Av. Özgür Öztekin: “İç Güvenlik Kanunu kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı”

Kolluğa, kamuya açık alanda istediği kişiyi ve aracı, acele hallerde, hâkim, savcı veya kolluk amirinin yazılı emri olmadan durdurma ve arama yetkisi verileceğini kaydeden Öztekin, “Polise verilen bu durdurma ve arama yetkisinde; gecikmesinde sakınca olan acele hallerde yazılı emir verecek olan kolluk amirinin İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilmesi hususu, Anayasa’nın başlangıç hükümlerinde belirtilen, 7, 8 ve 9. maddelerinde inşa edilen kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır” dedi.

Av. Özgür Öztekin: “İç Güvenlik Kanunu kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı”

Kolluğa, kamuya açık alanda istediği kişiyi ve aracı, acele hallerde, hâkim, savcı veya kolluk amirinin yazılı emri olmadan durdurma ve arama yetkisi verileceğini kaydeden Öztekin, “Polise verilen bu durdurma ve arama yetkisinde; gecikmesinde sakınca olan acele hallerde yazılı emir verecek olan kolluk amirinin İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilmesi hususu, Anayasa’nın başlangıç hükümlerinde belirtilen, 7, 8 ve 9. maddelerinde inşa edilen kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır” dedi.

17 Şubat 2015 Salı 23:06
Av. Özgür Öztekin: “İç Güvenlik Kanunu kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı”
MHP İl Başkan Yardımcısı Av. Özgür Öztekin, AKP hükümetinin bütün eleştirilere ve uyarılara rağmen bireyin temel hak özgürlüklerini direk etkileyen konulara ilişkin olarak, kamuoyunda yeterince tartışılmadan ve toplumun büyük çoğunluğunda konsensüs oluşturmadan ısrarla torba yasa uygulamasına devam ettiğini söyledi.
Öztekin, dün bir basın toplantısı düzenleyerek İç Güvenlik Kanunu ile ilgili görüşlerini dile getirdi.
Hukukun genel ilkeleri ve Anayasa karşısında İç Güvenlik Paketi’nin konumunu anlatarak konuşmasına başlayan Öztekin, “Tasarının 1/1 maddesi; kolluğa, kamuya açık alanda, yani sokakta, istediği kişiyi ve aracı, acele hallerde, hâkim, savcı veya kolluk amirinin yazılı emri olmadan durdurma ve arama yetkisi veriyor.
Polise verilen bu durdurma ve arama yetkisinde; gecikmesinde sakınca olan acele hallerde yazılı emir verecek olan kolluk amirinin İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilmesi hususu, Anayasa’nın başlangıç hükümlerinde belirtilen, 7, 8 ve 9. maddelerinde inşa edilen kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Valinin, adli konularda arama emri verecek kolluk amirini belirlemesi savcının yetki alanına müdahaledir. Maddi gerçeğin araştırılması, delillerin toplanması, savcının görev alanına girer. Arama, el koyma, iletişimin tespiti gibi tedbirlere savcının talebi üzerine yargıç karar verir. Yargıya ait bu yetkilerin yürütmeye devri, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle bağdaşmaz. Hele devletin partileştiği, vali ve kaymakamların bir AKP üyesi gibi görev yaptıkları bir dönemde, yargısal yetkilerle donatılmalarının çok vahim sonuçlara yol açması kaçınılmaz” dedi.



