Yine sessiz ve içten içe, din devleti olmaya doğru sürükleniyoruz.

1950 sonrası başlatılan bu sürece, günümüz iktidarı daha bir hız kazandırdı.

Demokrat Parti İktidarının, Köy Enstitülerini kapatma gafletine eş değer bir girişimle; köy okulları kapatılıp, köylerden öğretmenleri çekmekle daha da hızlandı bu süreç.

Öğretmenler köyden çekildi, köylü ve eğitim çağındaki köy çocukları imamlarla baş başa bırakıldı.

Köyün kanaat önderi, öğretmen olmaktan çıkartılıp, imamlar kanaat önderi yapıldı.

Oysa cumhuriyetin temel projesi; küçük de olsa, derme çatma da olsa; her köye bir okul yapıp, o köye öğretmen göndermek, köy çocuklarını eğitmek ve aydınlatmaktı.

Aynı zamanda da yine bu öğretmenler kanalıyla cumhuriyetin, aklın, bilimin ışığını köylere ve köylüye yaymak hedefleniyordu.

AKP İktidarı, 1950 Demokrat Partisi’nin bıraktığı noktadan göreve başlayarak; 16.000 köy okulu kapattı.

Evet, ON ALTI BİN…

Artık köylerimizde ulusal bayramlar kutlanmıyor.

Türk Bayrağı dalgalanmıyor.

Ulusal Marşımız da söylenmiyor.

Andımız zaten hak getire… Tüm ülke okullarında okunmuyor.

Oysa 650.000’in üzerinde atanamayan öğretmen var.

Peki siz hiç atanamayan imam duydunuz mu?

* * *

Türk eğitim sistemi ve eğitim kurumları, cumhuriyet tarihinin en vahim tablosuyla karşı karşıya.

15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ adlı bir çetenin, devleti ele geçirme girişimini yaşadık.

Akıllandık mı?

Hayır.

Koynumuzda hâlâ bu tür potansiyel çeteleri besliyoruz.

Toplum düzenine yönelik daha büyük tehditlerin her an ortaya çıkmasına neden olacak uygulamalar, eğitim alanında da tarikatlar yoluyla artarak sürmektedir.

Türkiye’de 1 milyonun üzerinde çocuk, tarikatların elinde eğitim görmekte, daha doğrusu beyinleri yıkanarak, aldıkları eğitim ve yönlendirme nedeniyle her türlü istismara açık ve her an kullanılmaya müsait hale getirilmektedirler.

Bu çocuklar, yakın gelecekte, ulusal güvenliği tehdit edecek faaliyetlere rahatlıkla sürüklenebilecek bir potansiyel haline dönüştürülmektedir..

Zira tarikat eğitimlerinde Türkiye, “Darülharb” yani “Harp ülkesi, küfür ülkesi, savaş alanı” olarak nitelendirilmektedir.

* * *

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibi; tarikatlar üzerine dört ay süren bir saha çalışması yapmışlar.

İçim kan ağlayarak, yer yer ürpererek okudum aşağıda özetleyerek sunduğum o raporu.

Prof.Dr.Esergül Balcı; “Türkiye’de 1 milyon öğrenci, tarikatların elinde… Aileler, çocuklarını, yoksulluktan cemaatlere teslim ediyor…” diyor, o raporda.

… …

2017 yılında hazırlanan rapor; aklını ve bilimi kullanan ülkelerin, uzayda cirit attığı, gezegenlerde koloniler kurmaya çalıştığı bir çağa yakışmayan görüntülerle de bezenmiş.

Raporda, ‘üç milyona yakın bir kitlenin, bu tarikatlarla organik bağı var’ deniliyor.

Yine bu rapora göre;

İstanbul’da 445 tarikat ve kolunun ‘medrese’ ya da ‘Kur’an kursu’ adı altında binlerce çocuğa eğitim(!) verdiği saptanmış.

Tarikat üyesi olan ya da bu tarikatların faaliyetlerine katılan kişi sayısı ise 1,1 milyon.

… …

‘Bu çocuklardan bir bölümünün okul çağında bile olmadığı’ belirtilen rapordan çıkan sonuçları değerlendiren Prof.Dr. Esergül Balcı;

“Sonuçlar karşısında biz de hayrete düştük.

Taşrada durum, daha da vahim.

Devlet eğitimden kademe kademe çekilmiş. Bazı bölgelerde okullar kapatılmış. Yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle aileler, çocuklarını tarikatlara teslim etmiş durumda.

Yarın(larda) bu çocukların hangi amaç için, nasıl kullanılacakları meçhul. Bu çocuklar, her türlü istismara açıklar

DOĞU ve GÜNEYDOĞU’DAKİ MEDRESELER, IRAK, İRAN ve SURİYE GİBİ SORUNLU ÜLKELERDEKİ BENZER YAPILARLA İLİŞKİ HALİNDELER….

Bu durum, en az terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur.” diyor.

* * *

Ne yaşarsak yaşayalım; bir türlü akıllanmıyoruz.

Fetö’yü lanetliyor, yeni Fetö’lerin yetişmesine çanak tutuyoruz.

İyi günler beklemiyor çocuklarımızı ve torunlarımızı.

Bir insanın, ülkesinin geleceğimizden endişe etmesi ne kötü…