Bilirsiniz ki, geçmişte dünyanın bilim, sanat ve teknoloji ikliminin gelişmesine katkı sağlayan, sayısız eserler bırakan Müslüman ve Türk bilim adamlarının günümüzdeki azlığından her zaman hayıflanır ve büyük bir üzüntü duyarım.

konuyu biraz irdelemek isterken, okuduğum bir yazı karşısında büyük bir şaşkınlık yaşadım. Gördüm ki, sadece erkek bilim insanlarımız değil, kadın bilim insanlarımız da sosyal ve ilmi hayatta derin izler bırakmışlar.

Okuduğum yazıyı sizlerle paylaşmanın doğru olacağını düşünerek İslam bilim dünyasının parlayan kadın güneşlerini ve bize bıraktıklarını sizler için derlemeye çalıştım:

İslam dünyasının âlim hanımları

Hz. Peygamber'in (sav) savaşlarda askerlere hemşirelik yapmasına izin verdiği hanım sahabe kimdi? Çiçeklerin suyundan parfüm yapacak aleti icat eden kraliçeyi biliyor musunuz? Ya Kurtuba'nın en önemli matematikçilerinden birinin kadın olduğundan haberdar mısınız?

Dünyanın yedi harikasından Tac Mahal'i bilmeyen yoktur. Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından eşi Mümtaz Mahal'in anısına yaptırıldığını da. Fakat Şah'ın halası, yani Cihangir'in eşi İmparatoriçe Nur Cihan'ın çiçeklerin suyunu damıtıp parfüm elde etmek üzere bir alet icat ettiğini bilmeyiz.

Müslüman bilim insanları ilk asırlardan beri bilimsel faaliyetlere önem vermiş; kadın-erkek, Müslüman-gayrimüslim farkı gözetmeksizin ilmî çalışmaları desteklemişlerdi. Ne var ki kaynaklarda kadınların ilmî konulardaki katkıları erkekler kadar zikredilmez.

Özellikle İslamın ilk asırlarında hanımlar sosyal ve ilmî hayat içinde çok daha aktif rol almışlardı. Hz. Peygamber (sav) dönemindeki savaşlarda hemşirelik görevinde bulunan kadınların yanı sıra hadis, fıkıh ve benzeri dinî ilimlerde faal oldukları görülür.

Fen ilimlerindeki gelişmelere paralel olarak kadınlar matematik, tıp ve astronomi gibi alanlarla da ilgilendiler. Ancak bunlar çoğunlukla kayıtlara geçmediğinden Müslüman toplumunda kadınların bilim ve teknolojinin ilerlemesine katkılarını kestirmek hayli güçtür.

Kurtubalı Lubana (ö. 984) iyi bir matematikçiydi. Saray kütüphanesinin başında bulunuyordu, bazı ilimlerde ileri derecede birikim sahibiydi. Kaynaklarda verilen bilgilere göre son derece karışık geometrik ve cebir problemlerinin çözümünde mahirdi.

Endülüs'te ise astronom ve matematikçi Mesleme el-Mecritî'nin (ö. 1007) kızı Fatıma el-Mecritiye (Madridli Fatıma) de babası gibi astronomi üzerinde çalışmış, usturlab aleti yapımında, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını gösteren tabloların hazırlanmasında babasının telif ettiği eserlere yardım etmiştir.

Tıptan edebiyata

İslam medeniyetinde ilk hemşire unvanı Rufeyde bt Sa'ad el-Eslemiye'ye verilmiştir. Rufeyde tıpla ilgili bilgileri doktor olan babasından öğrenmiş, başka kadınları da ilk yardım konusunda eğitmiştir.

Onun yanı sıra erken dönem İslam tarihinde ismi geçen başka hemşireler de vardır: Nuseybe bt Ka'ab el-Mazeneya, Uhud Savaşı'nda (625) Müslüman yaralı savaşçılara hemşirelik hizmeti sunmuştur. Ümmü Sinan el-İslamî (Ümmü İmara olarak da bilinir) Müslüman olmuş ve Peygamber Efendimizden yaralı Müslümanları tedavi etmek ve susamışlara su vermek üzere izin istemiştir. Ümmü Mateve' el-Eslemiye Hayber Savaşı'nda sonra gönüllü olarak orduda hemşirelik yapmıştır. Ümmü Varaka bt Haris Bedir Savaşı'nda hemşirelik yapmış, ayrıca Kur'an'ı Kerim'in toplanması çalışmalarına katılmıştır.

Ne yazık ki günümüze İslam medeniyetinde hanımların tıp sahasındaki faaliyetleri konusunda çok az yazılı bilgi ulaşmıştır. İstisna olarak Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış cerrah Şerefeddin Sabuncuoğlu (1385-1468) tarafından yazılan Cerrahiyyetü'l-Haniyye isimli eserden hanım tabipler ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler ediniyoruz. Eserde hanım doktorların hanım hastaları tedavi edişlerini tasvir eden minyatürler de yer alır. İslam medeniyetinde hanımların hem ebe ve hemşire, hem de doktor ve cerrah olarak faaliyetlerini göstermesi açısından son derece önemlidir.

Sabuncuoğlu'nun eserinde sadece hanımların değil, erkek hastaların tedavileriyle ilgili de çok sayıda minyatür bulunur. Fakat özellikle hanım hastalarla ilgili detaylı çizimler, Avrupa'da aynı dönemde hastalara, bilhassa hanımlara yapılan kötü muameleyle karşılaştırıldığında hem İslam medeniyetinin insana verdiği değer, hem de tıbbın seviyesini göstermesi bakımından mühimdir. Eserde hanımlar tarafından yapıldığı gösterilen bazı cerrahi operasyonların 15. yüzyıl tıbbına göre son derece ileri olduğunu da görüyoruz.

Kuzey Afrika'da bahsedilmesi gereken bir isim, Tunus'ta yaşamış olan Azize Osmana'dır (1606-69). Muradiler hanedanının hanım üyelerinden olup iyi bir eğitim almıştı. Türk asıllı bir aileden gelen Azize'nin babası ve büyükbabası buradaki yeniçeri birliklerinin komutanlarındandı. Büyükbabasının sarayında yetişen Azize İslam medeniyetine ait temel bilimlerin tahsili yanında Kur'an üzerine hususi dersler de almıştı. Muradilerden Hammuda Paşa ile evlenerek saraydan ayrıldı ve hacca gitti. Son derece hayırsever biriydi. 1662'de Tunus'un el-Azzefine sokağında halen onun ismiyle anılan bir hastane kurmuştu.

Oldukça varlıklı bir hanım olan Azize Osmana servetinin üçte birini vakfetmiş, hayır işlerinde kullanmak üzere ayırmıştır. Yaklaşık 91 hektarlık bir arsayı hayır işleri, dinî işler ve insanî yardım gayesiyle kullanılmak üzere bağışlamıştı. Sakatlığından dolayı çalışamayacak durumda olanlara yıllık maaş bağlamış, fakir gelinlere elbise ve hediyeler almıştır.

Hacdan geldikten sonra bütün köleleri serbest bırakma projesini de başlattığını söyleyelim. Pazardaki köleleri satın alıyor, sonra azad ediyordu. Başkalarını da teşvik etmekten geri durmadı. 1669 yılında vefat etti, her gün mezarına gül, menekşe ve yasemin gibi taze çiçeklerin konulmasını vasiyet etmiştir. Vasiyeti yüzyıllardır yerine getirilmektedir.

Ya Selçuklular?

Selçuklular döneminde de Anadolu'da idarecilerin eşleri ve yakınları okul ve hastane yapımında ciddi çabalar göstermişlerdi. Kayseri'deki Gevher Nesibe Darüşşifası ile Divriği'de, Behram Şah'ın kızı Turan Melik'in yaptırdığı hastane en meşhurlarıdır.

Kayseri'de 1206'da Selçuklu Hükümdarı Gıyâseddin Keyhüsrev ile kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun'un yan yana yaptırdıkları, kendi adlarıyla anılan tıp külliyelerinde teorik ve pratik tıp eğitimi birlikte yürütülmekteydi. Ünlü hekim ve astronom Kutbuddîn Şîrâzî'nin de burada bir süre çalıştığı bilinir. Yapısı ve işleyişiyle dikkat çeken bu darüşşifalar kendilerinden sonra kurulan tıp kurumlarına örnek olmuşlardı."

Bir kısmını kaleme almadığımız uzunca bir yazı burada bitiyor. Kadın bilim insanları ile ilgili olduğu için ilginç bulduk.

* * *

El oğlu hemşire Florence Nightingale ismini verdiği hastanelerle dünyayı donatırken; İslam medeniyetin de ilk hemşire ünvanını alan Rufeyde bt Sa'ad el-Eslemiye ismi tesadüfen bulduğum bir yazıdan öğreniliyorsa, üç hükümdara danışmanlık yapmış olan Platon ve Aristo felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışan Farabi'nin devrinin tıp üstadı olan İbn-i Sina'nın, Rönesanssın hazırlanmasına ışık tutan İbn-i Rüşt gibi bilim üstatlarının eserleri yüzlerce sene batı okullarında okutulurken; bu üstün özellikleri bırakıp üstatların iman kalitesini tartışmaya açarak iş rayından saptırılırsa (bilim adamlarının devamı niye gelmedi?) diye gözyaşı dökmenin anlamı da, faydası da olmaz.

kadar gelen şerefli isimleri ile İslam alemine bilim alanında katkıda bulunmuş üstatlara Allah'tan rahmet diliyorum.

En güzel günler sizlerin olsun.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol