yeri değişmedi yine ambarlara konulduk.

Süngülü İngiliz nöbetçiler yine başımızda dolaşmaktalar.

Bir akşam üzeri vapur hareket etmeye başladı. Biz de heyecanımızdan ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Vapura binerken tercümana İstanbul'a kaç günde gidebileceğimizi sormuş ve ancak bir ayda varabileceğimizi öğrenmiştik. Bu bir ay çok uzun gelmiş ve aldığımız bu bilgiye sevinememiştik.

Çaresiz bir ay deniz üzerinde olacağız. Vapur açıklara yol alınca hızlanmaya başladı.

Gecenin sessizliği içinde makinelerin gürültüsünden başka bir ses yok. Esir arkadaşların kimisi uyuyor. Bir çokları da küme halinde oturmuşlar memleket muhabbetleri yapıyorlar...

Bu şekilde akşam sabah yolumuza devam ediyoruz.

Hareketimiz Kanunusani (Ocak) 1920 senesidir. Malum olduğu üzere hava gayet sıcak olduğundan İngilizler tarafından güverteye bir havuz yapılmış. Öğle sıcak fazla olduğu zaman o havuzda banyo yapıyorduk. Fakat pislik fazla olduğundan bir defa giren bir daha girmiyordu.

Akşam sabah erzakımızı yine çiğ olarak veriyorlar. Bizden ayrılmış olan aşçılar güvertede kazanlar ile yemeklerimizi pişirirler ve muntazaman yemeklerimizi verirlerdi.

Vapurun içinde geniş buzhane vardı. Kesilmiş etler ve yağlar buzhanede durur, lüzumu olduğunda alınırdı. Buzhane o kadar soğuk idi ki on dakikadan fazla kimse duramazdı.

Deniz gayet sakin, etrafımızda sudan başka bir şey yok. Kara görmenin imkanı yok. Bu suretle ve selametle yolumuza devam ediyoruz.

Sekiz gün sekiz gece devam ettikten sonra vapur bir sabah bir limanda durdu. Karşıdan baktığımızda Kolbu yazılı gayet büyük bir levha gördük. Burası Seylan - Serendip adasıydı. Vapurun bu ada karşısında sekiz saat kadar bir zaman duracak, su ve sair eksiklerini tamamlayacağı öğrenildi.

Vapur ihtiyaçlarını temin etmiş olarak Serendip adasından ayrıldı. Bir müddet yol alınca dehşetli surette bir deniz fırtınasına tutulduk. Öyle şiddetli bir rüzgar esiyor ki, sanki vapuru uçuracak. Denizde müthiş korkunç dalgalar oldu ki, gürültüsü insanlara dehşetler veriyor.

Koca vapur sanki bir tahta parçası gibi. Dalgalar içinde bocalamaya başladı. Bu fırtına aynı şiddetiyle yaklaşık bir gün bir gece devam etti.

Nihayet sükun bulmuş, deniz sakin ve dilsiz bir hale geldi. Vapur yine yoluna devam ediyor. Hava güneşli ve sıcak...

Bu seyahatimiz sırasında esir arkadaşlardan altı cenaze vuku bulmuştu, İngilizler bu cenazelere hürmette bulunmuşlardır. Lif, sabun gibi bütün levazımatı vermişlerdir, içimizde hoca kılığında bulunanlar cenazeyi gaslederler, kefenlerler, Kur'an okurlar ve cemaatle cenaze namazı kılınır ve bu suretle hazırlık bitince vapurun bayrağı yarıya indirilir. Kılınan cenaze namazının ardından cenazenin ayaklarına ağır demir ağırlıklar bağlanır ve bir tahta üzerine konulur, vapur yolunu keser, (durur) ve bir manga cenazeyi vapurun küpeştesinden bir tahta üzerinden denize bırakır.

Bu suretle bu cenazeler Bahr-i Muhit-i Hindi'nin (Hint Okyanusunun) derinliklerine dalar gider. Vukubulan altı cenazenin altısına da bu merasim yapıldı. Ve bizim teessürümüz son dereceyi bulurdu.

Nihayet Süveyş kasabasına geldik. Vapur demir attı. Yine malzemesini tedarik ederek demir alıp yoluna devam etti. Az sonra Süveyş Kanalına girdik.

Bu kanalın bazı yerleri öyle dar ve karaya yakındır ki, hemen bir kişi atlama ile karaya çıkabilir.

Süveyş'ten çıktık. Kanal ağzına ve Akdeniz'e doğru çok uzun bir dalgakıran yapmışlar. Son ucuna da kanalı açan mühendisin heykelini yapmışlar. Bu heykelin bir elinde haritası var, diğer elini Süveyş kanalına doğru uzatmış bir halde durmaktadır.

Vapur Akdeniz'de arızasız olarak yoluna devam ediyor. Biz üşümeye başladık. Nihayet Çanakkale boğazına giriyoruz.

Çanakkale boğazının her iki tarafı da bir harabe haline gelmiş. Toprak kümelerinden başka bir şey yok. Öyle bir manzara ki bu manzarayı ancak bu harbin içinde bulunanlar takdir edebilirler. Burada kıyametler kopmuş!..

Çanakkale boğazını da selametle geçtik. Nihayet otuz birinci gün senelerden beri hasretini çektiğimiz vatanın İstanbul şehrine geldik.

(SÜRECEK)

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
açık
banner303
banner364
Namaz Vakti 23 Kasım 2020
İmsak 06:00
Güneş 07:29
Öğle 12:32
İkindi 15:02
Akşam 17:24
Yatsı 18:48

Gelişmelerden Haberdar Olun

@