Kuranda Allah (c.c.) hazretleri: “ Bana şükredin, nankörlük etmeyin” buyurmaktadır. (Bakara, 152)

Gerçekten de, bunca ikram ve ihsanı karşısında insan daima Allah’a şükretmeli, verdiklerini inkar anlamına gelecek nankörlüklerde bulunmamalıdır. Her halükarda Allah’ı anmak, Ona şükretmek, Ona hamt etmek, Ondan korkmak gerekir. Çünkü Onun nimetleri, ikram ve ihsanları her an herkese gelmektedir.

Manen yetişmiş ve hikmet ehli olmuş insanalar derler ki, Müslümana her gün bir iyi bir de kötü haber gelirmiş.

Kötü haber, “ Ömrünüzden bir gün daha gitti” haberidir. Hakikaten geçen zaman bir daha geri gelmez. Dün gitmiştir, geri gelmez ve yeniden yaşanmaz. Bu gün ömür sermayenden gitmekte olan yeni bir gündür.

İyi haber de, “ Her gün bir günlük daha fazla ibadet edilmiş ve namaz kılınmış olmasıdır.

Birbirlerini sırf Allah rızası için seven iki arkadaş varmış. Birisi şehit olarak ölmüş. İkincisi ise ondan altı sene sora vefat etmiş. Fakat sonradan ölen arkadaş, şehit olan arkadaşından daha fazla, daha büyük nimetlere kavuşmuş. Melekler merak edip hikmetini sorduklarında Cenab-ı Hak, daha sonra vefat edenin altı sene daha fazla ibadet ettiğini, namaz kıldığını ve Ramazan orucu tuttuğunu bildirmiş.

Yazımızın başlığındaki söz, Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine aittir. Bu zat der ki, “Dünyanın bir saati, kıyametin bin saatinden daha iyidir. Zira dünyanın bir saatinde, salih ve makbul bir amel işlenebilir, ama kıyametin bin senede bunlar yapılamaz.”

Gerçekten de insan yaşarken amel defteri açıktır. Ölünce bu defter kapanır. Dünyada bir vakit namaz kılmakla, bir gün oruç tutmakla, muhtaca bir yardım yapmakla, birine bir iyilik yapmakla, hatta bir defa Allah demekle mizan terazisi değişebilir. Orada bin defa Allah dense hiç bir şey değişmez, çünkü defter kapanmıştır.

O halde Müslüman iradesi elinde ve canı teninde iken, bu fırsatı ganimet bilip; mizan terazisinin sağ ve sevap kefesinde yer alacak olan; namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, muhtaca yardım etmek vb gibi salih amelleri yapmakta acele etmeli, bunları ertelememelidir. Hani derler ya, “Kul kıl namazını, yarın kılarım diyenin, dün kıldık namazını.” Evet, insan ne zaman ve nerede öleceğini bilemez, o halde vakti nakit bilmeli, her ibadeti ve her görevi yerinde ve zamanında yapmalıdır.

İbadet Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür. Allah’ın nimetlerinden istifade edildiği müddetçe ibadet edilmelidir. Onun için Kuranda, “ Rabbine, sana ölüm gelinceye kadar ibadet et.” buyrulmuştur. (Hicr,99)

en mükemmeli ve Allah’ı hatırlayıp Onu anmanın en güzel yolu ise namaz kılmaktır. Çünkü Allah, “ Beni anmak için namaz kıl, dua et” buyurmuştur. (Taha,14) Beş vakit namaz kılan kişi çok daha şanslıdır, çünkü namaz günahları temizleyen bir ibadettir. Allah’ın her türlü kusurumuza rağmen bizi namazda huzuruna kabul etmesi, bizi sevdiğine alamettir. Namaz da imanın alametidir, Allah’da müminleri sever.

Kusursuz kul olmadığı gibi, günahsız da Müslüman olmaz. Günahına tevbe etmek de farzdır. Çünkü Allah kulunun kusur ve günahını bağışlamak için tevbe etme fırsatını vermiştir. Hadis-i şerife göre Allah her sabah, kulun gündüz işleyeceği günahlara tevbe etmesi için tevbe kapısını açar bu kapı akşama kadar açık kalır, akşam olunca kapanır. Akşam da gece işlenecek günahlara tevbe edilmesi için yine tevbe kapısını açar, bu kapı da sabaha kadar açık kalır.” (Buhari, et tevbe) Tevbe kapısı kıyametin büyük alametleri zuhur edinceye, kişinin canından ümidini kesinceye kadar açıktır. Buna rağmen tevbe etmemek de daha büyük günahtır. “Günahına, ona bir daha dönmemek üzere tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir.” (Buhari, ettevbe)

Evet, tevbe etmek, Allah’a şükretmek, Ona hamt etmek, Onu anmak, Ondan korkmak, Ona dua etmek ve Ondan yardım dilemek de farzdır. Çünkü Allah’ü tealanın nimetleri sayılamayacak kadar çoktur ve her an herkese gelmektedir. Mesela kişinin yaşaması için nefes alıp vermesi lazım. Allah bir an için bu nimeti insandan alsa insan hemen ölür gider. Öyleyse nimetlerden istifade eden kimsenin, o nimeti verenden gafil ve habersiz olması, ondan başkasıyla meşgul olması asla yakışmaz. Bunun için de pişman olmak, ondan özür dilemek, Onun beğendiği işlere devam etmek ve onu hatırlamak lazımdır. İşte Peygamber Efendimizin “Dinin direği” dediği namaz, Allah’ı en güzel şekilde hatırlayıp anmaya sebep oluyor.

Gerçekten de, mümine günde beş vakit namaz kılmak fazdır. Kul bu namazı kılarken hem Allah’ı hatırlamış, hem Allah’ı anmış, hem O’na hamt etmiş ve hem de Ona şükretmiş olur. Beş vakit namaz, namaz vakitleri arasında işlenen küçük günahların affına da vesile olur. Cuma namazı da, kendinden önceki Cuma namazı ile kendisinin arasında işlenen- günahların affına vesile olur. Onun için beş vakit namaz kılan ve büyük günahlardan da uzak duran mümin, günlerini günahsız yaşayan insandır. Günlerini günahsız ve her an Allah’ı hatırlayarak yaşayan Müslüman ise, günlerini Peygamberle beraber yaşayan Allah ve Peygamber dostu olan insandır. Allah ve Peygamber dostu olan insan için de; ölürken, kabirde ve huzur-u İlahide korku ve keder yoktur.

Namazın Müslüman için, ne kadar önemli bir ibadet olduğu bundan da anlaşılmıyor mu?

Ankara'dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner251