“Çorum kızağa çekme yeri olmasın”

Çorum Çağdaş Avukatlar Derneği Başkanı Av. Bülent Diken, beğenilmeyen kararlar verilen hâkimlerin Çorum’a sürgün edildiğini söyledi. Diken, “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanının beğenilmeyen bir karar sonrası HSK tarafından hakkında soruşturma açılıp Çorum iline atanması da bunun en son örneğidir” dedi.

“Çorum kızağa çekme yeri olmasın”

Çorum Çağdaş Avukatlar Derneği Başkanı Av. Bülent Diken, beğenilmeyen kararlar verilen hâkimlerin Çorum’a sürgün edildiğini söyledi. Diken, “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanının beğenilmeyen bir karar sonrası HSK tarafından hakkında soruşturma açılıp Çorum iline atanması da bunun en son örneğidir” dedi.

21 Şubat 2020 Cuma 22:00
“Çorum kızağa çekme yeri olmasın”

Çorum Çağdaş Avukatlar Derneği, Türkiye’de yargıya güvenin azalmasına dikkat çekmek amacıyla Çorum Adalet Sarayı önünde bir araya geldi.

Burada avukatlar adına bir açıklama yapan Çorum Çağdaş Avukatlar Derneği Başkanı Av. Bülent Diken, Çorum’un hâkim ve savcıların sürgün edildiği bir il olarak anıldığını söyledi. Diken, “Maalesef ki ilimiz bu tip durumlarda bir nevi kızağa çekme, sürgün yeri gibi görülmektedir. Beğenilmeyen kararları veren hâkimlerin atandığı il olarak anılmak Çorum ili açısından yargıya olan güveni daha da azaltmaktadır. En son Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanının beğenilmeyen bir karar sonrası HSK tarafından hakkında soruşturma açılıp Çorum iline atanması da bunun en son örneğidir” diye konuştu.

“HUKUK DEVLETİNİN OLMAZSA OLMAZI YARGI BAĞIMSIZLIĞIDIR”

Gezi davasında verilen beraat kararının ardından yaşanan olaylarının bir hukuk devletinde yaşanmaması gerektiğini kaydeden Diken, “Yargıçlar yanlış karar verdiklerinde, üst yargı organlarına itiraz yolu açıktır. Hukuk içinde bu yollar tüketilerek, çözüm aranmak durumundadır. Ancak, siyasi iradenin, bir Mahkemeye doğrudan müdahalesi anlamına gelebilecek, uygulamalardan kaçınması anayasal ve yasal bir zorunluluktur. En son Gezi davasında, AİHM açık kararına rağmen, sanığı tahliye etmeyen mahkemenin yargılama süresince verdiği kararlar zaten sorunludur. Ancak, beraat kararı sonrasında yaşananların bir hukuk devletinde yaşanması hayal dahi edilemez” ifadelerini kullandı.

Diken, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, 2. Maddesinde, ‘Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir’ ifadesi geçer. Hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı da yargı bağımsızlığı ve bunun zorunlu şartı da yargıç güvencesidir. Yargıçlar, sıradan memurlar değildir. Anayasal güvenceleri vardır. Mevkii ve makamı ne olursa olsun, hiçbir kimse veya güç yargıca nasıl karar vereceğini söyleyemez, üzerinde baskı kuramaz. Yargıçlar, yasalar çerçevesinde, tamamen bağımsız olarak, vicdanlarıyla karar vermek zorundadırlar. Bu bir lüks değil, Anayasanın, değiştirilemez maddelerinden olan 2. Maddede belirtilen hukuk devleti olmanın temel ve zorunlu şartıdır.

Ne yazık ki, verdikleri kararlar sonrası soruşturmaya uğrayan, yerleri değiştirilen ya da görevden alınan hakim ve savcı haberlerini sık sık duymaya başladık. Bu durum kabul edilebilir ve sürdürülebilir değildir. Yargıya güvenin bu derece düştüğü ortamda bu uygulamaların içerde ve dışarıda Türk yargısını daha da zor duruma düşürdüğü acı bir gerçektir. Kaldı ki beraat kararı veren mahkeme aleyhine başlatılan soruşturma sadece bu yargıçlar değil, bundan sonra bu dosyaya veya benzerlerine bakacak yargıçlar üzerinde de baskı anlamına gelir.

“ÇORUM KIZAĞA ÇEKME VE SÜRGÜN YERİ GİBİ GÖRÜLMEKTE”

Maalesef ki ilimiz bu tip durumlarda bir nevi kızağa çekme, sürgün yeri gibi görülmektedir. Beğenilmeyen kararları veren hakimlerin atandığı il olarak anılmak Çorum ili açısından yargıya olan güveni daha da azaltmaktadır. En son Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanının beğenilmeyen bir karar sonrası HSK tarafından hakkında soruşturma açılıp Çorum iline atanması da bunun en son örneğidir.

Yargıçlar yanlış karar verdiklerinde, üst yargı organlarına itiraz yolu açıktır. Hukuk içinde bu yollar tüketilerek, çözüm aranmak durumundadır. Ancak, siyasi iradenin, bir Mahkemeye doğrudan müdahalesi anlamına gelebilecek, uygulamalardan kaçınması anayasal ve yasal bir zorunluluktur. En son Gezi davasında, AİHM açık kararına rağmen, sanığı tahliye etmeyen mahkemenin yargılama süresince verdiği kararlar zaten sorunludur. Ancak, beraat kararı sonrasında yaşananların, bir hukuk devletinde yaşanması hayal dahi edilemez.

Bağımsız yargı, devleti ayakta tutan üç saç ayağından biridir. Zayıflatılması, devleti zaafa düşürür. Bu nedenle, herkesin sorumluluk içinde davranması gerekir. Yargı içindeki tüm unsurlar, meslek örgütleri vasıtasıyla hatalı uygulamalara karşı ses çıkarmalıdır. Bu bağlamda, TBB Başkanı Feyzioğlu’nun, “Gezi davası ile ilgili konuşma gereği duymuyorum” açıklaması, makamına yakışmayan bir açıklama olmuştur. Gezi davasında, beraat kararı veren Mahkeme heyetinin, bu kararı nedeniyle soruşturulmaya başlaması, tam olarak yargıçlar ve savcılar kadar avukatların da konuşması gereken hayati bir konudur. TBB Başkanı da konuşmaya gerek duymalı, konuşmalıdır.

Bir hakim görevini yaparken bu ülkenin tanıdığı insan haklarına dair sözleşmeleri gözetmeden, hukuki mevzuata dayanmadan ve adalet duygusuyla hareket etmeyecek de ne ile hareket edecektir? Yine biz avukatlar müvekkillerimizi neye dayanarak savunacağız? Mahkeme önünde hukuka, adalete, insan haklarına sığınamayan bir avukat icazet peşinde mi koşmalıdır?

Siyasetten ve tüm etkilerden arınmış bir adalet mekanizmamızın olduğuna inancımızla bizler mahkemelerden insan haklarına, hukuka uygun, adil ve vicdani kararlar vermesini talep etmeye devam edeceğiz.” (Yusuf ÇINAR)