Enerjimizi haşere mücadelesine harcamak zorunda kalmayalım!

Yarın Çalışan Gazeteciler Günü. 10 Ocak 1961 tarihinde, merhum Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde, gazetecilerin sosyal haklarını güvence altına alan 212 Sayılı Yasa’nın Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girişinin 59. yıldönümü.

Enerjimizi haşere mücadelesine harcamak zorunda kalmayalım!

Yarın Çalışan Gazeteciler Günü. 10 Ocak 1961 tarihinde, merhum Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde, gazetecilerin sosyal haklarını güvence altına alan 212 Sayılı Yasa’nın Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girişinin 59. yıldönümü.

09 Ocak 2020 Perşembe 00:05
Enerjimizi haşere mücadelesine harcamak zorunda kalmayalım!

Geçen yıl da yazmıştım; genç bir muhabir olarak mesleğe başladığım 1970 yılının Eylül ayından beri bu günü kutluyorum. Daha doğrusu, kutlamaları kabul ediyorum. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak görev yaptığım 16 yıl süresince, taşıdığım sıfat nedeniyle 10 Ocak’ları daha da yoğun yaşadım.

Sonradan başkaca kutlama günleri icat edilmiş olsa da, meslekte iki önemli günümüz var: Biri 10 Ocak, diğeri de 24 Temmuz 1908’de Türk Basını’ndan sansürün kaldırılışının yıldönümü olan 24 Temmuz Basın Bayramı.

Gerek 10 Ocak’larda, gerekse 24 Temmuz’larda, basın çalışanlarının sosyal haklarının da, basın özgürlüğünün güvencesinin de toplumun basına sahip çıkmasından geçtiğini defalarca yazdım. Duyarlı bir kesim dışında toplumun genel ilgisizliği devam ettiği sürece de yazmak zorunda kalacağım çok açık.

Hep söylediğim şu: Basın, yani halkın haber alma özgürlüğü, demokrasinin olmazsa olmaz kurumlarından biri. Toplumun her bireyinin de, demokrasi adına, basını, özellikle de demokrasinin kılcal damarlarını oluşturan yerel basını yaşatma açısından “bir bireylik” sorumluluğu var.

Ayrıca, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, yapıcı ile yıkıcıyı birbirinden ayırmak da toplumsal bir sorumluluk. Aksi halde, herkese şirin görünme uğruna, sansasyon haberciliğini, asparagası, şantaj gazeteciliğini, seviyesizliği, tehlikeli bir biçimde teşvik etmiş olduğumuzun farkına vardığımız zaman çok şey kaybetmiş de olabiliriz.

Geçen yılki yazımda, tüm bunlara değindikten sonra, Çorum’un sorunlarına sahip çıkmak yerine, yaralarını kaşıyan bir takım unsurların her şeye egemen olması durumunda, toplumun, iyi bir gelecek için harcayacağı tüm enerjisini, bu haşerelerle mücadeleye ayırmak zorunda kalacağını söylemiştim.

Bir 10 Ocak öncesi daha, aynı şeyleri tekrarlamak zorunda kalıyorum ne yazık ki. Zira, yerel basın için gelen her yeni gün, bir önceki günü aratır oldu. Aydınlık, güzel günlere erişme inancımı ve umudumu koruyor olsam da, açıkçası “kaygılıyım”. Basın emekçisi tüm kardeşlerimin gününü kutlarken, topluma “yerel basına sahip çıkın” çağrımı da yineliyorum.