Polise 48 saate kadar gözaltına alma yetkisi verildiğini, 48 saat sonra Cumhuriyet Savcısı’na bilgi verileceğini ve hâkim önüne çıkılabileceğini kaydeden Öztekin, konuşmasına şu şekilde devam etti:
“Oysa kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması, yargının denetimi altında olması gereken ciddi bir iştir. Özgürlükten yoksun bırakılma ancak bazı güvencelerle birlikte gerçekleşirse hukuka uygun olur. Gözaltına alma, CMK’ a göre, soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır. Soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve suç işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığını takdir edecek olan soruşturmayı yapacak savcı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yerleşmiş içtihatlarına göre, özgürlükten yoksun bırakma hukuka uygun olmalı, keyfi olmamalıdır. Polisin 48 saatlik gözaltı yetkisinde bu güvenceler bulunmayacak, keyfiliğe yol açacaktır.
Tasarı ile Anayasa ve mevcut hukukumuzda olmayan, yeni özgürlük kısıtlaması sebepleri oluşturuluyor. Kişilerin kendisi ve eylemleri “tehlike” hatta “tehlike riski” oluşturuyorsa, uzaklaştırma, koruma ve yakalama yoluyla özgürlükleri kısıtlanacaktır. Kişilerin hürriyetlerini kısıtlamak için siyasi iktidar tarafından yeni üretilen “uzaklaştırma”, “koruma altına alma” ve “tehlike yakalaması” kavramları, Anayasa dâhil mevcut hukukumuzda tanımlanmış kavramlar değildir.
PVSK m.13/H ile Anayasa ve mevcut hukukumuzda olmayan, yeni özgürlük kısıtlaması sebepleri oluşturuyor.
Şurası açık ki, amaç güvenlik ve özgürlük arasında yeni bir denge kurmaksa, bu denge yanlış kurulmuştur. Böyle bir denge demokratik bir toplumun gerekleri ile uyum içinde değildir. Demokrasinin temeli olan kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkelerini ihlal eden, temel hak ve özgürlükleri hukuka, anayasaya, uluslararası standartlara aykırı bir biçimde sınırlayan bir yasanın demokratik bir ülkede yeri yoktur.
17-25 Aralık operasyonlarından sonra çizilen karizmanın telafisi adına yürütülen algı ve intikam operasyonlarına bir yenisi daha eklenmiş ve ekonomik kriterlere aykırı bir şekilde bankalara bile hafta içinde gece yarısı operasyonları düzenlenmeye başlanmıştır. “Bana yar olmayan başkasına da yar olmasın” mantığı içerisinde “itibar suikastları düzenlenerek kin ve intikam duyguları ile daha düne kadar övgüler düzdükleri kurum ve müesseselerin köklerini kazıma çalışmaları dikkatimizden kaçmamaktadır. Buradan; Milliyetçi Hareket Partisi olarak toplumun bütün mağdur ve ezilen kesimlerinin yanında olduğumuzu açıkça ifade etmek istiyorum.
Bugün Emevi siyasetinin son temsilcileri şark kurnazlıklarının üzerine inşa ettikleri fırsatçılıkları ile el attıkları her kurum ve yapıda fesatlanmalar meydan getiriyor, milletimizin çeşitli kesimleri arasında sanal düşmanlıklar tesis ederek iktidarlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak iktidara geldiğimizde mukaddes bildiğimiz en yüce değerler üzerine yemin ediyoruz ki “haramzadelerin para kasalarına gireceğiz para kasalarına, diz çöktüreceğiz milletin önünde ve haramilerin yediklerini kusturacağız, kulaklarında tutup Türk Yargısının ellerine teslim edeceğiz. Bir partinin veya sendikanın mensubu gibi hareket ederek insanımızı mağdur eden bürokratlar ve idareciler duyuyoruz ve görüyoruz. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisinin hafızasını küçümsemesin, biz iyi bir hafızaya sahibiz ve Cenabı Allah bize iktidarı nasip eder ve Milletimiz layık görürse “boynuzsuz koyunun hakkını boynuzlu koyundan alacağız.
Sözlerime Sayın Cumhurbaşkanımızın sözleri ile son vermek istiyorum “üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü” inşa edeceğiz ve unutmayalım ki “hırsızlık oğuldan babaya değil, babadan oğla geçer babadan oğla.”
(Taner ŞİMŞEK)
Son Güncelleme: 17.02.2015 23:07

banner155