“Eğitimde sorunlar derinleşti”

Eğitim-Sen Çorum Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mustafa Gül, siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ve eğitim alanında hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamaların, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini etkilediğini bildirdi.

“Eğitimde sorunlar derinleşti”

Eğitim-Sen Çorum Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mustafa Gül, siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ve eğitim alanında hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamaların, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini etkilediğini bildirdi.

18 Ocak 2019 Cuma 23:01
“Eğitimde sorunlar derinleşti”

Eğitim-Sen Şube Başkanı Gül, 2018-2019 eğitim-öğretim yılı birinci yarıyılının tamamlanması nedeniyle bir değerlendirme raporu hazırladı.

Gül, imam hatip okullarında iktidar destekli artışın devam ettiğine dikkati çekti.

Mustafa Gül'ün konuyla ilgili açıklaması şu şekilde:

"Siyasi iktidarın temsilcileri ve MEB bürokrasisi, yaptıkları açıklamalarda kullandıkları istatistiki veriler ve takip etmesi güç rakamlarla, eğitim alanında “işlerin iyi gittiği” algısını oluşturmaya çalışsa da alandaki gerçeklik farklıdır. Türkiye’de her dört okuldan birinde ikili eğitim yapılmaktadır. MEB verilerine göre ikili eğitim yapılan okul oranı yüzde 25,71’dir. Yine MEB’in tespitlerine göre, spor salonu bulunan okul oranı sadece yüzde 13’tür ve okulların yüzde 87’sinde spor salonu yoktur. Kütüphanesi olmayan okul oranı yüzde 61; çok amaçlı salonu olmayan okulların oranı yüzde 62’dir.

Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ve eğitim alanında hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini etkilemiştir.

Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk yaşta evlenmenin önüne geçen adımlar atılmamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamamaktadır.

Bugün eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakâr egemen ideolojinin denetimi altındadır. Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim gelmektedir. Toplumsal cinsiyet kalıplarını yıkmada önemli bir yere sahip olan eğitim sisteminin demokratikleşmesi ve cinsiyetçilikten arındırılması eğitim emekçilerinin öncelikli mücadele hedefi olmayı sürdürmektedir.

Türkiye’de çocuk işçiliği kalıcı ve toplumsal bir sorun olmayı sürdürmektedir. 2018 yılının Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı ilan edilmesine karşın çocuk işçiliğini denetleme konusunda etkili bir politika yürütülmediği açıkça görülmektedir. Çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için hiçbir somut adım atılmazken, çocuk işçiler sorununun sürmesi, okullarda, cemaat yurtlarında ve kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddetin artışını eğitim sisteminde yaşanan sorunlardan ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili Türkçe olmayan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etmektedir.

“ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ / OKULÖNCESİ EĞİTİM”

2018-2019 eğitim ve öğretim yılının ilk yarısında resmi 2 bin 577 anaokulunda; 18 bin 480 öğretmen ve 349 bin 854 öğrenci; 20 bin 186 ana sınıfında; 36 bin 982 öğretmen ve 764 bin 462 öğrenci bulunuyorken, özel anaokulu sayısı 3 bin 596’dır. Özel anaokulu sayısının resmi anaokulu sayısından 1.019 fazla olması, eğitimde ticarileşmenin neden en fazla okul öncesi eğitimde olduğunu açıklamaktadır.

Okul öncesi eğitimin parasız olmaması merdiven altı, denetimsiz ‘sıbyan mektebi’ uygulamalarını doğurmuştur. İlimizde de sayılarının az olmadığı bilinmektedir.

“İLKÖĞRETİM (İLKOKUL + ORTAOKUL)”

4+4+4 uygulaması ile okul dönüşümlerindeki ideolojik ve siyasal yaklaşım nedeniyle özellikle ortaokul yetersizliği sorunu çözülememiştir. Birçok imam hatip ortaokulu öğrenci bulamazken ortaokullar öğrenci talebi yoğunluğu nedeniyle ikili öğretim yapmaya devam etmektedir. İlimizdeki Mustafa Kemal Ortaokulu, 23 Nisan Ortaokulu, Bahçelievler Salim Akaydın Ortaokulu bu durumdadır.

“GENEL VE MESLEKİ ORTAÖĞRETİM”

Resmi ve özel liselerin sayısı, iktidarın özel öğretime yönelik doğrudan teşvik politikalarının da etkisiyle birbirine yaklaşmıştır. Merkezi sınavla öğrenci yerleştirme, sınavla öğrenci alacak okulların tespitinde ve kontenjanlarda yapılan hatalar sonucu yaşanan kaosun sıkıntılara öğretim yılının başında da sürmüştür. Ortaöğretim kurumlarına yerleşme ile ilgili geçen yılki kaosu ortadan kaldıracak somut adımlar henüz atılmamıştır.

Mesleki ve Teknik Anadolu liselerinde yaşanan nitelik kaybının çözümü yönünde adımlar atılmamıştır.

Öğrenciler tarafından en çok tercih edilen okul türü olan Anadolu liselerine ilişkin bu okul türlerini yok sayma politikaları sürdürülmekte, meslek lisesi sayısını arttırma politikalarına devam edilmektedir.

Anadolu liseleri ve meslek liselerinde okuyan öğrenci sayısı birbirine yakın olmasına rağmen, hem meslek lisesi sayısı hem de görevlendirilen öğretmen sayısı öğrencilerin talepleri ile ters orantıda arttırılmaya devam edilmektedir. Öğrencilerin ilgi, gereksinim ve tercihlerini dikkate almayan bir okullaşama politikasının, tüm öğrencilerin istediği okul türünde ve okulda eğitim alma hakkını ihlal edeceği açıktır.

“EĞİTİME AYRILAN KAYNAKLAR OECD ORTALAMASININ ÇOK ALTINDADIR”

Bir Bakışta Eğitim 2018 Raporu’na göre, Türkiye’de öğrenci başına ilkokuldan yükseköğretime kadar 4 bin 652 ABD doları harcama yapılırken, OECD ülkeleri ortalaması 10 bin 520 ABD dolarıdır. Okul türleri arasında ayrımcılık ödenek ayrılmada da sürmektedir. Özel okullara uygulanan teşviklerden maalesef devlet okulları yoksun bırakılmaktadır.

2018-2019 eğitim ve öğretim yılı itibarıyla Türkiye’de 54 bin 732 resmi, 13 bin 679 özel okul bulunmaktadır. 2003 yılında özel okulların resmi okullara oranı yüzde 2 iken, bugün bu oran yüzde 25’e çıkarak tüm zamanların rekoru kırılmıştır. Gerek okul sayısı gerekse öğrenci sayısı açısından baktığımızda 4+4+4 ile birlikte eğitimde özelleştirmenin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleştiği görülmektedir.” (Haber Merkezi)