14.05.2016, 00:04 299

DEPRESYON (Kişilik bozukluklarının Nedenleri)-2

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Bir gün daireme bir hanım geldi. Elli yaşında olduğunu, eşinin gençken öldüğünü, bir oğlunun bir de kızının olduğunu, çocukların yüzünden çok üzgün ve sıkıntı içinde olduğunu, ne yapacağını bilmediğini, tahsilli ve emekli olduğunu, tüm çabalarına ve mücadelesine rağmen hayata yenik düştüğünü söyledi.
Oğlunun tıp fakültesinde dört yıl okuduktan sonra, ayrılıp sınıf öğretmeni olduğunu, iki yıl doğuda öğretmenlik yaptıktan sonra depresyona girdiğini, evin bir odasına girip kapıyı içeriden kilitlediğini, kimseyle görüşmek ve doktora gitmek istemediğini, çoğu zaman, hayatta olduğunu mutfağa koyduğu yemekleri kimseye görünmeden yediğinden anladığını söyledi.
Aynı hanım, kızının da tıp fakültesinde okumak istediğini, geçen yıl üniversite sınavlarında istikbali parlak birkaç fakülteyi notları tuttuğu halde, illa da hedeflediği fakülteye gitmek için bir yere kayıt yaptırmadığını, bu yıl da düşük puan aldığı için bir yere giremediğini öğrenince, evin bir odasına da onun kendini hapsettiğini, çıkıp kimse ile görüşmek istemediğini, bu duruma düşmesinden annesini sorumlu tuttuğunu, yemek zamanlarında mutfağa gelerek kendisi ile yemek yediğini her defasında, “ sen ne biçim annesin, senin gibi anne olmaz olsun” gibi sözlerle kendisine sataştığını, hakaretler ettiğini, kızının kendisini (annesini) öldürmesinden korktuğunu, bu durumlar karşısında şaşırıp kaldığını, kendisine kimin ve kimlerin, nasıl yardım yapabileceğini bilmediğini, çaresiz kaldığını, hayata yenik düştüğünü, bu açmazdan nasıl çıkacağını bilmediğini ve çok mutsuz olduğunu anlattı. Beni televizyon programlarımdan il müftüsü ola tanıdığı için, bunları benimle paylaşmak istediğini söyledi.
İnanın çok üzüldüm. Dilimin döndüğü ve aklımın yettiğince teselli etmeye çalıştım. Bana göre doğru olan bazı tedbirleri almasını söyledim, bütün bunların çocukların manevi boşlukta olmalarından kaynaklandığını anlattım. Cennete inanan ve onun annelerin ayakları altında olduğunu bilen bir gencin bunları yapması mümkün değildir dedim. Allah kimseyi bu durumlara düşürmesin, ne verirse hayırlısını versin ve bu kardeşimize de yardım eylesin.
Ancak olayı kısaca tahlil edelim. Eğer gençler maneviyatsız yetiştirilirse, yani yavruların ruhî hayatı anne baba tarafından ihmal edilirse, benzer olaylarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Çünkü küçük yaştan itibaren bu çocuğu, “Yavrum büyüyünce ne olacaksın? Doktor olacaksın değil mi? Mühendis olacaksın, vali olacaksın, paşa olacaksın değil mi?” sorularıyla sıkıştırarak, çok hoşumuza giden “ben doktor olacağım”, “ben mühendis olacağım” , “ben subay olacağım”, “ben polis olacağım” vs. gibi cevapları vermeye alıştırırsak, dershane ve özel hocalara bu amaçla gönderir, çocuğu adeta robotlaştırır, makineleştirir, sınav stresi ile yatıp kalkmaya alıştırırsak, bu yavrular hedeflerine ulaşamayınca, ya bunalıma girer, (depresyona girer, kişilik bozuklukları gösterir) veya kınanma korkusunu kafasında büyüterek, bazen aklından, bazen de hayatından olurlar. Nitekim günümüzün toplumunda, benzer olaylara rastlanmaktadır.
Çocukların manevi hayatları ihmal edilmez, din bilgiler ve İslam ahlakı öğretilirse, böyle olumsuz neticeler alınmaz. Çünkü inancı kuvvetli olan insanlar, hedefine ulaşamadığı zaman; “O meslek benim nasibim değilmiş, kulun rızkını veren Allah (c.c) tır, elbet bana da bir meslek, bir sanat nasip eder ve bir ekmek kapısı açar” diye düşünerek tevekkül eder, sabreder, Allah’a sığınarak, her şeyin iyisini O bilir, benim için hayırlı olanı bana muhakkak verir, diye kendisini teselli eder. O zaman ne depresyona girer, ne aklından ne de canından olurlar.
Neslimizin devamını sağlayacak olan ciğerparelerin kıymetlerini bilelim. Onlara hem dünyanın hem ahiretin mutluluğuna ulaşmanın yollarını öğretelim. Onları dünyada hayatın acımasız çarklarına, ahirette korkunç zebanilerin kucağına atmayalım. Onları hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışan insanlar olarak yetiştirelim.
Çünkü vücut bünyemizin ihtiyaçları olduğu gibi, ruh bünyemizin de ihtiyaçları vardır. Ruh bünyemizin ihtiyaçları ibadetlerdir, günahlardan sakınmaktır, tövbe ve dua etmektir, başkalarına faydalı olmaktır ve sevap olan diğer işleri yapmaktır.
Fizik bünyemizin ihtiyaçları karşılanmazsa hasta ve huzursuz oluruz. Ruh bünyemizin ihtiyaçları da karşılanmazsa; susuz çiçekler gibi solarız, bunalıma düşeriz, depresyona gireriz, kişilik bozuklukları gösteren a sosyal bir kişi oluruz.
Şairin,
“Ruha bir pencere açmazsa eğer ulviyyat
Hani billahi ölümden de berbattır bu hayat”
dediği gibi, kişinin kendisi, ailesi ve çevresi için faydalı olmayan rezil bir hayat, manen boşlukta olan, moral değerlerden istifade edemeyenler için kaçınılmaz olur.
Peygamberimiz (s.a.v.); “ çocuklarınız reyhanınızdır koklarsınız. Onlara 7-10 yaşları arasında dinlerini, imanlarını, ahlaklarını öğretin. On yaşına geldikleri zaman, odalarını ve yataklarını ayırın, dini emir ve yasaklara uymalarını, ibadet ve itaatte bulunmalarını sağlayın. Böyle yaparsanız onlar 10-15 yaşları arsında yardımcınız, 15 yaşından sonra da dostunuz olurlar. Eğer çocukların dinini maneviyatını ve ahlakını öğrenmelerini ihmal ederseniz, on beş yaşından sonra onlar sizin düşmanınız olurlar.” buyurmaktadır. Bu konuda filozof Sokrat da; “ on beş yaşına gelen bir genç, eğer iyi yetiştirilmişse şahlanmış bir at gibidir, iyi yetiştirilmemişse kudurmuş bir köpek gibidir.” demiştir.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
13°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@