Üzerinde yaşadığımız ihtiyar dünya, yaratıldıktan bu yana nice tatlı ve acı olaylara şahit olmuştur. Dünyamızın şahit olduğu en mutlu olay da, “âlemlere rahmet olarak gönderilen” (Enbiya Suresi ayet 107) ve “Peygamberlerin sonuncusu olan” (Ahzab Suresi ayet 40) Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dünyayı şereflendirme hadisesidir. O, dünyaya gelmeden, geleceği kutsal kitaplarda haber verilen bir peygamberdir. Yeryüzünde meydana gelen; Mecusilerin ateşlerinin sebepsiz yere sönmesi, Kisra sarayı’nın çökmesi ve Sava gölünün kuruması (Osman Keskioğlu, Hatemül Enbiya Sh. 37) gibi olağanüstü olaylar, onun doğumunun habercileri olmuşlardır.

Bilindiği gibi Peygamber Efendimz (s.a.v.) ay takvimine göre Rebul evvel ayının 12. Gecesinde doğmuştur. 8 Kasım 2019 Cuma günü de bu kutlu doğumun yıl dönümüdür. Efendimiz miladi takvime göre de, 571 yılının Nisan ayının 20. günü sabaha karşı dünyayı şereflendirmiştir. Merhum Süleyman Çelebi’nin dediği gibi;

“Doğdu ol saatte ol sultanı din.

Nura gark oldu semavat-ü zemin.”

“Efendimizin dünyaya gelmesi; ölüme hayat, zulme adalet, cehalete bilgi, vahşete merhamet, ve düşmanlığa barış olmuştur. Karanlıklar içerisinde kaybolmuş insanlık, onun rehberliğiyle yeniden yolunu bulmuştur. Peygamberimiz getirdiği prensipleri bizzat yaşayarak hepimize örnek olmuştur. Bize dişen vazife, o pirensiplere sımsıkı sarılarak hayatımıza yön vermektir. Böyle olduğu taktirde her mevlid, bizim için Efendimizle ve onun hayat dolu mesajlarıyla yeni bir buluşma olacaktır.” (D. Tak.19 kasım 2018)

Peygamberimiz (s.a.v.), doğmadan altı ay önce babası Abdullah ölmüştü. Onun doğumuna en fazla dedesi Abdulmuttalip sevinmiş ve adını “Muhammed” koymuştu. Efendimizin annesi Amine hatun, süt annesi de Halime hatundu. O, altı yaşında annesini, sekiz yaşında da dedesini kaybederek, amcası Ebu Talip’in evinde büyüdü. Şerefli bir çocukluk ve gençlik hayatı yaşadı. Gençliğinde içinde yaşadığı toplumun insanları ona “güvenilir Muhammed” anlamına gelen “Muhammedü’l- Emin” ismini takmışlardı.

Kendisi yirmi beş yaşında olduğu halde, Mekke’nin soylu ve zengin hanımlarından Hüveylid kızı kırk yaşındaki Hz. Hatice ile evlendi. Bu mutlu beraberlikten dördü kız altı çocuğu oldu.

Allah’ın Resulü (s.a.v.) kırk yaşında iken miladi 610 yılında bir Ramazan ayının Kadir Gecesinde Hira Mağarası’nda meleklerin sultanı Cebrail (a.s)’ın kendisine Alak Suresi’nin; “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı ‘alak’ dan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” anlamındaki ayetlerini getirmesi ile nübüvvete ermiş, yani peygamber olmuştur.

Peygamber Efendimizin doğumu insanlık âlemi için bir dönüm noktası olmuştur. İnsanlık onunla şeref, haysiyet ve onurunu kazanmış, dalaletten, ihanetten ve zulmetten kurtulmuştur. Onunla zalimin zulmü sona ermiş, mazlum kurtuluşa ermiş, kız çocukları yaşama imkânına, hanımlar sosyal hayattaki onurlu mevkiilerine kavuşmuş, zenginle fakir, köle ile efendi, güçlü ile zayıf eşitliği sağlanmış, haksızlıklar sona ermiş ve adalet yerini bulmuştur. Kısaca Peygamberimizin doğumu, her türlü hayırların fethine ve bütün şerlerin de define vesile olmuştur.

Peygamber Efendimizin çeşitli çevrelerce ölçüsüzce ve insafsızca incitildiği bir dönemde hissettiğimiz acı, elem ve ıstırabın onu daha fazla düşünmemize, daha çok hatırlamamıza, daha içten anmamıza, daha iyi öğrenmemize, daha çok sevmemize, ona dönmemize ve hep birlikte onun getirdiği Kur’anî ilke ve pirensiplerin etrafında kenetlenmemize güzel bir vesile olacağına inanıyorum.

Efendimiz’in doğumunun yıldönümünü kutlamak; O’na karşı beslenilen sevginin-saygının, hürmetin-bağlılığın ve getirdiği mesajları daha iyi anlamanın-anlatmanın, öğrenmenin ve öğretmenin güzel bir ifadesidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.), bize emanet bıraktığı iki şeye, yani Kur’an-ı Kerim ve sünnete sımsıkı sarıldığımız zaman; fakirlikten zenginliğe, kavgadan kardeşliğe, kin ve düşmanlıktan hoşgörüye, cehaletten ilme ve dalaletten hidayete kavuşacağımızı vaad etmiştir.

Bugün fert, aile ve toplum olarak o sevgiliye, O’nun manevî iklimine, getirdiği hoşgörüye, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna götürecek mesajlar topluluğuna ne kadar muhtacız deği mi?

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’i ve O’nun şahsında yüce dinimiz İslam’ı, gelişen dünya şartlarına yön verecek ve insanlığın yeni problemlerine çözüm getirecek seviyede, yeniden tanımalı, yeniden tanıtmalı, yeniden anlamalı, anlatmalı, sevmeli ve sevdirmeliyiz. İşte Kutlu Doğum Haftası’nın esas gayesi de budur. Bu yeniden ve tanıtmanın anlaşmazlıklar, siyasî ve ideolojik çalkantılar içinde bunalan insanlığa, bir ferahlık ve rahatlık getireceğine inanıyorum. Doğumunun yıl dönümünde onu salat ve selamla anıyoruz.

Bu vesile ile değerli okuyucularımın Mevlit Kandillerini tebrik eder, Kandilin her türlü hayırların fethine ve şerlerin de define vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.

Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah, essalatü vesselamü aleyke ya habiballah, essalatü vesselamü aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ala alihim ve eshabim ecmain.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol