11.11.2016, 01:05 286

DIŞARIDA KAÇ AKILLI VAR?

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Değerli okuyucularım! 
Bu gün, “ İbretli fıkralar ve hikayeleri” isimli kitabımdan bir fıkramız var. Allah, Kıssadan hisse almayı nasip etsin. Kıssadan hisse almak, çoğu zaman insanın kendisini tanımasına, doğruyu bulmasına ve istikametini düzelterek daha tedbirli kul olarak yaşamasına vesile olur. Allah rızasını kazandıracak, yaşama ilkelerini bulmamızı nasip eylesin diyor, sizleri fıkra ile baş başa bırakmak istiyorum.
Adamın birisi, ibret almak ve kendi haline şükretmek için zaman zaman, cezaevi, hastahane ve tımarhaneye gider dolaşır, oralardakilere Allahtan sabır, afiyet, hürriyet ve akıl vermesini niyaz eder ve kendi haline de kulluk vazifesini elinden geldiğince yaparak şükredermiş.
Bu adam bir gün tımarhanenin (akıl hastahanesinin) önünden geçerken, duvardan dışarıyı seyreden bir deliye yaklaşarak, “ İçerde kaç deli varsınız?” diye sormuş. Deli adama bir soru ile cevap vererek,  “Siz dışarıda kaç akıllı varsınız?” demiş.  Delinin bu sözünü ibretle düşünen adam anlamış ki, tımarhanedeki herkes deli, dışarıda ki herkes de akıllı değildir. Gerçekten de dışarda bulunup da, Allah’ın bahşettiği her türlü nimetlerine karşı, şükretmeyip isyan edenlere akıllı demek mümkün mü?
“Allah dostlarından olan Bayezid-i Bestami hazretleri bir gün, tımarhanenin önünden geçerken, oradaki bir doktoru akıl hastalarını tenvir ve irşat ederken görür. Bayezid-i Bestami hazretleri doktoru bir müddet dikkatlice dinledikten sonra, doktora şöyle bir soru sorar:
“Doktor Bey! mikropların sebep olduğu maddi hastalıklara çarenizin olduğu gibi, günahların sebep olduğu hastalıklara da bir çareniz var mıdır?” 
Doktor sorunun cevabını düşünürken oradaki delilerden birisi; “Beyler, erenler, müsaade ederseniz cevabı ben vereyim” der.
Cevabı vermekte zorlanan doktor, “ Haydi ver bakalım evladım” der.
Deli günah hastalıklarının dermanını şöyle açıklar:
“Efendim! tövbe kökünü istiğfar yaprağı ile karıştırıp, gönül havanında tevhit tokmağı ile iyice dövmeli, sonra bunu insaf eleğinde eleyip, göz yaşı ile hamur yapıp, bu hamuru da aşk ateşinde pişirip, buna da muhabbet balı katarak, kanaat kaşığı ile gece gündüz yemeli”
Deliden bu sözleri duyanlar, hayretler içerisinde şaşırır kalırlar. Sessizliği bozan Bayezid-i Bestami hazretleri, “Ehli irfanım deyu hiç kimseyi tan etme sen. Defter-i Divana sığmaz, sözler gelir divaneden” der.” Evet bazı deliler, deli değil velidirler.
Gerçekten de; mikroplar bedene arız olursa, insanın bedeni hastalanır. Bedene arız olan hastalıkların ilacı eczahanelerden alınır. Doktorun verdiği bu ilaçlar, doktorun tarif ettiği gibi kullanılırsa hasta, Allah’ın izni ile madden şifa bulur.
Eğer mikroplar ruha arız olursa insan, manen hastalanır. Manevi hastalıkların ilacı ise Kuran eczanesinden alınır. Manevi hastalığa duçar olanlar da, Allah’ın Kuranda gösterdiği gibi yaşarlarsa, Onun istediği ve Peygamberinin de öğrettiği gibi kulluk yaparlarsa, yine Allah’ın izni ile manen şifa bulurlar.
Adam bir gün de cezaevine gider. Orada da bir mahkum ile konuşurken, sorar mahkuma: “İçerde kaç suçlu varsınız?” Mahkum da sorar adama, “Dışarda kaç suçsuz varsınız?” 
Hakikaten her günah içki gibi insanı sarhoş etseydi, sokakta kaç tane ayık adam bulunurdu. Yine “Beraat etse de mücrim, derunu müsterih olmaz” derler. Gerçekten de her beraat eden suçsuz değildir. Hem beraat eden, hem de vicdanen müsterih olan suçsuzdur. Hakikatte suçlu olduğu halde, bir yolunu bulup beraat edenler, ömür boyunca vicdan azabı çekerler ki, işte gerçek mahkum bunlardır. 
Eğer bir insanın vicdanı var da, onun sesini dinleyerek düşünürse asıl delinin; malına mülküne, makamına mevkisine gururlanıp, bunların fani olduğunu unutup, ahiret endişesini, kabir yalnızlığını, ölümün şiddetini, cehennemin ateşini, nereden gelip nereye gittiğini, dün genç iken bu gün neden ihtiyar olduğunu, ne için yaratıldığını ve bu gülmenin bir ağlama ile sona ereceğini düşünmeyenler olduğunu anlar. 
Yine bunun gibi; bu sıhhatten sonra bir hastalığa, bu zenginlikten sonra bir fakirliğe ve bu izzetten sonra bir zillete düşebileceğini düşünmeyenlerin geçekten akıllı olmadıkları kanaatine varır.
Alemlerin Rabbi, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah’a isyan eden, aciz ve güçsüz kul akıllı mıdır? 
Gerçekten Allah’tan korkmayan, O’nun yap dediğini yapmayan, yapma dediğini de yapan kul akıllı mıdır?
O öyle bir Allah ki, ruhumuzu kabzedebilir. Gözümüzün nurunu söndürmeye kadirdir. Aklımızı alırsa, O’nun kahrından bizi kim kurtarabilir?
Nitekim bir gün bizim ruhumuzu kabzedecek, söyleyen dilimiz söylemez, duyan kulağımız duymaz, gören gözümüz görmez, tutan elimiz tutmaz ve yürüyen ayağımız yürümez olacak. Bunları bize O verdi O alır, kimse de mani olamaz. 
Sağ koyar dert verip derman aratır. O’nun vereceği musibetlere kim engel olabilir? Hasta hanelere, tımarhanelere ve cezaevlerine, mezarlıklara gidip oralardan ve oradakilerden ibret alınmalıdır. Allah’tan korkulması gerektiği gibi korkmalı, O’na şükretmeli, O’na hamd etmeli ve O’na sığınılmalıdır. 
Allah akıl nimetinden mahrum etmesin. Allah özgürlük ve hürriyet nimetinden mahrum etmesin. Allah dert verip derman aratmasın. Allah gördüğümüzden geri koymasın.
Armutlu’dan selam, saygı, sevgi ve dua ile. 
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@