“Hukukun katledilmesine sessiz kalmayacağız”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Çorum Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Merter Kocatüfek, “Bizleri baskı altına almaya çalışan, haklı mücadelemizden döndürmeyi amaçlayan her türlü hukuk dışı ve fiili uygulamaların karşısında sesiz kalmayacağımız bilinmelidir” dedi.

“Hukukun katledilmesine sessiz kalmayacağız”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Çorum Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Merter Kocatüfek, “Bizleri baskı altına almaya çalışan, haklı mücadelemizden döndürmeyi amaçlayan her türlü hukuk dışı ve fiili uygulamaların karşısında sesiz kalmayacağımız bilinmelidir” dedi.

23 Ocak 2014 Perşembe 23:48
“Hukukun katledilmesine sessiz kalmayacağız”
Merter Kocatüfek, dün saat 12.30’da beraberinde KESK yöneticileri ile birlikte basın toplantısı düzenleyerek, Ocak ayında katledilerek öldürülen gazetecileri ve aydınları andı. Kocatüfek ayrıca tutuklu KESK üyelerinin bir an önce serbest bırakılmasını istedi.
Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy gibi gazeteci ve aydınların Ocak ayında kaybedildiğine dikkati çeken Kocatüfek, “Bu korku öyle derin bir korkudur ki, ancak karşılarında engel gördükleri güçleri, ipliklerini pazara çıkaracak insanları yok ederek sustururlar içlerindeki canavarın kana susamış haykırışlarını” ifadesini kullandı.
Uğur Mumcu’nun katledilişinin 21. yıldönümü olduğunu dikkati çeken KESK Dönem Sözcüsü Kocatüfek, “Muhalif-demokrat kesimleri cendereye alarak tüm toplumu derin bir sessizliğe mahkûm etmenin amaçlandığı hassas bir dönemeden geçiyoruz. Hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, adil savunmayı yıpratan gelişmelerin doruğa çıkması bu dönemin temel karakteristiği haline gelmiş bulunuyor” şeklinde açıklamada bulundu. Merter Kocatüfek’in KESK adına yaptığı açıklama şu şekilde:
Ocak ayı ülkemiz için, aydınlanma ve daha çok demokrasi yolunda yitirdiklerimiz için, biz geride kalan ve mücadeleye devam edenler için karanlık, kasvetli ve acılarla dolu bir ay... Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy hep Ocak ayında yitirdiklerimiz...
Işığın gün yüzüne çıkaracağı karanlık işlerden, kapalı kapılar ardında yürütülen karanlık ilişkilerden beslenenler hep korkmuştur tarih boyunca aydınlardan, aydınlatanlardan.
Bu korku öyle derin bir korkudur ki, ancak karşılarında engel gördükleri güçleri, ipliklerini pazara çıkaracak insanları yok ederek sustururlar içlerindeki canavarın kana susamış haykırışlarını. Uğur Mumcu’nun katledilişinin 21. yıldönümü. Katiller hala bulunamadı. Uğur Mumcu onurla, dimdik, ödünsüzce sürdürdüğü yaşamı boyunca, kalemini kimsenin önünde eğmedi. Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinden daha çok özgürlük, daha çok demokrasi için, demokrasinin önündeki engelleri kaldırmak için, aldığı tüm tehditlere rağmen yılmadan, korkmadan yazmaya devam etti. Hiç hak etmedikleri acı sonlarla aramızdan ayrılan demokrasi adına, barış adına, aydınlanma adına hayatlarını hiçe sayan kaybettiğimiz tüm aydınlarımızı minnet ve özlemle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Muhalif-demokrat kesimleri cendereye alarak tüm toplumu derin bir sessizliğe mahkûm etmenin amaçlandığı hassas bir dönemeden geçiyoruz. Hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, adil savunmayı yıpratan gelişmelerin doruğa çıkması bu dönemin temel karakteristiği haline gelmiş bulunuyor.
Özellikle 17 Aralık operasyonu ve operasyon sonrasında yaşanan gelişmeler Türkiye’de hukukun üstünlüğünün değil “düşman Hukuku”nun hâkim olduğunu tüm berraklığı ile gözler önüne sermiştir.
Daha birkaç ay öncesine kadar muhalefete gözdağı veren operasyonlara, hukuk dışı yargılamalara birlikte imza atan, devletin kurumlarını aralarında pay edenler bugün bir saray kavgasına tutuşmuş bulunmaktadır. Bu saray kavgası sadece AKP’nin yolsuzluk ve rüşvet düzenini değil adalet ve hukuk mekanizması ile arasındaki çarpık ilişkileri de gözler önüne sermiştir. Öyle ki, TBMM başkanı bile bugünün Türkiye’sinde yargı bağımsızlığının öldüğünü itiraf etmektedir.
Oysa eşit, demokratik, özgür bir ülke, insanca yaşam mücadelesi veren milyonlar Türkiye’de adaletin defalarca katledildiğine tanık olmuştur. Bu nedenle bu itiraf Puşinin, şemsiyenin, şapkanın, deniz gözlüğünün tutuklamalara delil olarak gösterildiği, yola yazdığı yazı nedeniyle 13 yaşındaki çocukların hapis istemiyle mahkemeye çıkarıldığı, 34 gencimizin hayatına mal olan Roboski Katliamı hakkında kusur yoktur denilerek takipsizlik kararı verildiği bir ülkede gecikmiş bir ölüm ilanından ibarettir. Uzun süredir can çekişen adalet bugün AKP tarafından gündeme getirilen HSYK düzenlemesi ile adeta ötenaziye itilmektedir.
Çünkü Türkiye’de 12 Mart ve 12 Eylül’ün askeri mahkemelerinden DGM’lere uzanan “olağanüstü hukuk” geleneği AKP döneminde de bozulmamıştır. Aksine Özel Yetkili Mahkemeler ile olağanüstü yargılama yöntemleri bir kez daha devreye sokulmuş, kabahat bile sayılmayacak eylemler suç kapsamında değerlendirilerek, geniş kapsamlı bir tutuklama furyası başlatılmıştır. Reform adıyla çıkarılan yargı paketlerinden ise olağanüstü yargılama rejimini daha da pekiştirecek yeni düzenlemeler çıkmıştır. AKP 11 yıllı iktidarı döneminde her geçen gün daha da otoriteleşen faşizan düzenine muhalefet eden, insanca bir yaşam ve demokratik bir ülke isteyen herkesi hedef tahtasına koymaya devam etmiştir.
Bu çerçevede Konfederasyonumuza ve bağlı sendikalarımıza yönelik baskıların sürekli olarak arttığı, Türkiye’nin dört bir yanında üye ve yöneticilerimize yönelen keyfi gözaltı ve tutuklamalarla kuşatılmaya çalışıldığımız tüm kamuoyunca bilinmektedir. Yönetici ve üyelerimiz nezdinde sendikal mücadelemizi hedef alan “KESK’i bertaraf etme operasyonlarına” özellikle son iki yıldır hız verilmiştir. Bu bağlamda, 13 Ocak, 13 Şubat, 25 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirilen operasyonların son halkasını 19 Şubat 2013 tarihinde yaşamış bulunuyoruz.
Son iki yıl içinde art arda yapılan operasyonlar sonucunda yüzlerce üyemiz gözaltına alınmış, tutuklanan yönetici ve üyelerimizin sayısı ise 170’e kadar çıkmıştır. Ancak en asgari hukuk normları bile göz ardı edilerek yapılan operasyonlar, yalan propaganda eşliğinde yürütülen yıpratma kampanyaları başarılı olmamıştır. Tutuklanan yönetici ve üyelerimiz 8 ay hatta bazen 1 yılı aşan süre cezaevinde kaldıktan sonra mahkemeye çıkarılmış, önemli bir bölümü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Böylece yönetici ve üyelerimiz hakkında hazırlanan kes-kopyala- yapıştır iddia-namelerin hukuktan yoksunluğu tescil edilmiştir.
Ancak tüm tahliyelere rağmen bugün itibariyle KESK ve bağlı sendikalarının yönetici ve üyesi toplam 48 kişi hala cezaevindedir.
19 Şubat 2013 tarihli operasyon kapsamında tutuklanan, yaklaşık bir yıldır demir parmaklıklar 29 yönetici ve üyemizin yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesinde görülmektedir.
Yargılanan arkadaşlarımıza ve onlarla dayanışmak için adliye önünde olanlara buradan selamlarımızı gönderirken bir kez daha soruyoruz. 48 KESK’li bugün neden hala ceza evinde? Yolsuzluk mu yaptılar, Rüşvet mi aldılar, verdiler? İhaleye fesat mı karıştırdılar? Devletin malını, parasını zimmetlerine mi geçirdiler? Evlerinde yapılan aramalarda kutular içinde dolarlar, çelik kasalar, para sayma makineleri mi bulundu?
Bugün cezaevlerinde olan, haklarında davalar açılan arkadaşlarımız bu utanç verici suçların hiç birisini işlememiştir. Evlerine, iş yerlerine yapılan şafak baskınlarında el konulansa her kitapçıda bulunabilecek kitaplardan, dergilerden, sendikal broşürlerinden ibarettir.
Buna rağmen daha önceki davalarda olduğu gibi bugün mahkemeye çıkarılan arkadaşlarımız hakkında hazırlanan iddianamede de konfederasyonumuzun ve bağlı sendikalarımızın yetkili organlarınca alınan kararlar doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz basın açıklamaları, yazışmalar, kurul ve komisyon toplantıları “illegal faaliyet” olarak değerlendirilerek hukuk adeta katledilmektedir.” (Onur MÜLAZIM)
Son Güncelleme: 23.01.2014 23:49