İnsanoğlu annesinden günahsız olarak doğar. Buluğ çağına gelinceye kadar da, temyiz gücüne sahip olmadığı için, yaptığı iyi ve kötü iş ve eylemlerinde sorumlu değildir. Yani annesinden doğduğunda ki günahsızlık safiyeti, buluğ çağına gelinceye kadar devam eder. İnsan buluğ çağına gelince, yani iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, hayrı şerden, hidayeti dalaletten ayırma yeteneğine kavuştuğu andan itibaren, yaptığı işlerden, söylediği sözlerden sorumlu olur. İyi ve faydalı, işler yaparsa hesap defterine “Kiramen katibin” melekleri tarafından sevap, kötü ve zararlı işler yaparsa günah yazılır. Hikmet-i İlahi hem de bir iyiliğe on sevap, bir kötülüğe de bir günah yazılır.
İnsanoğlu iyiliği yapmaya meyyal olarak yaratıldığı kadar, kötülük yapmaya da meyyal olarak yaratılmıştır. Onun için Peygamberler hariç, günahsız kul olmaz, yani kul kusursuz olmaz, ancak insanlar bir birine kıyasla bazısı az, bazısı çok günah işler. Efendimiz bu konuda, “ Ademoğullarının hepsi günahkardır” buyurmuştur.( İbn Mace, zühd , 30 No: 425 II 1420) Çünkü insanın onu, günah işlemeye ve kusurlu olmaya zorlayan iki amansız düşmanı vardır, nefis ve şeytan. Kurana göre şeytan insanın apaçık düşmanıdır.( Yasin, 60) Nefis de insana daima kötülüğü emreder.(Yusuf, 53)
Günah, insanın vicdanını tırmalayıp, onu huzursuz eden ve başka insanların bilmesini istemediğimiz her şeydir. Günah büyük ve küçük günah olduğu gibi, insanların hakkını ilgilendiren ve Allah’ın hakkını alakadar eden günahlar olarak da tasnif edilir.
Yüce Yaratan, bu sebeplerden dolayı günah kirleri ile kirli hale gelen insanı, bu kirlerden arındırmak için çeşitli imkan ve fırsatlar ihsan ve ikram etmiştir. İnsan bu imkanlardan istifa eder ve fırsatları iyi değerlendirirse, Huzuru İlahiye günahsız, alnı açık ve yüzü ak olarak çıkabilir. Önemli olan günah işlememekten ziyade, işlenen günahlara tevbe etmektir. Bu konuda Peygamber Efendimiz de, “ İnsanoğlunun hepsi günah işler. Günah işleyenlerin en hayırlısı da (İşlediği günaha pişman olup) tevbe edenlerdir” buyurmuştur.(İbn Mace, züht/ 30, No: 425, II 1420)
Yaratanımızın biz kullarına, sonsuz şefkat ve merhameti vardır. Mahşerde huzuruna günahkar olarak çıkmamamızı istemektedir. Bunun için de tevbe edip günah kirlerinden arınmamızı ister. Nitekim Kur’n-ı Kerim’de , “ Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz” buyrulmuştur.(Nur/24/31)
Görülüyor ki yüce Allah (c.c), kadın erkek demeden bütün insanların, hata ve günahlarından dolayı pişman olup, tevbe ederek mahşerde huzuruna günah kirlerinden arınmış olarak gelmelerini emretmektedir.
Sözlükte, “ dönmek ve vazgeçmek” anlamlarına gelen ve daha ziyade Allah’ a dönmeyi ve Ona yönelmeyi ifade eden “tevbe” “ Günah ve hataların verdiği iç huzursuzluğu ve kötü huyları iyi huylarla değüiştirmedir. (Gazali, İhya-u Ulumid- Din. Ter.A.Serdaroğlu İst )
Tevbe, günah işleyen insanın kurtuluş ve Allah’a sığınma kapısıdır. Bu kapı kıyametin büyük alametleri zuhur edinceye ve insanın hayatından ümit keseceği ana kadar açıktır. Tevbe etmeyen günahkar zalim (Hucurat, 11), tevbeyi geciktiren de helak olmuştur.(Buhari)
Hadis-i şerifte, “ Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler, Allah da onları bağışlar.”dı buyrulmuştur.( Müslim tevbe 11- IV, 2106)
Allah Teala hazretleri müminleri, günah kirlerinden kurtulup arınmak için tevbeye davet ederek nur suresinin 31. Ayetinde, “ Ey müminler! Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz” buyurmaktadır.
Yukardan buyana zikredilen ayet ve hadisler, günah kirlerinden arınmak için tevbenin gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Keza yapılan tevbelerin Hak katında makbul olacağını bildirmektedir.
O halde can tende irade elde iken tevbe etmeli. Efendimiz bile günde 70 veya 100 defa tevbe ettiğini ifade buyurmuşlardır.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol