“Eğitim harcamaları velilerin sırtına yükleniyor”

Eğitim-Sen Çorum Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mustafa Gül, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2020 bütçesinin ihtiyaçları karşılayacak yeterlilikte olmadığını belirterek, eğitim harcamalarının velilerin sırtına yüklendiğini kaydetti.

“Eğitim harcamaları velilerin sırtına yükleniyor”

Eğitim-Sen Çorum Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mustafa Gül, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2020 bütçesinin ihtiyaçları karşılayacak yeterlilikte olmadığını belirterek, eğitim harcamalarının velilerin sırtına yüklendiğini kaydetti.

14 Kasım 2019 Perşembe 23:05
“Eğitim harcamaları velilerin sırtına yükleniyor”

Gül, “2020 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi 14 Kasım Perşembe günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecektir. Her yıl olduğu gibi 2020 MEB bütçesi de, eğitim sisteminin, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin en temel ihtiyaçlarını görmezden gelerek, sadece zorunlu harcamaları dikkate alan bir anlayışla hazırlanmıştır” dedi.

Bakanlığın 2020 bütçesi hakkında sendikanın görüşlerini açıklayan Mustafa Gül, MEB bütçesinin büyük bölümünün yine zorunlu harcamalara gideceğini savundu.

Gül, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Yıllardır eğitime ayrılan kaynaklar sadece rakamsal olarak artmakta, doğrudan eğitim hizmetlerine yönelik yatırımlar açısından bütçelerde gerçek anlamda bir artışın yapılmadığı görülmektedir. 2019 yılında 113 milyar 813 milyon TL olan MEB bütçesi 2020 yılı için 125 milyar 397 milyon TL olarak belirlenmiştir. MEB bütçesinin her yıl olduğu gibi rakamsal olarak arttığı görülse de, MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı 2019 yılında yüzde 11,84 iken, 2020’de bu oran yüzde 11,45’e gerilemiştir. Benzer bir azalma MEB bütçesinin milli gelire oranında yaşanmış, 2019’da MEB bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,56 iken, 2020’de bu oranın yüzde 2,57 olması beklenmektedir.”

“EĞİTİM HARCAMALARINDA ESAS YÜK

VELİLERİN SIRTINA YIKILMIŞTIR”

“TBMM’ye sunulan 2020 Bütçe Kanun Tasarısında MEB’e ayrılan bütçe rakamlarına bakıldığında, bir önceki yıla kıyasla oransal olarak artış değil, azalma olduğu dikkat çekmektedir. Her fırsatta eğitime en çok payı kendilerinin ayırdığını iddia eden AKP hükümetleri döneminde eğitim bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalaması olan yüzde 6’nın çok altındadır. Geçtiğimiz 18 yıl içinde MEB bütçesinin milli gelire oranı çok az artmış olmasına rağmen, belirlenen rakamlar ihtiyacın çok altında kalmış ve eğitim harcamalarının esas yükü, eğitimi adım adım ticarileştirme ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılmasının da etkisiyle büyük ölçüde velilerin sırtına yıkılmıştır.”

“EĞİTİM YATIRIMLARINA AYRILAN PAY DÜŞÜYOR”

“2002-2019 yılları itibarıyla MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payın gelişim seyri, her fırsatta “Bütçeden en çok payı eğitime ayırdık” diyenlerin halkı nasıl kandırdıklarının, eğitime ayrılan bütçenin ne kadarının yatırıma ayrıldığını gizlemeye çalışarak gerçekleri nasıl çarpıttıklarını açıkça göstermektedir. MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17,18 iken, eğitim hizmetlerinin sunumu açısından çok önemli olan bu rakam 2009’da yüzde 4,57’ye kadar gerilemiştir. 4+4+4 sonrasında zorunlu olarak kısmen de olsa artışa geçen eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe oranı, 2014 sonrasında yeniden azalmaya başlamıştır. 2019’da Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 4,88 iken, 2020’de bu oran daha da düşerek yüzde 4,65’e indirilmiştir.”

“TOPLUMSAL ÇIKARLAR GÖZETİLMELİ”

“2020 MEB bütçesinin bizlere gösterdiği en açık gerçek, eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceği, velilerin cebinden yapacağı eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır.

Eğitim, devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir haktır. Bu alanda yapılan çeşitli araştırmaların da gösterdiği gibi, devlet okullarında paralı eğitim uygulamaları yaygınlaştıkça, en düşük gelir dilimindeki yüzde 20’lik kesimin gelirleri içinde eğitim harcamalarına ayırmak zorunda oldukları pay artmaktadır. Söz konusu artış ise ancak gıda ve sağlık harcamalarından kısılarak gerçekleştirilebilmektedir. Bu koşullarda devlet okullarında eşitsizlikleri derinleştiren örnekler, var olan toplumsal eşitsizlikler doğrultusunda okulları ayrıştırmaya neden olmakta zenginle yoksula ayrı ayrı ‘devlet okulu’, hatta aynı devlet okulu içinde gelir durumuna ya da başarı düzeyine göre farklı sınıflar oluşturulmasının önünü açmaktadır.

Piyasacı eğitim sistemi, yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin ‘müşteri’ haline getirilmesini hedeflemekte, toplumdaki sınıf farklılıklarını daha da belirgin hale getirmektedir. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar, farklı bölgeler, birbirleriyle rekabet içine sokularak eğitim hizmetleri piyasa kurallarına göre düzenlenmektedir.

Yapılması gereken, kamusal kaynakların yine kamusal bir hak olan eğitim için, özel çıkarlar değil, toplumsal çıkarlar gözetilerek değerlendirilmesidir. Ekonomik kriz gerekçesiyle eğitimden tasarruf yapılması ve eğitim bütçesinde kısıntıya gidilmesi kabul edilemez.” (Haber Merkezi)