Ehl-i Beyt, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bütün aile fertleri demektir. Peygamberimiz; eşleri, çocukları, kızı Fatıma ile Hz. Ali ve bunların evlatları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile bunlardan kıyamete kadar gelecek nesillerine Ehl-i beyt denir.
Ehl-i Beyt hakkında Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Ey Habibimin Ehl-i Beyt’i! Allah sizden, sadece şek ve şüpheyi (kötü huyları) gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” buyurmaktadır. (Ahzab Suresi ayet 33)
Allah Peygamberimizin kontrolüne vermek suretiyle Ehl-i Beyt’i temizlemiştir. Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimize hitaben ve onun şahsında insanlığa hitap ederek; “Önce en yakın akrabalarını uyar” (Şuara Suresi ayet 214) buyurmaktadır. Zemahşeri buradaki yakın akrabadan murat “Ehl-i Beyt”tir diyor.
Ehl-i Beyt’in yolu Peygamber yoludur.
Ehl-i Beyt’in yolu ifrat ve tefritten (aşırıktan uzak) uzak mutedil İslam yoludur.
Sahabe-i Kiram’ın yolu da Ehl-i Beyt’in yoludur.
Peygamber Efendimizin Ehl-i Beyt’ini ve Ashabını (Allah hepsinden razı olsun) sevmek mü’minler için bir kurtuluştur.
İmamı Rabbani “Zahir ve batın ilimlerinde büyük olan babam, her zaman Ehl-i Beyt’i sevmeyi teşvik ve tavsiye ederdi. Ehl-i Beyt sevgisinin insanın son nefeste imanla gitmesine çok yardımı vardır derdi” diyor.
Şair de bu hususu;
“İlahi! Fatıma evladı hatırına
Son sözüm kelime-i tevhid ola
Eğer bu duamı edersen red ya kabul
Sarıldım Ehl-i Beyt-i Nebi eteğine.” (Ahmet Farukî) diyerek çok güzel ifade etmiştir.
Nitekim İmam-ı Rabbani, “Ehl-i Beyt sevgisi, Ehl-i Sünnetin sermayesidir. Ahiret kazançlarını hep bu sermaye getirecektir” demiştir.
Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde mealen, “Ehl-i Beytim, Nuh (as)’ın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen boğulur” buyurmak suretiyle Ehl-i Beyt sevgisinin insan için bir kurtuluş vesilesi olduğunu beyan etmiştir.(Suyuti, Camiussagir; Hakim, Müstedrek)
Yine bir hadislerinde de mealen, “Sırat köprüsünden ayakları kaymadan geçenler, Ehl-i Beyt’imi ve Ashabımı çok sevenlerdir” buyurarak da mü’minleri, hem Ehl-i Beyt’ini ve hem de ashabını sevmeye teşvik etmiştir.(Risale-i İbni Abidin)
Zaten biz mü’minler Peygamber Efendimize salât-ü selam getirirken “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed” demek suretiyle Ehl-i Beyt’e olan sevgi ve saygımızı her zaman ifade ediyoruz. Hatta tahiyyattan sonra salli-barik dualarını da okuyarak, bu sevgi ve saygımızı namazda bile dile getiriyoruz.
Bilindiği gibi namazda salli-barik dualarını okumak Hanefilere göre sünnet-i müekkede, Şafilere göre de farzdır.
Nitekim İmamı Şafii (r.a) “Ey Ehl-i Beyt, sizi sevmek Allah’ın farzıdır” diyor.
Hatta Türkler İslam’ı, Emevilerden kaçıp Horasan’a gelen Ehl-i Beyt taraftarlarından öğrenmişlerdir.
Nitekim Hoca Ahmet Yesevi ocağı bir Ehl-i Beyt ocağıdır.
İnanan her insanın hayatı Ehl-i Beyt ile iç içedir.
Camilerimizde Ali, Hasan ve Hüseyin (r.a) isimlerinin yazılı olması; çocuklarımıza Muhammed, Ahmet, Mahmut, Mustafa, Ali, Hasan, Hüseyin, Kasım, Abdullah ve İbrahim gibi erkek; Hatice, Ayşe, Fatıma, Zeynep, Rukiye ve Ümmü Gülsüm (Peygamberimizin erkek ve kız çocuklarının isimleri) gibi kız isimlerinin konulması, namazda salli-barik dualarının okunması ve Peygamber Efendimize salâvat-ı şerife okurken Ehl-i Beyt’in de anılması hep Ehl-i Beyt sevgisinden değil midir?
Ehli beyti sevmek, şüphesiz ki kupkuru bir ifade ile “ Ben ehli beyti seviyorum” demekle olmaz. Bilakis Ehl-i Beyti sevmek; onlar gibi inanmak, onlar gibi yaşamak, onlar gibi inancının gereği ibadet ve amelleri yapmak, onlar gibi ahlaklı olmak ve adalet, hak hukuk, helal haram konularında duyarlı olma, paylaşma ve Allah yolunda olma konularında da onlar gibi olmakla mümkündür.
Bilindiği gibi Ehl-i Beyt’in ileri gelenlerinden Hz. Hüseyin ve yakınları on muharrem günü, Yezit v taraftarlarınca Kerbela’da acımasızca şehit edilmişlerdir. Bu acı olayın baş müsebbibi olan Yezidin ismi hiçbir Müslüman tarafından bu güne kadar çocuklarına konulmamıştır. Hz. Hüseyin’i sevenler onun ismini çocuklarına koyarak yaşatmış, Yezidi sevmeyenler de onun ismini çocuklarına vermeyerek, unutturmuşlardır.
Allah’a gerçekten inanan hiç kimse bu acı olayı tasvip etmez, hoş görmez, göremez. Ancak bu elim olay üzerinden, Müslümanların ayrıştırılması da, hiçbir zaman tasvip edilemez ve hoş görülemez.
Günümüzde bu hassas konu üzerinden, bu milletin ve bu dinin düşmanları tarafından Müslümanların bölünmesi ön görülmekte ve bu varsayımdan hareketle, hazırlandığı bilinen planların zaman zaman uygulamaya konulmaya çalışıldığı da görülmektedir.
Bu durumda ben Ehl-i Beyti gerçekten seviyorum diyen Müslümanların, bu aziz milletin birlik beraberlik ve kardeşlik duygularıyla huzur içerisinde yaşamasına katkıda bulunarak düşmanların oyununu bozması ve onlara aradıkları fırsatı vermemeye gayret etmesi lazımdır.
Allah cümlemizi, Ehl-i Beyt’i sevenlerden ve onların şefaatine erenlerden olmayı nasip eylesin.
Çorum’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol