09.05.2013, 00:00 6719

EŞEĞİNİ KAYBEDEN KÖYLÜ VE CUMA NAMAZI

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

     Adamın biri bir Cuma günü eşeğine buğday yükleyerek değirmene gider. Eşeğinin sırtındaki çuvalı indirir indirmez, eşek kaçar ve kaybolur. Tam o sırada da Cuma namazının ezanı okunur. Adam eşeğin peşine düşerek aramaya başlasa, Cuma namazını kaçıracaktır. Neyi nasıl yapması gerektiğini düşünmeye başlar ve Cuma namazına gitmeye karar verir.

     Tam bu sıkışık sırada adamın tarla komşusu gelerek; “ Bu gün tarla  sulama sırası senindir; hemen git, nöbetini kullanarak toprağını sula, bir daha nöbet sana gelinceye kadar tarlanı sulayamazsın.” der. Adam Cuma namazını kaçırmamak için kaybolan eşeğini aramaktan vazgeçmişken, bu defa da başına tarla sulama derdi çıkar. Dünyalık geçim bakımından, işlerin her ikisi de biri birinden mühimdir. Eşeğin peşine düşmezse hayvancağız tamamen kaybolabilir, ya da canavarın birisine yem olur. Hal bu ki köylü eşeksiz geçinemez. Eşeği olmazsa yüklerini öteye beriye kim taşıyacak?

Öte yandan tarla, zamanında ve belirli aralıklarla sulanmazsa, o yılki ekinler ya noksan olur, ya da hiç olmaz. Bu da bir köylü için bütün ev halkının o yıl, her türlü perişanlıkla karşı karşıya kalması demektir. Ayrıca buğday çuvalları da değirmende kalacaktır. Adamın sırasını bekleyip ekini öğütmesi ve onu evine götürmesi lazımdır ki, karısı öğle yemeğine ekmek pişirip ev halkını doyurabilsin. 

          Adam işlerin hangisine koşayım diye düşünüp dururken, hemen hatırına varlıkların biricik sahibi Allah’ın kesin emri gelir, “Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakarak Allah’a ibadet etmeye koşunuz. Cumadan çıktıktan sonra işlerinize dağılarak helal yollardan geçiminizin peşine düşünüz.” Adam şöyle düşünür: “Az önce yüce Allah’ın kesin emri beni ibadet yerine çağırdı. Şu anda kafamı yoran dünya nimetlerini bana veren, beni bu nimetlerin şükrünü eda etmeye, yani Cuma namazı ibadetine çağırdı. Bununla birlikte her şeyin sahibi olarak O, verdiği nimetleri, istediği zaman geri alıp, kulu çaresizlikler içinde çırılçıplak bırakabilir de. O halde Allah, şu anda elden kaçar gibi olan nimetleri, tekrar kulunun eline ve emrine veremez mi? verir. O zaman kararım tamam, her şey ne olursa olsun, ben Cuma namazına gidiyorum” der. Bu kesin karardan sonra, saydığımız bütün sıkışık işlerini yüzüstü bırakarak Camiye koşar. Dünya işlerine kafa yoran düşüncelerinden sıyrılarak, Allahın evine girer ve bu tercihinden dolayı da içine manevi bir huzur dolar.

          Hatibin okuduğu hutbeyi can kulağı ile dinledi adam. Hatip Allah’ın; “Ey iman eden müminler! Allahtan korkun da doğruyu söyleyin (doğru olanı yapın). O zaman Allah ta sizin işlerinizi kolaylaştırır (yoluna koyar) ve günahlarınızı bağışlar.” ayetini okuyordu. Adam içinden, “ Oh ben de inşallah doğru olanı yaptım” der.

         Çiftçi camide hafta içinde yaptığı günahları bir bir aklından geçirdi. Daha önceki Cuma namazından çıkarken, artık günah işlemeyeceğine gönülden söz verdiği halde, sözünü tutamayarak yaptığı dine aykırı hareketlerden ötürü yüreğinde derin bir pişmanlık duydu. Tevbe edenin günahlarını bağışlayan Allah’tan, her adımını O’nun emrine uygun şekilde atamadığı için samimi bir utanç duydu. Pişmanlık ve utancından kaynaklanan manevi göz yaşları ile, gönlünü karartan günah paslarını silmeye çalıştı.. Kalbinin bir hafta önceki o tatlı rahatlığa ve Allah huzurunda teslim olmuşluğa tekrar büründüğünü hissetti ve sevindi. Fakat bu sevincin yanında, ya ibadetlerini yüce Allah kabul etmezse; ya farkında olmadan ağır şekilde Allah’ı gücendirecek bir günah işlediysem, Allah’ın yaygın esirgeyiciliğini kendimden uzaklaştırıyorsam diye içinde bir korku ve endişenin kıpırdadığını hissetti. Sonra aklına geldi ki, iyi bir mümin zaten her an, hem Allah’ın rahmetine güvenecek, aynı zamanda hem de O’nun korkusunu , hiç bir an gönlünden çıkarmayacak. Bu iki duyguyu aynı anda taşıyarak, kendini yolun doğrusu üzerinde tutacaktır.

