İnsan, bedeninin varlığını ancak bir maraz çıktığında hatırlıyor. Beden, şayet sağlığı yerindeyse, aklın muhafazası olarak perde arkasında çıtını çıkarmadan işleyip duruyor; lakin ne zaman ahengi bozuluyor, işte o zaman bir sancı peydah olup bize midemizin, kolumuzun, bacağımızın varlığını hatırlatıyor.

Sürekli hareket halinde olan, sürekli değişen bedenimizi sürekli unutuyor olmamız garip olmasına garip, ama muhtemelen akıl sağlığımızı da buna borçluyuz.

Bu unutuş, dağılıp karışmaya yazgılı olduğumuz kaos karşısında bize bir liman sunuyor.

İnsan, faniliğinin sebep olduğu dehşeti bu unutuşla bir nebze aşmaya çalışıyor. Ne var ki ölüm korkusu, ölümsüzlük fantezilerine evrilince, ölümlü oluşun müsebbibi olarak görülen beden bastırılmaya, tahakküm altına alınmaya çalışıldıkça bu sakin liman bir zindana dönüşüveriyor. Modern dünya nicedir böyle bir zindan.

Plastik Cerrahi…      

Zorla güzelliğin oluru…

Burundan kulak yapabilen dal.

Başka bir şeyden de başka bir şey yapabiliyorlar.

Bu cilde bakım çalışması yapılmaktadır, çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz yasal uyarısı bulunmayan tadilat türü.

5-6 yıl kadar önce zorunlu olarak Çorum Devlet Hastanesinin Plastik Cerrahi Bölümüne yolum düştü.

Şaka yollu doktora, ‘hocam eliniz değmişken beni baştan yenileyin’ dedim…

Şöyle malzemeye bir baktı; “Çok zor ve çok uğraşmam lazım” dedi…

Ben de ‘Allah’ın işine niye karışıyorsunuz kardeşim, yaratılanın üzerinde fazla oynamayın’ diyecektim, demedim…

Ha bir de, sanıldığı gibi plastikten bir şey yapmıyorlar…

Kesinlikle etten kemikten cerrahinin saçma salak adıdır, plastik kelimesi…

Latince ‘Plastos’tan gelmektedir plastik kelimesi… Kelime anlamı şekil vermedir

Amaçları sadece güzelleştirmek değil…

İyileşmez dediğiniz yaraları iyileştirip, neredeyse sıfırdan el, parmak, kulak, burun yapıyorlar.

Mecburiyet gerekliliği olan bir uzmanlık alanı…

Sanayi kaportacıları gibi,  insanın dışına neşter vuruyorlar.

Lakin, mecburi durumların dışında insanın fazla üzerinde oynatması her zaman iyi gelmiyor…

Zorla güzellik olmaz, bunun en iyi kanıtı Bülent Ersoy’dur…

Sahi Bülent Ersoy’un yeğeni olmak  nasıl bir duygudur…

İşin yoksa otur düşün amcan mı, yoksa halan mı diye… Teyze dayı durumuna hiç girmeyelim.

Neyse geçtik onu, diğer bir deyişle, insanı modifiye etme sanatıdır, plastik cerrahi…

Zorunlu olmadığı müddetçe haksız rekabettir…

Gerçekte güzel olanın hile ile hakkının yenmesidir…

Doktorla tanışıklığımız eskilere dayanırdı.

Ortaokulda birlikteydik.

Bana, “Tek yüzlü olup da ikili oynayanlardan korkmak lazım, yüzünü fiziksel olarak değiştirenlerden değil, ruhu çift kişilikli insanlardan kork” dedi.

Haklıydı da.

Ben de, söyleyeceğim şeyden ziyade hep duyacağım şeyi önemsiyorum. Söyleyeceğimi nasılsa söylerim ama diğeri bana ait değil ve o an geçtiğinde uçup gidiyor. Soracağın bir şey de olmuyor, çünkü neyi duymadığını bilmiyorsun. Hep bu açıdan eğitmeye çalışıyorum kendimi. Zor ama. Sanıldığı kadar da kolay değil.

Bu nedenle doktorun bu sözleri beni hiç şaşırtmadı.

Daha sonra, “memleket ne âlemde sen bu işi yakından bilenlerdensin, ne olacak bu memleketin hali?” diye sordu.

O’na üstat Neyzen Tevfik’le cevap verdim…

 Savaşta iki gözünü yitiren bir arkadaşı Neyzen Tevfik'e:
"Neyzen, nedir bu memleketin hali; nasıl görüyorsun bu durumu?" diye sorar.
Neyzen, arkadaşında bir alınganlık yaratmamak için "karanlık" diyemez:
"Vallahi efendim, sizin gördüğünüz gibi..."
der.

İşte böyle dostum dedim, kapıyı kapattım ve çıktım.

Ve, aradan 5-6 yıl geçti, karanlık zifiri karanlığa dönüştü, dehliz daha da derinleşti.

Göremiyor musunuz?

İnsan, ancak yüreği ile baktığı zaman gerçeği görebilir, gerçek gözle görülmez.

Yüreğinize cam kırıkları batmıyorsa siz insan değilsiniz.

Durum gösteriyor ki, ağzı laf yapan bir hayat kadını, sağlam bir PR çalışmasıyla, mahallenin en namuslu kadını gibi görünebilir.

E öyleyse; Reşit Keleş gibilere, üç kere hurra hurra hurra…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol