13.05.2016, 00:03 255

DEPRESYON (Kişilik bozukluklarının Nedenleri)-1

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İnsan hem ruhanî ve hem de cismanî bir varlıktır. O ruh ve bedenden oluşmuştur. İnsan bedeni ile dünya, ruhu ile ahirete aittir. Onun için ruhunu bedenine, bedenini de ruhuna tercih etmemelidir.
Kuş ayakları ile karada gezen, kanatları ile engin göklerde uçan bir varlıktır. Kuşun kanadı kırılırsa, karaya mahkûm edileceği gibi, ruhî yönü ihmal edilen insan da dünyaya mahkûm, ahiret nimetlerinden mahrum edilmiş olur.
Gayesi, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmak olan İslam dini de, ne ruhu bedene ve ne de, bedeni ruha musallat etmemiştir. İslam Dini insana, hiç ölmeyecekmiş gibi cismanî mutluluğu, yarın ölecekmiş gibi de, ruhanî saadeti için çalışmayı emretmiştir. Çünkü ahiretini dünyasına tercih edenin dünyası zindan, dünyasını ahiretine tercih edenin de ahireti hüsran olur.
Günümüz dünyasında teknolojik gelişmelerin insan yaşamına büyük kolaylıklar getirdiği inkâr edilemez bir gerçektir. Ancak bu gelişmelerde din faktörü ihmal edildiği, bazen de dine adeta meydan okunduğu için, insanların manevî hayatı ihmal edilmiş ve ruhi dengesi bozulmuştur. Bu yüzden dünyada kişilik bozukluğu yaşayan insanlar çoğalmıştır.
Bugün iyi ve ilmin ışığında kullanılmayan teknolojinin faydasından çok zararı olmaktadır. Halbuki insanın, maddeye olduğu kadar manaya da ihtiyacı vardır. Manevî boşluk içinde olan insan, olumsuz birtakım olaylar karşısında gösterilmesi gereken davranışı, direnci, tevekkül ve sabrı gösteremez. İşte bu hal insanlarda anti sosyallik, depresyon ve kişilik bozukluklarına sebep olmaktadır.
Zamanımızda insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşan hastalıkların başında kişilik bozuklukları yani anti sosyallik ve depresyon hastalığı gelmektedir. Modernleşmenin getirdiği yalnızlaşma; sosyal yardımlaşma ve dayanışma sistemlerinin çözülmesine, bu da depresyonun bir salgın hastalık haline gelmesine neden olmaktadır. Dünya sağlık örgütüne göre de depresyon gelecek yıllarda dünyanın en önemli sağlık problemi haline gelecektir.
ABD’de yapılan bir araştırmayla son yıllarda kişilik bozukluklarının iki katına çıktığı tespit edilmiştir. Bunun en büyük sebebinin de genç nesillere inanç ve manevî değerlerin aktarılmaması, televizyon ve bilgisayar kültürünün olduğuna inanılıyor. Çünkü bu kültür insanı yalnızlaştırıyor, sanal ortamda yaşamaya alıştırıyor, bundan dolayı da kişi gerçek hayata adapte olmakta, insanlarla sosyal ilişki kurmakta, sevincini ve üzüntüsünü başkalarıyla paylaşmakta güçlük çekiyor. Bu durumda birey, hayatın zorluklarıyla tek başına mücadele etmek zorunda kalıyor ve çoğu zaman da bu mücadelede hayata yenik düşüyor. İşte bu sonuç da kişinin bunalıma ve depresyona girmesine sebep oluyor.
Son yıllarda anti sosyallik, depresyon ve kişilik bozukluğu gibi hastalıklarda ülkemizde de büyük bir patlama olmuştur.
Din, inanç, ibadet, sabır ve tevekkül gibi ahlaki/moral değerlerden habersiz gençlerimize, medya vasıtasıyla acıma, merhamet ve şefkatin olmadığı bir dünya takdim ve telkin edilmektedir. Bugün tele vole ve magazin programlarıyla aile ve toplumun ahlaki yapısı erozyona uğratılıyor. Maalesef kendi medyamız, kendi insanımızın ruhi hayatını ihmal eden ve ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsur haline gelmiştir. Bu programlar, insanı maddileştiriyor, bencilleştiriyor, hırçınlaştırıyor. Bunun sonunda da toplumda birbirinden kopuk, birbirine yabancı, birbirini sevmeyen, birbirine saygı duymayan, hayatı sadece cinsel zevklerin tatmininden, yemek ve içmekten ibaret sanan, birbirine nesne (eşya) muamelesi yapan, benliği öne çıkarmış, ben yaşayayım el ne olursa olsun felsefesiyle yaşayan bir, gençlik yetişiyor.
Aslında, inanan ve moral değerlere kıymet veren insanlarda, yani ruhî yönü ihmal edilmemiş insanlarda bu hastalıklar görülmez.
Hayat yolu tek düze değil, inişli ve çıkışlıdır. “Düşüp kalkmaz bir Allah’tır” derler. İnsan devamlı bir kararda kalmaz. Hep mutlu, hep mutsuz olmaz. Her şey Allah’tandır. Allah saadet verir sevindirir, felaket verir dener, sınar, tecrübe eder. Darlıkta-bollukta, mutlulukta-mutsuzlukta, zenginlikte-fakirlikte her halükarda, Yaratana tevekkül edip sığınmak, sabredip, tahammül edip ecir ve sevap beklemek gerekir.
Millî ve manevî değerleri benimseyen ve ruhi yönünü ihmal etmeyen insan, Allah’tan geldiğini ve O’na döneceğini bilir. Çünkü o, insanın bazen denendiğini, sınandığını, tecrübe edildiğini bilir. Bu da yüce Allah’ın, “And olsun ki, sizi biraz korku ve açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz (sınarız, tecrübe ederiz). Ey Peygamber! Sabredenlere müjdele! “O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman biz Allah’ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz” derler. Ve işte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır” buyruğunu bilmesinden ve inanmasındandır. Başına gelen olumsuzluklara Allah rızasını kazanmak için sabreder, tahammül gösterir. Bu halin kendisine büyük manevî kazanımlar sağlayacağını bilir. İnancı ona, burada kaybedersen orada kazanırsın tesellisini verir.
Sokakta kendisinden büyük ve güçlü arkadaşları tarafından dövülen çocuk “Sizi babama söyleyeceğim, babam da sizi döver” diyerek güçlü arkadaşlarının şerrinden babasının onlarınkinden fazla olduğuna inandığı gücüne sığınarak teselli bulur.
İşte inanan insan, maddî ve manevî kuvvetiyle üstesinden gelemediği olaylar ve durumlar karşısında, bütün varlık âleminin sahibi olan Yüce Allah’ın sonsuz kuvvet ve kudretine sığınarak teselli bulur ve kendini güvende hisseder. Ölüm hariç hiçbir şeyin dünyanın sonu olmadığına inanır. Bir kapıyı kapatan Allah’ın başka bir kapıyı açacağına inanır. Onun için demokraside çare tükenmez derler. İnanan için hiçbir şey hayatın sonu olamaz, ölüm bile onun için son değil yeni bir başlangıçtır.
(SÜRECEK)
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@