 

   O halde bu korkulu ve aynı zamanda ümitli hali temiz bir müminin özlenen halidir. Sağlam bir mümine yakışır duygu ve düşünceler taşıdığına ayrıca sevinir. Allah’ın öz evinde, ona bağlılıkların en samimisini sunarak, Cuma namazını kıldıktan ve arınmış bir gönülle ibadet evinden çıktıktan sonra, içten gelen bir kalp huzuru ile evine gider.

 

    Eve gelince bir de ne görsün, namazdan önce kafasını yoran ve neredeyse Cuma namazını kaçırmasına sebep olmak üzere olan bütün işler, adeta kendiliğinden oluvermiştir.Eşeği eve dönmüş, buğdayı öğütülmüş ve tarlası da sulanmıştır.Yemek pişirip, taze ekmek hazırlayan karısı da sofrayı kurmuş, kocasının camiden dönmesini bekliyordu. Karısına; ‘’Bu işler böyle nasıl yoluna girdi?” diye soran adam kadından şu cevabı alır.

  “Komşumuz senden sonra değirmene gitmiş. Kendisinin sanarak bizim buğdayları öğütmüş, çuvalları evine getirince yanlışlık yaptığını anlamış ve bize göndermiş. Eşek az önce kendiliğinden dönerek eve geldi. Komşunun tarlasını doldurup taşan su bizim tarlaya akarak toprağımızı sulamış. Ve işte işler de, gördüğün gibi yoluna girdi.”

 

Adam bir yandan Allah’a karşı mümin kalabalığıyla birlikte samimi kulluk borcunu yerine getirip gönül rahatlığına kavuştuğundan  dolayı, öte yandan namaz öncesi canını sıkan dünya  işlerinin, zincirlemesine kendiliğinden yoluna girdiğinden dolayı, içinden inanılmaz bir sevinç duyar. Kullarının her işini yoluna koyan yüce Allah’a,  şükürler ederek karısı ve çocuklarıyla birlikte sofraya oturur.

 

     Ulu Allah, ihlaslı kullarını, dünyalık işleri uğruna, dini vazifelerini ve dini vazifelerini bahane ederek de dünya işlerini ihmal etmemeyi becererek  her iki dünyada mesut ve bahtiyar olan kullarından eylesin.

     Halk arasında; “ Kul bunalmayınca Hızır yetişmez” derler. Önemli olan, kulun maddi ve manevi işleri arasında samimi ve ihlaslı bir şekilde seçim yapmasıdır.

     Hayatını Allah’a karşı “ Korku ve ümit arasında” yaşaması gereken kulun; Allah’ın emri ile bir başkasının emri, Allah’ın korkusu ile bir başkasının korkusu”, Allah’ın hatırı ile bir başkasının  hatırı”, Allah’tan utanma ile birbaşkasından utanma” v.s gibi ikilemlerle karşılaştığı zamanlarda, şeksiz ve şüphesiz olarak, Allah tarafını tutup seçmesidir. O zaman Allah kulun işlerini kolaylaştırır ve günahlarını af eder. İmamın okuduğu ayette böyle denmiyor muydu?

    Mesela Allah, kulunun özü ile sözü ile doğru ve dürüst olmasını ister. Kul herhangi bir konuda doğru söyleme ile yalan söyleme arasında bir ikilemde kalmışsa, ve o konuda yalan söylemesinin kendi lehine olacağını düşünüyorsa veya kendisinden yalan söylemesi isteniyosa, kulun tercihi Allah’ın emrine uyarak doğruyu sölemek olmalıdır.  

    Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “ Aleyhinize olacağınızı bilseniz de doğruyu söyleyin, lehinize olacağını bilseniz de yalan söylemeyin” buyuruyor. Yüce Allah’da; “ Ey iman edenler! Allah’tan korkun da, doğruyu söyleyin. O zaman Allah da işlerinizi kolaylaştırır ve günahlarınızı bağışlar.” buyurmaktadır.       

    Ana fikir olarak başka bir kaynaktan istifade ettiğimiz hikayemizdeki kişi, acil yapılması elzem olan dünya işleriyle, Allah’ın Cuma namazına daveti arasında sıkışıp kalıyor. Ancak adam, Allah’ın emrini ve davetini tercih ederek, dünya işlerini erteliyor. Ancak Allah’ın sayesinde işler öyle gelişiyor ki, kendisi Allah’a karşı borcunu ifa ederken, Allah’ın ayetteki vadi İlahisi gerçekleşiyor ve dünya işleri de hep yoluna giriyor. Zaten; “ Rabbim Allah deyip dosdoğru yol olan Allah’ın yolunda olan insan için, ne korku ne de üzüntü vardır’’      O insan, korktuğundan emin umduğuna nail olur. Allah bu şekilde yaşamayı cümlemize nasip eylesin. Amin.

    Selam saygı ve dua ile.

                                                               

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@