21.12.2012, 00:00 832

GIYBET ETMEK, ÖLÜ ETİ YEMEK GİBİDİR

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İslam dininin gayesi, insanın dünyevî ve uhrevî mutluluğudur. Dinimiz bu amacın gerçekleşmesi için gerekli kural ve ilkeleri koymuş, bu yoldaki engelleri de ayıklamıştır.

İnsan maddî ve manevî mutluluğa ancak, huzurlu bir ortamda çalışarak ulaşır. Huzurlu ortamın temini ise, bu hususta dinin koyduğu kurallara yani, emir ve yasaklara uymakla mümkündür.

Müslümanlardan oluşan bir toplumda, fertler arasında karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının temini için İslam dini, müminlerin kardeş olduğunu ilan etmiş, bu kardeşliğin gelişmesi için de müminin malını, canının ve namusunu diğer müminlere haram kılmıştır.

Keza, mümin kardeşlerin dargınlığına, düşmanlığına ve huzursuzluğuna neden olabilecek kötü zan, kusur arama, gıybet, söz taşıma v.s gibi menfi ve yanlış tutum ve davranışları da haram kılmıştır.

           Müslümanların vazifesi, bu emir ve yasaklara harfiyen uymaktır. O takdirde herkesin istifade edebileceği huzurlu bir ortam meydana gelecek, bu ortamda müminler kendilerini dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak maddî ve manevî vazifelerini, çalışmaların kolayca yapabileceklerdir.

Bu yazımızda Müslümanlar arasında özlenen huzur ve saadet ortamını yok etmemesi için Allah (c.c) tarafından haram kılınan gıybet illetinden bahsedeceğim.

Gıybet; bir insanın yüzüne söylendiği veya duyduğu zaman üzüleceği sözlerle arkasından anılmasıdır. Yani belli bir müminin bedeninde, nesebinde, işinde, ahlakında, sözünde, dininde, dünyasında hatta elbisesinde veya evinde bulunan bir kusurun, arkasından söylenmesi, yazı ile yazılması veya işaret, hareket ve imâ ile anlatılmasıdır,

Yüce Allah; insanlar arasında fitne, küslük, dargınlık, kırgınlık ve huzursuzluğa sebep olan gıybetin yapılmasını ölü etini yemeye benzeterek yasaklamış ve haram kılmıştır.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nin 12. ayetinde mealen; “Birbirinizin gıybetini etmeyiniz. Sizden biriniz (gıybet etmek suretiyle) ölü kardeşinin etini yemek ister mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun, çünkü Allah Teâlâ tövbeleri kabul edendir. Çok esirgeyicidir.” buyurmuştur.

Peygamber efendimiz (sav) Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edilen bir hadislerinde sahabeyi kirama sormuş,

-“Gıybet nedir bilir misiniz?”

Sahabeler:

-Allah ve Resulü bilir, demişler.

Peygamber Efendimiz:

- “Gıybet mümin kardeşine dair, onun hoşuna gitmeyeceği bir sözü arkasından söylemendir” buyurmuştur.

Sahabeler, Peygamber Efendimize sordular,

-“Ya o dediğimiz husus kardeşimizde varsa (yani kel ise kel, kör ise kör denilerek onda olan sıfatlarla anılmışsa yine gıybet olur mu?)” dediler.

Rasulullah Efendimiz: “Eğer onda varsa bu söz gıybet olur, yoksa iftira olur.” buyurmuştur.

Şeytan insana hep kötülüğü emreder. Kötülüğü süsleyip püsleyerek insana güzel, cazip ve çekici olarak sunar. Bazen de günah olan işi hafife aldırır, bir şekilde makul ve masum göstererek yapılmasını sağlar.

      Şeytan, çoğu zaman insanın tembelliğinden, miskinliğinden, başıboşluğundan istifade ederek ona yaklaşır. Onun için kişi kendisini daima meşgul edecek bir iş bulmalı, bir sanat ve meslek sahibi olmalı, daima aksiyon, faaliyet, hizmet ve irşat yolunda yorulmak suretiyle şeytanın yaklaşacağı boşluğu bırakmamalı,  ona aradığı fırsatı vermemelidir.

       Gıybet konusunda da durum böyledir. Mesela; günlük hayatta çokça kullandığımız gıybet lafızları vardır. Bunlar; “Yüzüne karşı da söylerim!”, “ Ya biliyorum şimdi gıybet olacak ama”, “ Ben gıybet etmiyorum ki, doğrusunu söylüyorum. O bunların hepsini yapıyor zaten!”, “ Ben arkasından konuşmuyorum ki! şimdi burada olsa yüzüne karşı da söylerim”, “ Falan kişi mi? Siz onu bilmiyorsunuz.Onun daha  neleri var neleri ama, gıybet olur diye  korkuyor ve söylemiyorum.”, “ Falan gurubun adamları var ya işte onlar şöyle, şöyle..” gibi  ve benzeri gıybet lafızlarını  kullanarak yapılan gıybet, aslında gıybetin  en fena ve en günah olanıdır. Ama şeytan insanı kandırarak, bu lafızlara sığındırmak suretiyle kişiye en büyük ve en günah olan gıybetleri yapmaktır.

       Gıybeti müminlere yukarda arz edilen şekilde tarif edip öğreten Allah Resulü, Allah’ın haram kıldığı bu kötülüğü alışkanlık haline getiren ve onu huy edinenleri de, karşılaşacakları sonuçtan haberdar edip korkutarak uyarmıştır.

Nitekim Resülullah Efendimiz, bir hadisi şeriflerinde mealen; “Gıybetten uzak durunuz. Çünkü gıybet zinadan fenadır. Karşılıklı rıza ile yapılan zinanın tövbesi kabul edilir. Fakat gıybeti edilen helal etmedikçe, Allah gıybet edenin tevbesini kabul etmez.” buyurmuştur.

Unutulmamalıdır ki; zinada, gıybet de büyük günahlardandır. Ancak gıybet günahı, zina günahından iki yönden daha tehlikelidir. Birincisi; Allah’ın gıybet günahını, gıybeti edilen hakkını gıybetini edene helal etmedikçe affetmemesi, ikincisi de, zina günahının belirli yaşlarda işlenebilmesine karşın, gıybet günahının ölünceye kadar her yaşta irtikap edilebilmesindendir.

Efendimiz başka bir hadislerinde de; “Kıyamet günü bir kimsenin sevap defteri açılır. Adam, ya Rabbi, ben dünyada şu ibadetleri veya şu hayrı yapmıştım. Defterimin sayfalarında bunların sevabı yazılı değil” der. O kimseye; “O ibadet ve hayırlarının sevabı defterinden silinerek, gıybetini ettiğin kişilerin defterlerine yazıldı denir.” buyurmuştur. Demek oluyor ki; yine Peygamberimizin anlatımıyla, koyunun otu yeyip tükettiği ve ateşin de odunu yakıp bitirdiği gibi, gıybette sevabı yok eder, tüketir ve kişinin sevaplarını bitirerek iflasına sebep olur. 

Gıybet kanser gibidir. Kanser girdiği vücudu, gıybet de hem sahibini hem de toplumu iflah ettirmez, diyen Seyyid Abdulhakim Arvasi “gıybet edene ‘sus’ diyene de yüz şehit sevabı vardır” demiştir.

Bir gün Peygamber Efendimiz birkaç sahabe ile oturmuş sohbet ediyorken, birden bire rüzgâr kötü bir koku getirmiş. Orada bulunanlar burunlarını tutmuşlar. Efendimiz, “Bu koku nereden geliyor biliyor musunuz?” diye sormuş.

Sahabeler, “bilmiyoruz” demişler.

Peygamberimiz onlara, “Sizi rahatsız eden bu pis koku gıybet eden iki kardeşinizin ağızlarının kokusudur.” buyurmuş.

Eğer günümüzde bu koku hissedilseydi; acaba evlerde, iş yerlerinde ve sokaklarda böyle rahat yaşanabilir miydi?

Evet değerli okuyucularım, din insanın dünya ve ahiret mutluluğunu amaçlar. İnsanın, dünya ve ahiret saadetine ulaşması, dinin ilkelerine uygun yaşanmakla mümkündür.

O halde insanın dünya ve ahiret mutluluğu için dinin haram kıldığı ve yasak ettiği gıybet, kötü zan, kusur arama, ikiyüzlü davranma, sözünün aksine hareket etme, vaadinde durmama ve vefasızlık gösterme gibi kötü huy ve davranışlardan uzak durulmalıdır.

Yine insanın dünya ve ahiret mutluluğu için dinin emrettiği gibi sözü, özü doğru, güvenilir, sevecen, barışçıl, birleştirici, çalışkan, hamleci, kimseye karşı kin, düşmanlık ve çekememezlik duyguları beslemeyen insan olmaya çalışılmalı ve gayret edilmelidir

 Selam, saygı ve dua ile.

                                                                                          

 

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
18°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@