Konuları kanunla belirlenen kamuyu ilgilendiren toplumsal hukuka dair suçlar şahıslara karşı işlenmiş ve şahısların davalarından vazgeçmesi durumunda bile kamu -savcı- davayı devam ettirebilir. Demek ki, dinde-şeriatta şahsın hakkına karşı işlenen suçları ancak şahıs bağışlayabilirken, devlet kendine ve şahıslara karşı suçları affedebilir. Özel suçlarda şahıs affetse bile kamu affetmeyebilir. Bunu genişçe izah etmemin sebebi idam tartışmalarının altında yatan ana fikirleri bildirmek içindir.

Bugünün modern dünyasında gelişen teknolojinin akıllara durgunluk veren iletişim ile koskoca dünyayı bir anda bir avuç içi gibi gözönüne getiren yüksek kültürü insanlara sunan gelişmelere rağmen, bugün dünyada en büyük sorun insan haklarının ayaklar altında çiğnenmesi, insan onurunun yok sayılmasıdır.

Bütün kitaplar, dinler, öğretiler, ilimler, fenler söyler ki, en önemlisi yüce Allah’ın en önemli üstün varlığı insandır. İnsan, Allah’ın en yüce eseridir. Haktır doğrudur. Ama pratik hayatta insan -illiyyiyn- en yüce makam yerine -esfele safiliyn- aşağıların aşağısı durumundadır. Örnek mi; Irak, Suriye, Afganistan, Filistin vs milyonlarca mülteci bir hiç uğruna öldürülen çoluk çocuk, kadın ve masum insanların ızdırapları onların feryatları, insanın ve insanlığın şerefinin neresine koyacağız.

1950’lerde insanlık Birleşmiş Milletler’e can simidine sarıldığı gibi sarıldı. Ümitlerini ona bağladı insanlık. Ama nafile; Birleşmiş Milletler’e bağlı 150’den fazla üyenin kaderi 5 ülkeye verildi. Başta ABD ve Rsuya, 150 üyenin tümünün aldığı bir karar bir üyenin vetosu ile yok sayılabiliyor. Onun için sayın Reisicumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan “Dünya 5’ten büyük, 5 dünyadan küçüktür” diye haykırıyor ama modern dünyadan ses çıkmıyor. Bu mu adalet? Birleşmiş Milletler’den ümidini kesen masum, madur milletler makus kaderlerine boyun eğiyor. Çünkü bu haksızlığa başkaldıranların başı vuruuyor, ondan sonra da hak ve adaletten, demokrasiden söz ediliyor.

İslam’ın sosyal alandaki öğretileri, insanların hak ve adaletleri üzerine kurulmuştur. Kainat insanlar için, insanlar da Allah için yaratılmışlardır. Ama maalesef insanlar insanları kendilerine köle yapmışlardır.

İnsanlık onuru ancak İslam ahlakının önce hür irade ile hakim kılınması, değilse meşru güçle bunun temini ile kurtarılabilir. Üstün güçerin cehenneme çevirdiği dünya cennet olur. Çünkü yüce Allah kainatın yaratılışından kıyamete kadar gelecek bütün canlıların rızıkların gerekli gereksinimlerini en iyi bir şekilde, insan onuruna yaraşır oranda yaratmıştır. Ancak insanın haset, fesat ve ihtirasları ve insanların kendi tembellikleri nedeni ile bölüşüm ve paylaşımın hakça olmamasından dolayı, insanlık sıkıntıya düşmektedir.

Tabiki bu arada insanların lüks ve israfa yönelip zevk ve sefaya haksız ve yersiz harcama yapmaları da bu haksızlığa katkı yapmaktadır. Elbetteki bunlar yüce İslam dininin esaslarına, ahlak kurallarına taban tabana zıt işlerdir.

İslam ahlakında kişilerin insan olarak onurlarının korunması temel bir kural olması, sadece böklüşüm ve paylaşımla ilgili değildir. Müslümanın müslümana canı, malı, kanı, ırzı, namusu, şerefi ve izzeti haramdır. Yani müslüman müslümanı bu sayılan güzellikleri korumak ve kollamakla zorunludur. Aksi haram, günah ve suçtur.

SÜRECEK